Son Dakika Haberler

‘Dokunulmazlık’ seçilene değil, seçene tanınmış haktır! / Veli BEYSÜLEN

‘Dokunulmazlık’ seçilene değil, seçene tanınmış haktır! / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

DOKUNULMAZLIK SEÇİLENE DEĞİL, SEÇENE TANINMIŞ HAKTIR!


Veli BEYSÜLEN yazdı: “Mevcut haliyle işlevsizleştirilmiş ve yürütmeyi denetleme görevi iyice zayıflamış olan TBMM, iradesi olmayan vekiller topluluğu olmanın ötesine geçmeyecektir.”



Türkiye’nin gündemi, baş döndürücü bir hızla değişiyor. Nitekim bu yazıyı yazdığım saatten geriye doğru baktığımda, 17-21 Mart tarihleri arasında, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldü. Yargıtay Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi’nde HDP’yi kapatma davası açtı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyetindeki Gezi Parkının mülkiyeti belediyeden alınarak bir vakıfa devredildi. Gece yarısı yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. 4,5 ay önce Merkez Bankası’nın başına getirilen Naci Ağbal görevden alındı

Tüm bunlar, Cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2 Mart tarihinde “İnsan Hakları Tutum Belgesi” adı altında, bu alanda yapacaklarına dair, öncekilerin tekrarı olan bir açıklamasının ardından, son bir hafta içinde yaşandı. İlginç olan ise, Erdoğan’ın açıklamayı yaptığı gün iktidarın küçük ortağı MHP’nin genel başkanının yargıya, “HDP’yi kapat” çağrısı yapmasıydı. Elbette HDP’nin kapatılması için çağrı yapan tek siyasi Bahçeli de değildi. Kendisi de bir hukukçu olan AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, “HDP inşallah kapatılacak ve bir daha açılmayacak.” açıklaması yaptı. Halbuki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 138/2 maddesinde, “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.” denmektedir. Bu madde Anayasa’da duruyorken, iktidarın küçük ortağı olan siyasi partinin genel başkanı ile 19 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın büyük ortağı olan partinin grup başkanvekilinin, ellerindeki iktidar gücüyle, yargıya bir başka partiyi kapatın çağrısı yapmaları, en hafif deyimiyle yargıyı baskı altına almaktır. Yargının taraflı olduğunun ve iktidar blokundan gelen bu tür çağrıları dikkate alacağı artık herkesçe bilinmektedir.

Nitekim çağrının yapılmasının hemen ardından, yine aynı gün içinde Cumhurbaşkanı’nın “İnsan Hakları Tutum Belgesini” açıkladığı canlı yayında, altta son dakika haberi olarak Yargıtay Başsavcılığının HDP hakkında inceleme başlattığı haberi geçiyordu. Bu arada, HDP milletvekillerinin siyasi faaliyetleri için soruşturmalar başlatan birçok il savcılığının hazırladığı fezlekelerin de TBMM başkanlığına ulaştırıldığına dair haberler medyaya düşmeye devam ediyordu.

Önümüzdeki günlerde bu fezlekelerin meclis gündemine getirileceği medyada sürekli tartışılmaktadır. Bu çerçevede, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Milletvekili seçilmeden önce hakkında açılmış bir davada aldığı ceza hızlandırılmış bir şekilde Yargıtay’da kısa bir süre de onandı ve TBMM’de okunarak milletvekilliği düşürüldü.  

Peki, kimdir Ömer Faruk Gergerlioğlu?


Bir insan hakları aktivisti, yıllardır bu ülkenin neresinde bir insan hakları ihlali varsa orada olmuş, ihlalleri kamuoyuna duyurmuş, ortadan kaldırılması için verilen mücadelelerin içinde ve yanında olmuş bir doktor.

AKP’nin çok kullandığı ve kendisine mağdur olma payı çıkardığı 28 Şubat süreci ve sonrasında, türbanlı kız öğrencilerinin okullara alınmamasına karşı yıllarca mücadele etmiş, İnsan Hakları ve Mazlumlarla Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) eski genel başkanı.

KHK ile işinden, ekmeğinden, geleceğinden edilmiş on binlerce mağdurun, işkence ve çıplak arama mağdurlarının TBMM’deki sesi Ömer Faruk Gergerlioğlu.

İşte tüm bu özelliklerinden dolayı, iktidar ortakları için meclisten ivedilikle uzaklaştırılması gereken, iflah olmaz bir insan hakları savunucusu.    

Asıl ilginç olan, milletvekilliği tartışmalı bir şekilde düşürüldüğü halde, Meclis’i terk etmeyen ve partisinin grup odasında adalet nöbeti başlatan Gergerlioğlu’nun, bir gün önce iktidarın küçük ortağının yaptığı, “Yer yatağıyla birlikte dışarı atılsın.” çağrısı üzerine, Meclis Başkanının talimatıyla, 21 Mart sabahı, sabah namazı için abdest almaya gittiği lavabodan, üstünü giymesine bile izin verilmeden, üstünde pijama ayağında terlikle gözaltına alınmasıydı. Elbette tüm bu görüntüler, Türkiye’nin imajı olarak dünya medyasına düştü. Halbuki Ömer Faruk Gergerlioğlu, 24 Haziran 2018 milletvekili seçimlerinde seçim günü seçilmesine engel herhangi bir cezai durumu olmadığı, yüksek yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulunca (YSK) onaylanmış olup, seçmenin tercihine sunulmuş ve seçilmiş kişidir. Seçildiği gün dokunulmazlık kazanmıştır.

Peki, nedir dokunulmazlık?


Dokunulmazlık; seçilenin kendisine değil, onu seçen seçmene tanınmış bir haktır. Zira kişi seçildikten sonra, artık kişi değil “irade“dir. İradeye dönüşmüş olan kişinin, kanunların tarif ettiği yüz kızartıcı suçlardan birini işlediği kanıtlanmadıkça, sadece düşüncesinden dolayı önceden devam eden davada verilen mahkumiyet kararı gerekçe gösterilerek ya da ceza almadığı halde soyut suçlamalarla görevden alınması ve görevinin sonlandırılması, onun aday olmasına engel, cezai bir durumunun bulunmadığına dair belge düzenleyen Adalet Bakanlığı Adli Sicil biriminin bu işleminin idari kararla ortadan kaldırılmasıdır. Bu aynı zamanda yargı tarafından aday olmasının önünde engel olmadığına dair kendisine verilen bu belgeyle aday olmuş kişiye oy vermiş seçmenin iradesinin yok sayılmasıdır. Sadece iradenin yok sayılması değil, oy veren seçmenin temsilinin de engellenmesidir. Yani bu basit bir milletvekilliği düşürme işleminin çok ötesinde anlam ifade eden, seçmeni parlamento faaliyetlerinden men eden bir durumdur. Daha açık bir ifade ile, ona vekalet vermiş olan seçmenin talep ve düşüncelerinin çıkarılan kanunlara yansımasının engellenmesidir. 

Bu nedenle, vekilliği düşürülmek suretiyle görev yaptırılmayan vekilin katılmadığı Meclis toplantılarında çıkan kanunların meşruiyeti tartışmalıdır. Meclisin çalışma usullerine dair anayasa, kanun ve meclis içtüzüğü, meclis toplanma yeter sayısı ile kanun kabul yeter sayısını belirlemiş olduklarından, çıkan kanunların anayasaya uygunlukları değil, ancak  seçmenin temsiliyetinin engellenmesinden dolayı  meşruiyetleri tartışmalıdır. Bu, üzerinden atlanması mümkün olmayan ciddi bir seçmen hakkı ihlalidir. Böylesi bir ihlale yol açılmaması için, milletin iradesini temsil eden kişinin siyasi nedenlerle devam eden bir davada aldığı ceza, vekilliği sonlanıncaya kadar infaz edilmemelidir.

Kısacası iktidar bloku, demokrasinin bir haklar bütünü olduğunu kabullenmeli ve kendisine yönelen en küçük bir eleştiride sığındığı milli iradeyi diğer seçilmişler için de gözetmelidir. Tüm baskılara ve kapatma davasına rağmen, 2021 Newroz’unda yüz binlerce insanın HDP’nin çağrısıyla Türkiye’nin dört bir yanında alanları doldurması, iktidar blokunun siyaseti dizayn etme projesinin tabanda tutmayacağını gösteriyor.

Elbette bu projenin tabanda karşılık bulmaması sadece HDP ile sınırlı kalacak bir karşı çıkışla mümkün değildir. Projenin tutup tutmayacağını topyekûn muhalefetin karşı duruşu belirleyecektir. Muhalefet, HDP’nin eski eşgenel başkanı Selahattin Demirtaş ile mevcut eşgenel başkanlarının demokrasi ittifakı çağrılarına olumlu cevap verdiği takdirde, ekonomide ve dış politikada iyice sıkışmış, işsizliğin, yoksulluğun bunalttığı toplumun terk ettiği iktidar blokunun siyaseti dizayn etme projesi, Türkiye toplumunda karşılık bulmayacaktır.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi, milyonlarca seçmenin oyunu almış Türkiye’nin 3. Partisi hakkında, siyasi faaliyetleri üzerinden  kapatma davası açılması ve Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden, Anayasa’nın 90. Maddesi’ne aykırı bir şekilde,  TBMM devre dışı bırakılmak suretiyle Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle çekilmesi, iktidar blokunun, milliyetçi ve muhafazakâr seçmene mesajlarıdır.

Tüm bunlar, blokun seçimin 2023 yılında yapılacağı söylemlerinin aksine, Türkiye’nin hızla bir erken seçime doğru gittiğini göstermektedir. Görünen o ki, normal şartlarda iktidarda kalma şansı zayıflamış olan iktidar bloku, seçmeni yanına çekmek için hukuksuzluklara devam edecektir. Kuşkusuz muhalefetin, iktidarın meclis ile yargının siyaseti dizayn etme araçları haline getirilmeleri taktiklerine karşı çıkmak gibi bir sorumluluğu vardır.

Unutulmamalıdır ki, anayasa, yasa ve hukuk tanımayan anti demokratik her uygulama, kendisinden sonra gelecek olan daha ağırına zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle partiler ve tek tek milletvekilleri, iktidarın bundan sonra atacağı adımlara karşı çıkmak ve seçilmişlerin kendilerini seçen seçmen adına kullandığı dokunulmazlığa kıskançlıkla sahip çıkmakla görevlidir. Bu yapılmadığı takdirde, mevcut haliyle işlevsizleştirilmiş ve yürütmeyi denetleme görevi iyice zayıflamış olan TBMM, iradesi olmayan vekiller topluluğu olmanın ötesine geçmeyecektir.                                                                                         

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)