Duvar gazetesi kaldırdı, biz yayımlıyoruz: Ermeni Tehciri - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Duvar gazetesi kaldırdı, biz yayımlıyoruz: Ermeni Tehciri

Duvar gazetesi kaldırdı, biz yayımlıyoruz: Ermeni Tehciri
Yorum Yap

Duvar gazetesi kaldırdı, biz yayımlıyoruz: Ermeni Tehciri…

İfademiz hiç şaşmayacak

İfade özgürlüğünün ‘ama’sı varsa ona ifade özgürlüğü değil ‘bize göre ifade özgürlüğü’ denir. O ‘biz’ her kimse, bir süre sansür uygulamayı da kendine hak görmeye başlar.

İktidar yandaşı medyada bu böyle de, muhalif medyada çok mu farklı? Değil! Ve aslında bakarsanız hiç de olmadı! Bunun son örneğini Gazete Duvar’ın yayın politikasında bir kez daha gördük; daha önce de olmuştu, bir kez daha oldu. Benzer durum sadece kendini ‘radikal demokrat’ ilan eden medya kuruluşlarında olmuyor, sosyalist medyada da bu ve buna benzer tutumlar daha kadro oluşturulurken dikkate alınıyor ki, ‘çatlak’ sesler çıkmasın!

Gazetelinkmedya olarak aslına bakarsanız tek önyargımız ifade özgürlüğü… Farklı fikirlere, analizlere müdahale etmiyoruz, genel okur kitlemizden gelebilecek tüm tepkilere de göğüs germeyi göze alarak yazarlarımızın yazılarını yayımlıyoruz.

Başımızı hukuki açıdan belaya sokacak bir üslup ve yorum olsa bile, sadece uyarıyoruz, ama son sözü yazara bırakmayı bir ifade özgürlüğü meselesi olarak ele alıyor ve saygı duyuyoruz.

İşte bu sebeple, fikirlerine katılalım ya da katılmayalım, uzun süredir gazeteduvar’da yazan Gülgün Türkoğlu Pagy’nin yazısını yayımlama kararı aldık. Zira ona yönelik uygulanan sansüre ilişkin açıklamanın, ifade özgürlüğü konusunda ‘radikal demokrat’ medyanın bakış açısını çok açık ortaya koyduğu görüşündeyiz.

Kendine demokrat, ötekine sansürcü olmanın daha açık tarifi olamazdı zira bize göre… Özetle ‘arkadaşlar yazıyı okumadan koymuş, okusak doğrudan sansürlerdik, yayımladıktan sonra gördük ve hemen kaldırdık’ açıklaması işte bu bakışın kısaca özeti…

İfade özgürlüğünün hiçbir sınırı olamaz; ister Ermeni meselesi konusunda olsun, ister Yahudi soykırımı. Herkes istediğini istediği şekilde ifade eder. Eğer ki o medya kuruluşunun genel ilkelerine ters ise de, yolları ayırmanın medeni bir yolu tercih edilir. Gelen bir yazıya yasak koyarak değil, servis edilmiş bir yazıyı kaldırarak değil…

Dedik ya varsa bir önyargımız, ifade özgürlüğünü savunup sansür yapanlaradır. İfadesiz kalmayacağız!

Gazete Duvar’ın yayından kaldırdığı yazı şöyle:

Ermeni Tehciri

Çivisi çıkmış dünya… Çivi nerede duruyordu da çıktı acaba? Bir mecazla ifade bulmuş olsa da ondan kopulduğunda dünyayı sallayacak bir merkez var demek ki! Gelenek, bu merkezin Hak duruş olduğunu söyler. Mevleviler saatlerce dönseler de bir ayakları sabit durur. Bir pergel misali; daireyi tamamlayıp dururlar, dünyayı turlarlar sarsılmadan; bir ayak her daim Hakta. İnsanın kendinden öte gidebildiği bir dünya var mıdır? Dünyalarımız küçük olsa da hepimizin hesabı Hak duruşa mesafemizden kesilir kanımca.

Eğri oturalım mı bilmem ama doğru konuşalım; doğrudan söyleyiverelim. Ondan da önce Artik Penik’in ölüm yatağında alınan görüntü kaydını izleyelim. Kendini bir dava uğruna yakmış bir insanın, ölmeden hemen önce söylediklerinden daha sahici ne olabilir? Cânım Artik Penik, sözlerinin etki edeceği gönül, yok artık bizlerde! İsa, bize “Fahişeye ilk taşı, hiç günah işlememiş olanınız atsın” dese, arsızca hepimiz taşlarız; hem de birbirimizin fahişelik yaptığını bile bile. Solculuk desen emperyalizmle dans peşinde. Birlikte yaşamayı beceremedik.

Bir karıncayı öldürmek bile olanaksızken, insanların katledilmesini olağan görmek, soysuzluktur. Yaşanan acılara saygı göstermek, bizi duyguda birleştirir ve bu çok değerlidir. Akıl boyutundaysa nesnelliğin aranması haktır. İçlerinden türemiş soysuzların, halka yaptıkları zulüm nasıl yadsınabilir? Tarafsız olabilmek belki de bir avuç dolusuna nasip olur böyle bir konuda; bedeli ağır bir tarafsızlıktır Artin’inki. Kendini yakışından beş gün sonra vefat edeceği hastane yatağından, tükenmekte olan soluğuyla, ekilen nifak tohumlarının, bu coğrafyada karşılığı olmadığını yalvarırcasına dile getirir. Soykırım iddiasının kabul ettirilmeye çalışılmasının, boş bir uğraş olduğunu yazan, ASALA benzeri terörist, faşist ellerden çıkan kurşunla yaşamını yitiren yurttaşımız Hırant Dink’in çığlığı da buna benzerdir. Tıpkı, Adana konuşmasından cımbızlanan cümlelerle Ermeni düşmanı olduğuna hükmedilen Atatürk gibi, o da çok kıymetli bir yazısından cımbızlanan cümlelerle ölüme mahkum edilmiştir.

Soykırım yapıldığı iddia edilen tarihlerde, Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu durum ve koşullar hatırlanmalı:

– Düzenli orduları lağvedilmiş
– Parası, sanayisi olmayan
– Söz gelişi değil, fiili olarak, emperyalist ülkelerce dört bir yanından sarılmış
– Topraklarının hangi ülkeler arasında, ne şekilde paylaşılacağına kağıt üzerinde karar verilmiş
– Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkacak, çok yoksul ve yıpranmış bir halk.

Türklerin Ermeni Tehcir Tezi, karşılıklı katliamların yapıldığını kabul eder. Bu önemli bir kavramsal ayrımdır. Karşılıklı katliam olduğundan, doğru tanım Mukatele’dir. Rus arşivleri, Ermenilerin arasında halkı kışkırtan Rus, İngiliz ve Fransız ajanlarının bulunduğunu ispatlamaktadır. 1915 Mayıs ayına dek, 120 binden fazla Türkün, Ermenilerce katledildiği Fransız, İngiliz ve ABD arşivlerinde yer almaktadır. Ermeni vatandaşlara yapılan saldırıların failleri olan 1673 görevli, Divan-ı Harb’e sevk edilmiş; kimi idam edilmiş, kimi hapis cezasına çarptırılmıştır.

Yukarıda anlatılan şartlarda boğuşan halk, bölünme tehlikesine karşı, ülkeyi savunmuş ve zafer kazanmıştır. 1915 yılından, sözde soykırımdan önce, ülkeyi bölmek amacı güden emperyalist devletlerle yaptıkları işbirliğiyle, çeşitli vilayetlerde katliamlar yaptıkları yabancı arşivlerce de doğrulanan bölücülere karşı bir önlem alınmayacak mıydı? 1912-1914 yıllarında, Rus, İngiliz ve Fransız desteğiyle, altı ilimizde “Ermeni Islahatı” başlatılmıştır. Örneğin; bu, altı kente, ikişer vali atanması girişimi, bölme çabasıydı. 1914 yılında, bir milyon kadar müslüman, Tiflis ve Erivan’dan Türkiye’ye sürülmüştür. Bunlardan topraklarımıza ulaşabilenlerin sayısı, 702 bindir.

Ussal bir dizge, bir iddianın öncelikle ispatına muhtaçtır. Soykırım öncelikle ispat edilmelidir. Bir soykırım yapıldığını kanıtlayabilecek bir belge mevcut değildir. İspat edilememiş bir suça istinaden Türkiye mahkum edilmiştir. Bu tutum, Birleşmiş Milletler Antlaşması’na aykırıdır. Soykırım çok ciddi bir iddiadır. Nesnel düzeyde, olguların incelenmesinde kavramların doğru kullanılması beklenir. Bu çerçevede, yanlış kullanım değil, art niyetli kullanım vardır.

Osmanlı arşivleri açıldı; neredeyse tamamına İnternet’ten erişim olanaklıdır. Ermeni arşivlerininse tamamı bir türlü açılmamaktadır. Örneğin: Taşnak Partisi ile dönemin Rusya’sı arasında yapılan yazışmalar, Boston‘daki Taşnak Arşivi’nde bulunmaktadır. Bu arşiv açılmamıştır; yazışmaların bazılarının, birer kopyasıysa Rus arşivlerinde bulunmaktadır. Tarihçiler, bu yazışmaların, soykırım iddiacılarının, iddialarını tamamen geçersiz kılacak nitelikte olduğunu bildiriyorlar. Benzer bir biçimde, Kudüs Patrikhane arşivi, Erivan 1923 öncesi arşivi açılmamaktadır. İzin verme konusunda nasıl da “seçici” davranıldığı, yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir.

Türk tarafının, 1919 yılında, İspanya, Danimarka ve İsveç’ten ikişer tarafsız hukukçu gönderilmesi suretiyle, olayın incelenmeye açılması teklifi reddedilmiştir. Türkiye’nin konuyla ilgili komisyon kurma teklifleri, sistematik bir biçimde reddedilmektedir. 2005 yılında, iki taraf nihayet Viyana’da biraraya gelebilmişler, belge değişimine başlamışlardır. Fakat, Ermeni tarafı bu görüşmelerden aniden çekilmiş, vazgeçmiştir.

20 Mart 1982’de Boston’daki The Armenian Weekly gazetesinin başyazarı ve editörü olan James H. Taşçiyan, Atatürk hakkında var olduğu iddia edilen haberin yalan olduğunu yazmış, fakat ne gariptir ki hemen işinden olmuştur.

Dünya tarihinde bir benzerine rastlanmamış Kurtuluş Savaşımızın, emperyalist ülkeleri hiç beklemedikleri bir mağlubiyete uğratmışlığının damaklarında bıraktığı acı lezzetin bir uzantısı olmalıdır soykırım iddiası.

Yaşamı, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle belirlemiş bir kişinin ırkçı olabileceğini düşünmek, bilinçsizliktir. Anzak annelerine, öylesine seslenebilmiş bir kişinin soykırımcı, kafatasçı olduğunu düşünmek us düşmanlığıdır; bilgisizlik kaynaklı kötülüktür.

Atatürk’ün, Ermeni sorununun asıl köküne işaret eden konuşmasından bir alıntıyla bitirelim: “Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin menfaatinden ziyade dünya kapitalistlerinin menfaatine göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru surette çözülmüştür. Tekrardan eskisi gibi iki çalışkan halkın dostluğu kurulmuştur.”

*Bu yazı GazetelinkMedya’nın editoryal politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: