Elimi tutar mısınız? / Onur AKBAŞ - Gazeteler, Haber Manşet, Son dakika Gelişmeleri
Son Dakika Haberler

Elimi tutar mısınız? / Onur AKBAŞ

Elimi tutar mısınız? / Onur AKBAŞ
Okunma : Yorum Yap

Elimi tutar mısınız?

Çağlar ilerledikçe gelişen teknoloji ve onun getirdiği konforla birlikte sondan başlangıca doğru evrilen hayatların her geçen gün yaşamı dar ettiği bugünlerde ortaya konulan reçeteler hep kaynak üzerinden oldu. Dolayısıyla soruna aranan çarelerin öznesi durumunda sürekli kod olarak dil yer aldı. Evet, bir bakıma doğru olan da buydu. Buna kimsenin itiraz yok. Ama her kesimden statüden, meslekten, meşrepten insanın insanı insanlıktan çıkaran halleri karşısında tek problem dil miydi? Ya da dil bu denklemde sebep miydi, netice mi?

Evet biraz daha derine insek tavuk-yumurta döngüsüne hatta kısır döngüye girmemiz kaçınılmazken biz iletimizin doğrusundan sapmadan devam edelim.

Hayata bakış açınız, kültür dünyanız, (varsa) okuma biçimi veya kültürünüz yani fenomenolojiniz bir anlamda kelimelerinizin dölyatağıdır. Dolayısıyla anlattıklarınız, tarif ve tasvirleriniz, duyduklarınız ya da duymayı istediklerinizin inisiyatifinde gelişir. Bu da sizin yaşam biçiminizin MR’ı yahut tomografi sonucudur.

Yani hayatımızın edimi ve nesnesi konumunda olan şeyler, ilgi ve ihtiyacımızı, onlar da algıda seçiciliğimizi tayin eder. Bu seçicilik hayatımızı ve dünyamızı algılayış biçimiyle birlikte bir değer hiyerarşisini doğurur. İşte algı biçimlerinin doğurduğu çarpıklık, değer hiyerarşisindeki bozukluğu, o da ne yazık ki kaosu besler.

Zira hızlı değişimler sadece sosyal değil, bireysel ve biyolojik dengesizlikleri de tetikler.

Bu durumda mesele sadece kanalı ve kodu değil alıcının çözülen kodu algılayışındaki çarpıklığı yani alımlama bozukluğunu ve problemin bağlamını da değerlendirmeye sonra çözümler üzerinde konuşmaya kalıyor.

Bu da kolektif bir alımlama adına doğru ve isabetli hayatların ve hayat biçimlerinin sponsorluğu ile olur.

Ben burada bunu arz ederken yaşam biçimlerinde bir seçicilikten ve seçilenin yahut seçenin yaşam biçimini sorgulamayı, övmeyi yahut yermeyi değil, kısacası müdahale etmeyi değil; insanlığın ortak hazinesi olan değerleri algılama biçimini, okumaya ve düşünmeye azmetmiş bir avuç zihin ve iz’an sahibiyle paylaşarak insanlık adına soluk alıp verebilen birkaç okuyup düşünebilenle birlikte, “öteki”ni ötekileştirip parmak sallamadan, üst perdeden konuşmadan, sıradanlığın içinde benim değer verdiklerimi, algı biçimimi dayatmadan bir alternatif olarak zihni karışık başta entelektüel ve sonra kalabalıklara sunmak gereklidir diye düşünüyorum.

Modernizmin ve tutuculuğun tezat vadisinde el ele vererek insanlığı, onu insan yapan bütün sermayelerinden sömürdüğü bir zamanda, bütün karşıtlıklarımız, farklarımız, yaşam biçimlerimiz, kıyafetlerimiz, dinlerimiz, mezheplerimiz, dinsizliklerimiz, rengimiz ve daha nelerimizle birlikte hem de bütün bunları çıkarıp bir kenara koymak zorunda kalmadan; birbirimizin gözüne, gönlüne, çocukluğuna, aşkına, özlemine, heyecanına, rüyasına yani masumca ve insanca nelerimiz varsa onlara en masum yanımızdan bakabilme edimini kazandığımızda işin fenomenoloji kısmı tamam demektir. İşte o zaman dili de üslubu da ifade biçimini de tartışabiliriz.

Bu bağlamda hayatı “şöyle olsaydı”sından okuyup “böyle de olur”undan yazmaya başladığım günden beridir, hep ‘öğrenme ve paylaşma heyecanını’ yenmenin en güzel yolunun yine öğrenme ve paylaşma olduğunu algıladım.

Şimdi bu ve benzer heyecanların sayısı az her havarisi ile el ele yürümeye çalışıyorum. Ve bu duygularımla GazeteLink okurları ve çalışanlarını selamlıyorum. Elimi tutar mısınız?

Onur AKBAŞ
onurakbastde@gmail.com

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: