Son Dakika Haberler

Erhan CEYLAN: Etik ile hukuk arasında bir yerde

Erhan CEYLAN: Etik ile hukuk arasında bir yerde
Okunma : Yorum Yap

Etik ile hukuk arasında bir yerde

Erhan CEYLAN yazdı:

Zonguldak Fener Ortaokulu’nda öğrenciyken Türkçe öğretmenimiz Engin Seylan “Kişiler olaylarla tanınır” demişti bir ders sırasında. Yıllar geçti, o sözü unutmadım hâlâ. Yaşıyorsa selam olsun. 

Geçen zaman içinde bu önermenin ne kadar doğru olduğunu yaşayarak öğrendim. Mesela yıllardır sessiz sedasız işini yapan, gözlerden uzakta sessiz, sâkin bir hayat süren çok sayıda bilim insanı, sanatçı, bürokrat vb. kimsenin ilgisini çekmez. Medya onları görmez, haklarında yazılar yazılmaz, röportaj yapılmaz, vesaire, vesaire.

Ancaaak, o kişi, mesela LGBTİ bireylerden birisi olsa- özellikle de taşrada- herkes birbirine parmakla gösterir, hakkında gerçek-yalan sayısız haberler üretilip dolaşıma sokulur. O artık en azından yaşadığı bölgede meşhur birisidir. E, bu da bir şey!

Engin Hoca’mın sözü her coğrafyada ve her zaman diliminde geçerli bir önermedir. Sosyal medya diye tabir edilen iletişim ağının nelere kâdir olduğunu artık 2 yaşındaki çocuk biliyor. Çocukken başınızdan geçen bir olay, ileride, bir sebeple karşınıza çıkıverir; çıkmakla kalmaz, mesela yeni yeni sivrilen bir politikacı iseniz, ya da kitlelerin sevdiği, hayranı olduğu bir sanatçı, cümle alemin gözetimi altındasınızdır artık. 

Bir işim sebebiyle PTT’ye gitmiştim yıllar önce, memurun önündeki dosyada kişisel bilgilerim vardı; hatta öğrencisi olduğum ilkokulun adını bile gördüm! (Neyse ki, sanatçı da siyasetçi de değilim!) O zaman aklıma gelip de üzerine gitmedim nedense, insanın basireti bağlanıyor bazen. Bir de, fakültede öğrenciydim o zaman, uğraşacak hâlim zaten yoktu.

Yakın zaman önce, kanallar arasında dolaşırken dikkatimi çektiği için  takıldığım bir programda Şebnem Korur Fincancı hakkında konuşulduğunu gördüm. Konuşan Avukat Ceyhan Mumcu’ydu. Duayen bir avukattır  Ceyhan Bey, kaldım, izledim. Anladım ki, Uğur Mumcu’nun katledilişinin yıl dönümü münasebetiyle çağrılmıştı programa. İlginç şeyler söyledi, o güne kadar duymadığım, bilmediğim. Şebnem Fincancı Korur’un, Uğur Mumcu’nun katillerinin cezaevinden salınmaları için nasıl çaba harcadığını anlatıyordu. Hatta, daha da ileri giderek, delilleri karattığını söyledi.

Anlattığına göre, sanıkların avukatı o dönem İ.Ü. Cerrah Paşa Tıp Fakültesi  Adli Tıp Kurumu Başkanı olan Korur’u ziyaret etmiş ve müvekkillerinin içeride ağır işkencelere maruz kaldıklarını, kendilerini savunmalarının engellendiğini, hukuka aykırı delillere dayanılarak  tutuklandıklarını vs. anlatmış ve yardım istemişti. Korur da avukata “Her birisi içeride yaşadıklarını anlatan bir yazı kaleme alsınlar, değerlendirelim” demiş. Yine Ceyhan Mumcu’nun iddialarına göre Korur, işkence gördüklerini yazılı olarak beyan eden sanıkları görmeden, hiç birisiyle yüz yüze görüşme gerçekleştirmeden, işkence görmüş olduklarına dair rapor düzenlemiş; işkencenin yarattığı travmanın zamana yayılarak etkisinin devam edeceğini, işkence altında alınan beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini de raporuna eklemişti. Bu programdan hemen sonra başka yayın organlarının da benzer haberler yaptıklarını gördüm. 

Ceyhan Mumcu’nun beyanlarının gerçekliğini, doğruluğunu tartışmak değil muradım. Hatta, Uğur Mumcu’nun ağabeyi ve avukatı olarak söylediklerine itibar edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak meseleyi bir de karşı tarafın gözüyle irdelemek lazım. Belki, Şebnem Fincancı Korur da iddialara cevap verir, gerçekleri tüm açıklığı ile öğrenir kamuoyu. 

Benim asıl takıldığım bunların neden şimdi, Korur hapiste, tecrit altındayken gündeme getirildiği. En azından yargılama sürecinin sonuna bırakılabilirdi. Bu işin etik boyutu. Maksadım, ortada bir yanlış varsa bunun üzerinin örtülmesini savunmak değil; ne de Şebnem Fincancı Korur’u tartıştırmak! Aksine böylesi hayati bir konuda bilerek ya da bilmeyerek bir takım hukuka, usule aykırı işler yapılmışsa (Mumcu, öyle olduğunu iddia ediyor) bunun mutlaka açığa çıkarılması, tartışılması gerektiğini savunurken zamanlamasını manidar bulduğumu da ifade etmek istiyorum. 

Bir de meselenin hukuki boyutu var elbette; Korur hakkındaki bu türden iddialar, açıklamalar, davanın görüldüğü mahkemenin hâkimlerine tesir edebilir, yargılamanın seyrini değiştirebilir ki, bunu en iyi bilenlerden birisidir Ceyhan Bey. Sebebi ne olursa olsun, kendini savunamayacak durumdaki hiç kimse böyle ithamlarla karşı karşıya bırakılmamalı. 

Bu ülke karanlıklardan, hukuka, hakkaniyete aykırı; adalet duygusunu örseleyen eylemlerden, uygulamalardan çok çekti. Hâlâ da çekiyoruz. Yaşanan üzücü olayların yarattığı yıkımı, o acılarla bizzat hemhal olan, bunu etinde, yüreğinin derininde hissedenler anlayabilir ancak. Ülke Tarihi’ne kara birer leke olarak geçen onca acı olayı kısa süre sonra unutmadık mı? Yanlışa yanlış diyebilmeli; ama aynı zamanda hukuktan, hakkaniyetten ayrı düşmemeliyiz ki, adalet duygusu yara almasın.  

Ne zaman acı, yakıcı konulardan uzaklaşıp âsude hayatlar yaşayacağız? Ömür çok kısa!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)