Son Dakika Haberler

Erhan CEYLAN: Küf’lü paradigma

Erhan CEYLAN: Küf’lü paradigma
Okunma : Yorum Yap

Küf’lü Paradigma

Erhan CEYLAN yazdı:

Sanat çoğunlukla hayatı taklit eder, onun peşinden gider; ama bazen bunun tersi de olur, hayat sanatın peşi sıra gider.

Sanat insanın kendini aşma çabasıdır; hayatta muvaffak olamadığımız şeyleri sanat yolu ile gerçekleştirmeye çabalarız; bu yanıyla iyileştiricidir. Bazen de üzer, bazen sevindirir, ürkütür, irkiltir, içinde yaşadığımız hayatlar gibi.

Kayıp oğlunun kemikleri kendisine bir çuval içerisinde teslim edilen babanın görüntülerini görünce aklıma geldi, bu önerme. Bütün dünyanın kıskandığı bir ülkenin adalet sistemi vatandaşına bunu reva görmüş; bir cenaze arabasını bile esirgemiş. O çuvalın içinde sadece kemik değil, bu ülkenin insanlık onuru vardı aynı zamanda. Bir milletin utancı vardı.

Başlangıç cümlesine dönersem, söz konusu babaya reva görülen bu insanlık dışı muamele, 2012 senesinde vizyona giren Ali Aydın’ın “Küf” adlı filmini hatırlattı; başrollerini Ercan Kesal, Muhammet Uzuner ve Tansu Biçer’in paylaştığı. Bundan on sene evvel bugünleri görmüşler sanki.

Filmde Basri (Ercan Kesal) oğlu kaybedilmiş bir babayı canlandırmıştı. 18 yıl boyunca Devlet’in ilgili mercilerine mektuplar yazar ve hayattaki tek varlığı oğlunun bulunmasını talep eder.
Sen misin devletten oğlunu isteyen! Emniyete çağrılır ve orada polis amiri tarafından azarlanır; azarlanmakla da kalmaz aşağılanır, küçük düşürülür! Filmin en uzun diyaloglu sahnesidir bu aynı zamanda. “Ne diye mektup yazıp duruyorsun, yaşıyor olsaydı zaten çıkıp gelirdi, değil mi?” diye azarlar âmir (Muhammet Uzuner), Basri’yi. Fakat yılmaz Basri, mektup yazmayı sürdürür; sonunda amacına ulaşacaktır. Oğlundan geri kalan birkaç kemik parçasını bir kutu içerisinde teslim ederler kendisine, imza karşılığında. Bu dünyaya sığamamış biricik varlığı küçük bir kutuya sığmıştır.

Gündeme dönersek, babanın anlatımlarından anlıyoruz ki, çilesi oğlunun çoktan ölmüş olduğunu öğrenmekle bitmiyor. “Diken” Adlı internet haber sitesi şöyle veriyor haberi:

“Oğlunun kemiklerini torbada teslim alan baba: “Bize mezar kazdırıp kontrol ettiler.”

Ali Rıza Arslan, oğlunun cenazesini torbada teslim almadan önce askerlerin kendilerine mezar kazdırdığını ve defin işlemlerinin ardından gelip kontrol ettiklerini anlattı.

Arslan şunları söyledi: Karakolda bana ara aileyi gidip mezarı kazsınlar, dediler. Ben de 5-6 saat yol gideceğim, yarın da 5-6 saat yol döneceğim, oradan yola çıkınca arayıp mezarını kazmalarını söylerim, dedim. Karakol komutanı ‘Hayır’ dedi, ‘Gidip kazacaklar ve ben de gidip göreceğim’ dedi.”

Cumartesi Anneleri 27 Mayıs 1995’te ilk defa toplanmışlardı İstiklal Caddesi’nde, kaybedilen çocuklarının bulunması için. Dile kolay, neredeyse 30 yıla yaklaşıyor. O tarihte doğan çocuklar bugün ana, baba.
Ama Devlet’in buna tahammülü olamazdı elbet; devlet kutsaldı, tartışılmazdı, ne yapsa baş üstüneydi! Allah’tan sonra devlet gelirdi; o ister sever ister söver, isterse döverdi! Devletten hesap sorulamazdı. Kol kırılır yen içinde kalırdı. Kan kusulur ama kızılcık şerbeti içtim, denilirdi. Devlete ”Ne yaptın benim evladımı?” diye soru sormak, şikâyet etmek bile vatan hainliği ile eş değerdi.
İşte bundan sebep İstiklal Caddesi’ni, Galatasaray Lisesi önünü yasak ettiler annelere. Ama onlar acılarını ağıtlarına, türkülerine beleyip yüreklerinin toprağında umut yeşertiyorlar an be an. Bunu da yasaklasanıza!

Çünkü onlar “Kral çıplak” dediler haftalar, yıllar boyu. “Ölsek de evlatlarımızın hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz” diye haykırdılar Kürtçe, Türkçe…

Şimdi onlar, Ali Rıza Amca’ya gıpta ediyorlar mıdır, kim bilir! “Sen, hiç olmazsa kemiklerine dokunabildin…” derler mi? Sorular zor, cevapları da öyle!

Biliyoruz ki bu kirli, bu kokuşmuş sefil düzende, ülkenin gündemi her gün ayyuka çıkan hırsızlık, yağma, talan, tecavüz, adam kayırma, suç örgütleriyle kol kola iş tutma vakalarıyla meşgulken ne Cumartesi Anneleri ne de Ali Rıza Amca’nın feryadı hatırımızda uzun süre yer edecek. Bizimki gibi coğrafyaların kaderi bu!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)