Son Dakika Haberler

Eylül’de üç gün / Hüseyin ORTAK

Eylül’de üç gün / Hüseyin ORTAK
Okunma : Yorum Yap

Eylül’de üç gün

Üçüncü dünya ülkelerinde totaliter rejimler kalıcı hale nasıl geldi?

Hüseyin ORTAK yazdı:

Eylül’de üç gün… Üç farklı yılda ama hepsi Eylül’de gerçekleşmiş üç kanlı darbe. 15 Eylül 1971 Ürdün, 11 Eylül 1973 Şili ve 12 Eylül 1980 Türkiye. Üç ülke de üçüncü dünya ülkesi… Yıllar geçtikten sonra ortalığa saçılan belgelerden ve dönemin sorumlularının yazdığı anı
kitaplarından ABD’nin mali ve planlama anlamında büyük rolünün olduğu darbeler.

Bize ait olanını üzerinden 40 yıl geçti. Dönemin aktörlerinin kalanlarının da bir on yıl daha yaşayıp 12 Eylül’ün 50. yılını görecekleri şüpheli.

Sosyalist solun büyük bir iyi niyetle başarısının nedenleri konusunda hala kafa yorduğu, başta Evren ve dönemin önemli siyasal liderleri Ecevit ve Demirel’in anılarını yazmadan dünya sahnesinden çekildikleri bu darbenin en önemli sonucu olan totaliter rejimin sürekli hale dönüştürmek olmuştur. Üç bölüm olarak planladığım yazıyı, bu umdeye ulaşmak için temel şart olan toplumsal muhalefetin hangi yollarla etkisizleştirildiği konusunda bir bakış yapma çalışmadı olarak okuyabilirsiniz.

Yazıma başlarken belirtmeliyim ki ABD karşıtlığı ile Amerikan karşıtlığını ayırmak gerekli. Amerikan karşıtı olmak ABD’de yaşayanların ürettiği güzel müziğe, sanata yazdıkları enfes romanlara bizler gibi sıradan insanlarına karşı olmak anlamı taşıdığı için kabul edeceğim bir durum değildir.

ABD dünyanın tartışmasız en büyük ithalatçı ekonomisidir. Bu büyüklük içerisinde CİA de üçüncü dünya ülkelerinden kendine bağlı yönetici satın alırken yaptığı harcamalarla dikkate değer yer tutar.

Darbenin üzerinden kırk yıl geçti. Dönemin oyuncularının anı kitaplarında, gizliliği kalkıp ortaya dökülen belgelerde darbe dönemin hazırlanışının izleri hazin bir şekilde gözler önüne seriliyor.

Dönemin ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain “Ordunun (yönetime) el koymasının ardından yaptığı ABD-Türkiye ilişkileri” başlıklı yazışmasında, “darbecilerin bağlılık beyanının” kabul gördüğünü şu şekilde ifade ediliyor:

“Mevcut askeri liderlerin tamamını iyi tanıyoruz ve özellikle de NATO üyeliği başta olmak üzere Türkiye’nin güvenlik ya da dış politikasında değişim yaşanacağı yönünde bir endişe taşımamıza da gerek yok. Esas darbe öncesi faaliyetleri ile ilgili gelecekte ortaya çıkacak belgeler önemli.”

ABD’nin gangsterler döneminde dönemi Chicagosunda çocukluğu geçen ve muhafazakar katolik İrlandalı bir ailenin çocuğu olan ve II. Dünya savaşında General Mc. Arthur’un yakın çalışma ekibinde görev yapan “güvenilir” James Spain İn Those Days isimli anı kitabında sadece Türkiye’den değil 1960’lar sonrasında görev yaptığı Pakistan, Tanzanya, Sri-Lanka gibi ülkelerden de benzer anıları nostaljik bir üslupla anlatıyor.

1960’lar ve70’ler boyunca üçüncü dünya ülkeleri Vietnam, Cezayir, Küba gibi bir devrim düşüncesiyle sol muhalefetin güçlendiği ve kitleselleştiği bir dönemdi. Üçüncü dünya ülkelerinde farklı toplumsal sınıflar, farklı etnik kökenlerden gelen gençlerin aktif katılımıyla özgürlük ve eşitlik ve yeni bir sosyal düzen arzuluyorlardı. 1968 baharında beri ayaklanma halinde olan Avrupa işçi ve öğrenci gençliği de üçüncü dünyadan gelen bu talebi destekliyordu.

Böylesi bir atmosferde Ürdün’ün başkenti Amman’ı da sarmıştı. Sokaklar “Zafere Kadar Devrim”, “Tüm İktidar Direnişe” sloganları yazılı afişlerle donatılmış, kentin sokakları başları kefiyelerle örtülü silahlı militanlarla doluyken kent deyim yerindeyse 1917 Petrograd’ını hatırlatan bir atmosferdeydi. Ürdün’e yasadışı yollarla gizli bir şekilde giren yüzlerce Yahudi ve diğer ülkelerden gelen militanlarla enternasyonalist dayanışmacı günler yaşanıyordu. Bu coşkulu günlerin arkasında FKÖ ve FHKC fedailerinin işgalci İsrail Devletine karşı Batı Şeria’da kazandıkları zaferlerin yarattığı moral üstünlüğü vardı. El Fetih o günlerde Batı Şeria’da kurtarılmış bölgeler kurmaktan söz ediyordu.

Böyle bir devrimci atmosferde içerisinde CIA’nın hazırladığı ve İsrail’in desteğiyle yönetilen bir operasyon başladı. 15 Eylül 1970 günü Playboy kral olarak da bilinen Kral Hüseyin askerlerden oluşan bir savaş kabinesi kurdu ve fedayilerin yaşadığı mahallelere tanklarla saldırdı. 1971’de Filistinlilerin Lübnan’a sürgününe kadar yaşanan olaylarda on bine yakın Filistinli hayatını kaybetti. Operasyon hakkındaki perde arkası bilgileri The Washington Post’un 18 Şubat 1977 tarihli nüshasında Bob Woodward’ın “CIA Kral Hüseyin’e milyonlarca dolar verdi” başlıklı haberinde okuyabilirsiniz. Başkan Carter’in da The Post’un haberinden öğrendiği bu “mali destek” 20 yıl boyunca, minik kral’ın gençlik yıllarından başlayarak sürmüş. Genellikle Amman’daki CIA istasyon şefi tarafından nakit olarak elden teslim şeklinde gerçekleşen ödemeler sayesinde CIA Ürdün’de serbestçe faaliyet göstermiş olduğu söyleniyor. No Beef adı verilen bu operasyon ABD’ye bir egemen devletin liderine sağladığı “alışılmadık erişim” sayesinde CIA’nin tarihindeki en başarılı operasyonlardan birisi olarak kabul ediliyor.

Bu tarihsel vaka, lüks ve şatafata batmış yönetimlerin yolsuzluk ve rüşvet batağına da kolaylıkla batacağının ve halkın sevgilisi ve muzaffer bir komutan olarak bilinen bir Ortadoğu liderlerin CIA istasyon şefinin gayretkeş bir memuruna dönüşmesinin hazin bir örneği olarak akılda tutulmaya değer diye düşünüyorum.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri