Son Dakika Haberler

Ferhat AKTAŞ: Bölgesel politik denklemde neo-Osmanlı nereye koşuyor?

Ferhat AKTAŞ: Bölgesel politik denklemde neo-Osmanlı nereye koşuyor?
Okunma : Yorum Yap

Bölgesel politik denklemde neo-Osmanlı nereye koşuyor?

Türkiye’de saray yönetimiyle anılan mevcut iktidar yapısı her açıdan bir tıkanma yaşıyor. Paranoya ve histerilere seslenen, kutuplaştırma siyasetinden beslenen ve despotik lider kültüyle uzatmaları oynayan iktidar köşeye sıkıştıkça içeriye dönük daha saldırgan tutum sergilerken, dışarıda hegemonik güçlere ‘mavi boncuk’ dağıtmakla vakit geçiriyor.

Dün-bugün denkleminde söyledikleri ile yaptıkları tezatlık oluştururken bu durumu perdelemeye çalışmaları da şaşırtmıyor.

AKP-MHP ittifakının arka bahçesi işlevi gören bürokrasi, rejimin kendilerine sağladığı imkanlarla servetlerine servet katan sermaye çevreleri, yargı, güvenlik ve istihbarat aygıtları ile aynı merkeze bağlı havuz medya sarayın menfi çıkarları doğrultusunda gerçekleri manipüle ediyor; tekmili birden ezberletilmiş rollerini oynuyor.

Ülke saray yönetiminin yol açtığı derin ekonomik çöküş ve siyasal krizler yaşarken rejimin aparatı resmi-sivil kuvvetler ‘her şey güllük gülistanlık’ yaklaşımı içinde. Pişkinlikte sınır tanımayan, asalak ve halktan kopuk bu kuvvetler katmerli yalanları ikame etmekle görevli. İçeride inançlar, kimlikler ve yaşam tarzları bahaneli gündemler oluşturup içi boş dincilik, sağcılık ve bağnazlık yarıştıran iktidar muhipleri açlığa, sefalete ve geleceksizliğe mahkûm ettikleri halk kesimlerinin algılarını tersyüz edip biat esaslı ‘millilik’ safsataları bocalıyor. Yakın döneme kadar (yeni rejim inşasına teslimiyet gösteren, belli başlı süreçlerde neo-Osmanlılara payanda olan düzen muhalefetinin katkısıyla) çoğunluğa nüfuz eden gündem yaratabiliyorlardı. Gelinen aşamada yanılsamaların tesiri zayıfladı ve gerçeğe uyananlar çoğunluğu oluşturuyor. Çarşıda, pazarda ve markette alım gücü pula dönüşen yığınları ‘yerli ve milli’ palavralar doyurmuyor; kira, fatura, ulaşım, eğitim, sağlık giderlerine yetişemeyen milyonları bu iktidar değişmediği takdirde daha karanlık günler bekliyor.
Ülkenin kaynakları çarçur edildi, birkaç varlıklı aileye akıtıldı ve kimse hesap vermediği için iktisadi tablo sürdürülebilir olmaktan çıktı. Mutlu, muhafazakâr azınlığı saymazsak gidişattan hoşnut olan çıkmaz.

Şiddet tekelini elinde tutan, bir avuç bezirganla özdeşleşen rejim öyle bir kasvetli ortam yarattı ki burjuva anlamda bile ‘fikir, vicdan özgürlüğü’ yok edildi. Rejimin politikalarına karşı çıkmanız durumunda ‘hedef alınmanız, kurgusal suçlamalara maruz kalmanız ve cezai müeyyidelerle taşınmanız’ olağan süreç halini aldı. İktidar muhiplerinin kullandığı baskın jargon ve sloganlar siyasi iklimi özetliyor. Gırla hakaret, itham ve iftiradan başka bir şey bulamazsınız. İçeriyi gerdikçe geren, farklı görülen ne varsa onu zapturapt altına almaya odaklanan siyasi otorite ‘dış politik’ denklemde de parçası olduğu bağımlılık ilişkilerinin muhtevasına ters düşmeyecek bir dizi arayış içinde. Halihazırda dün yüksek perdeden söylediklerini yutarak bugün Suudi Arabistan, BAE ve İsrail’in ‘stratejik dostluğuna’ methiyeler diziliyor. Bir nevi ‘’Arap Baharı’’ dedikleri kaotik müdahaleler sürecinde aynı projeye yedeklenen eski dostların kapıları arşınlanmak zorunda kalındı. 2015-16 yıllarına kadar Suud-BAE parasıyla tahkim edilen vekil örgütler üzerinden ‘ümmet liderliği’ lafzına yaslanıyor, Körfezin proje odaklı dönemsel desteğini kendi yayılmacı emellerine dayanak yapmaya çalışıyordu. Proje çöktü, İhvancılık Ankara’nın elinde patladı ve Körfez musluğu kapattı. ‘’Bölgede bizden habersiz yaprak bile kımıldamaz’’ böbürlenmesinden geriye yine kendi ifadeleriyle vurgulayacak olursak; ‘’Değerli yalnızlık’’ açmazı kaldı.

Saray ve etrafında kümelenen kadroların neo-Osmanlı angajmanlı bölge politikaları Türkiye’de geleneksel siyaset alanını büyük ölçüde dönüştürdü. Bu yapısal dönüşüm ‘ileriye’ doğru bir sıçramadan ziyade aşırıcılığı makulleştiren bir kurumlaşmaya hizmet etti. Türkiye açısından bakıldığında saray ahalisinin sığlığına kurban edilemeyecek oranda dış politika handikabı yaşanıyor. ‘Bölge-ümmet liderliği’ atraksiyonlarından geriye neresinden bakılırsa orasından dökülen ihtilaflar var ajandalarında. Yani bölge denkleminde AKP’nin bugüne kadar şu veya bu şekilde taşıdığı ‘kırmızı çizgilerini’ önemseyen paydaş kalmadı.

Türkiye’de iktidar hem Atlantikçi ittifak çizgisi hem histeriyle sürdürülen düşmanca yaklaşımları hem de oyun kurucu aktörlerin etkisiyle dışına düştüğü belirleyici güçler dengesinde yeniden var olmaya oynuyor. Tezatlık oluşturan açmazlara cevap veremediğinden belirsizliğin baskın olduğu girdapta sürükleniyor. Bugüne kadar uygulaya geldiği negatif tutumunu ‘revize ediyor’ görüntüsü vermesi zorunluluktan kaynaklanıyor. Burada somutlaşan dönem pratiği ‘Arap Baharı’ sürecinin ilk yıllarında aynı düzlemde buluştuğu, ABD çıkarlarına hizmette sözleştikleri ve zamanla husumetli duruma geldiği eski proje ortaklarına ‘barış çubuğu’ uzatmakla sınırlı. Riyad, Abu Dabi ve Tel Aviv arasında mekik dokumaları ‘’yüzyılın barışı’’nda ne denli ümitvar olduklarının ifadesi. Körfez sermayesine fazlasıyla muhtaç durumdalar ve onların ‘yeşil ışık’ yakması için cazip tekliflerinde çıtayı epey yükselttikleri anlaşılıyor. Tabii muhataplarının neo-Osmanlılar gibi acelesi yok. Daha çok mekik dokunur, sözler verilir ve peyderpey adım atılır.

Güncel Riyad mesailerinden başlarsak kabaca şunları söyleyebiliriz; Devletler arası ilişkilerde sürekli problem çıkaran, tutarsızlık sergileyen tarafın pratiği normal karşılanmaz. Verilen sözler inandırıcı görülmediği gibi deneyimlenen süreçlerin ardından ilgili tarafın zayıf noktaları açığa çıkar. Sağlıksız koşullarda kurulmak istenen yeni ‘normalleşme’ dönemi daha çok tavizin verildiği ilişkilenmeye yol açar. Özcesi; Bölgesel denklemde sorun yaşanan ‘hasmane’ devlet (Suud) kendi çıkarlarını eğip bükmeden müzmin tarafa (AKP) kabul ettirir. Tablo ortada. Hegemonik bölgesel güç, alt yüklenici muhatabını hizaya getirdi.

Hatırlanacak olursa; Suudi Arabistan konusunda saray sözcüleri ve havuz medya aleyhte çokça iddia gündeme getirdi, suçlamalar yaptı ve bugün açılmamak üzere kapattığı C. Kaşıkçı dosyası üzerinden Suud krallığını dünyaya şikâyet etti. İhvan hamiliği yaparken Mısır’da MKÖ’nün tasfiyesini uzunca bir süre sindiremedi; ‘Esma’ya ağlarken’ rabia eşliğinde Riyad’a ateş püskürdü. Libya krizinde ve yine Vehabbi kardeşler arası kavga olarak tanımlanabilecek Suud-Katar gerginliğinde tam koro halinde Riyad karşıtı cephede yer aldı.
Saray, Riyad’la iki noktada restleşme yolunu tercih etmedi. Bunlardan ilki Riyad’ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme yönünde olgunlaştırdığı zemin. İkincisi de Yemen işgali ve saldırıları. İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülkenin siyasi iktidarı olarak (halihazırda da ilişkilerini boyutlandırırken) başkalarına eleştiri getirmesinin kayda değer bir yönü bulunmadığı için mesele bağlamında restleşmedi diyebiliriz. Ayrıca İsrail’in Türkiye’ye seslendiği Siyonist medya araçlarından Şalom’un 11.10.21 tarihli haberinde vurgulandığı gibi; ‘’Her ne kadar ikili ilişkilerde zaman zaman sorunlar yaşansa da İsrail ve Türkiye birbirlerinin değişilmez ticari partnerleri olma yolunca emin adımlarla ilerliyor. Öyle ki, 2020 yılında İsrail, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı sekizinci ülke konumuna yükseldi. İsrail’in ise en çok ithalat yaptığı dördüncü ülke Türkiye. (…)2020 yılı verilerine göre İsrail -Türkiye toplam dış ticaret hacmi tarihi rekor kırarak 6,2 milyar dolar seviyesine geldi.’’

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un ısrarlı davetler üzerine 09.03.2022 tarihinde gerçekleştirdiği Ankara ziyareti ikili ilişkilerde yeniden üst düzey ivme yakalandığını gösterdi. Bir diğer konuda da Suudi Arabistan’ın başını çektiği sözde (Sünni-Arap) koalisyonun 26.03.2015 tarihinden itibaren başlattığı Yemen’e yönelik hava ve kara saldırılarına diplomatik destek verdi, Yemen direnişine karşı pozisyonunu hiç esnetmedi. Bu resmi tutuma ek olarak Yemen’de koalisyon adına faaliyet gösteren ve Sana’a hükümetine karşı savaşan Islah Partisi adlı oluşuma da arka çıkıyor. Güncelde Riyad ile uzlaşma arayışlarına geçerlilik kazandırırken muhatabının bu hususlarda rollerine olumlu payeler bahşedeceğini düşüyor olmalılar. Anadolu Ajansı’nın 30.04.2022 tarihli haber içeriğine göre; Suudi Arabistan’ı ziyaretinden dönüşte uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yemen konusuna şöyle dikkat çekti; ‘’Orada da işte Husiler meselesi var. Şu anda Suudi Arabistan’ın bu konudaki hassasiyeti devam ediyor. Fakat biz belli hassasiyetleri paylaşmakla beraber tabii aramızdaki bu Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısı’nı da devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz. Burada herhangi bir sıkıntı yok.’’

Velhasılıkelam Suud Kralı Selman bin Abdülaziz el-Suud hem de Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’Ia birçok konuda mutabık kalındığı, muhabbet ve işbirliği açısından beklentilere cevap bulunduğu ve gördükleri yakınlığın hayırlara vesile olacağı vb., temennileri yeni ‘normalleşme’ dönemine biçilen önemin en son tezahürüdür. Temenniler ile somut karşılık ne oranda dengeli hale gelir, bekleyip görmek lazım.
Saray ve şürekasının U dönüşü yaptığı bir diğer kritik dosyada BAE (Birleşik Arap Emirliği) sorunu oldu. Belki de geride kalan 6-7 yıl boyunca söylem bazlı olarak hedef alınan başlıca ‘düşman’ oydu. Komplo teorileriyle bezeli dış politik çıkarımlarında BAE, ‘Her türlü kötülüğün kaynağı, müsebbibi ve güçlenen Türkiye’nin önüne kesmek isteyen azılı rejimdi.’ Havuz gazetesi Y.Şafak’a 23.10.2020 tarihli manşetinde, BAE yönetimi hakkında ‘’Şerefsiz bunlar’’ başlığı attıracak kadar zıvanadan çıkılan süreçler de yaşandı. Yine periyodik aralıklarla saray sözcüleri ve havuz medya, ‘15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki hain el olarak’ BAE’ne işaret etti. Elbette Körfez sermayesine duyulan ihtiyaç ve bölgede yalnızlaşmalarının ardından ‘Köprünün altından çok sular aktı’ ve güncelde BAE ‘bahtiyarlık’ duyulan ‘dost ülke’ ilan edildi.

Şubat 2022 tarihli Abu Dabi ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şeyh Muhammed Bin Raşid el Maktum ve Veliaht Prens Şeyh Muhammed bin Zayed el Nahyan ile buluşması bir dönemin sona erdiğinin ilanıydı. BAE düşmanlığını baş döndürücü hızla dostluğa dönüştürdüğünü düşünen saray, bu dostluğu kısa vade de maddi kazanca tahvil edebilir mi? İşte orası biraz muğlak. BAE, bir dizi başlık altında çıkarlarını güvenceye almadan ‘Dostlar alışverişte görsün’ minvalinde palyatif şeylerle yetinebilir.

Saray; ekonomik çöküş, devalüasyon, politik istikrarsızlık ve devasa sığınmacılar sorunları çeperinde stratejik değişim içermeyen arayışlarla çıkış noktası bulmanın gayreti içinde. 2023 koşullarına iktidar yapısını koruyarak girmenin hesabını yapıyor. Sorun çözme özelliği olmayan saray dönemsel açıdan sorunları ötelemek için ABD-İsrail kombinasyonu ile Körfez sermayesine muhtaç. Taviz üstüne tavizler vermeye hazır saray küresel ve bölgesel muhataplarını iknaya yoğunlaştı. Güven vermeyen, zikzak çizen ve her defasında diplomatik teamülleri zorlayan tepkisel davranışları ortadayken işleri görüldüğü gibi kolay değil.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

slot siteleri bahis siteleri hacklink