Son Dakika Haberler

Gençlik Ateist/Deist/Agnostik mi oluyor? / Berke KAHRAMAN

Gençlik Ateist/Deist/Agnostik mi oluyor?  / Berke KAHRAMAN
Okunma : Yorum Yap

Gençlik Ateist / Deist /Agnostik mi oluyor? Siyasal, toplumsal ve dinsel bir inceleme…

Son zamanlarda Türkiye’de çok tartışılan bir mesele var biliyorsunuz. Gençler ateist/deist/agnostik oluyor, dinden/imandan uzaklaşıyor meselesi.

Konu hakkında herkes bir şeyler söylüyor, kendince tespitlerde bulunuyor.

Ben de bugün hem bir genç, hem bir müslüman, hem de din ve islamiyet mevzusuyla nacizane ilgilenen biri olarak bu meseleye dair bazı şeyler yazmak ve bu konuyu irdelemek istiyorum.

Yazıma geçmeden önce bu konuda konuşanlara bir tavsiyem var; eğer bu kişiler meseleye samimiyetle eğilmek istiyorlarsa, gençleri ateist/deist/agnostik olmaya sevk eden şeyi/din anlayışını sorgulamaları gerekiyor.

Yani gençler bu İslam dinine dair ne okuyor ne dinliyor; en önemlisi % bilmem kaçı müslüman denilen bu toplumda ne yaşıyor ki “Ulan size de dininize de” deyip, lanet edip “Ben bu işte yokum arkadaş” diye her şeyi elinin tersiyle reddedip gidiyor. İşte bu soruya cevap vermeleri gerekiyor.

Din alimlerimiz, ilahiyatçılarımız, sosyologlarımız ve konuyla ilgili diğer kadın/erkek herkes düşünedursun ben kendi yazıma başlayıp buna dair nacizane birkaç kelam etmeye başlıyorum.

Sanırım meseleye dinin toplumda bulduğu karşılığa bakarak başlamak gerekiyor. Zira insanlar okumadan önce görürler. Gördükleri şeyin teorik zeminini merak edip sonra okumaya başlarlar. Gençler de dini sorgulamaya topluma yansıyanı görerek başlıyorlar. Peki gençler ne görüyorlar?

Özellikle 1994-95 ve sonrası doğan gençliğin ülkede gördüğü, yaşadığı, daha doğrusu hafızaya aldığı ilk ve tek siyasi iktidar AKP dönemi. Peki AKP sadece sıradan bir iktidar partisi mi? Tabi ki hayır. AKP’yi var eden en önemli özelliği İslami referanslarla ve İslami çevrelerin desteğiyle ve o kodlarla iktidar olması. Yani AKP bir nevi Türkiye’deki çok büyük bir dindar/muhafazakar/islami kitlenin siyasal çıktısı konumunda.

Peki AKP’nin ortalama 18 yıllık iktidarı ve sonucu gençler açısından ne ifade ediyor?

İfade ettiği şey şu; gençlerin çoğu eğitimini yurt dışında almak, orda kalmak ve yaşamak istiyor. Ülkede kendileri için güvenilir, sağlam bir gelecek görmüyorlar. Çünkü artık Türkiye’de bilimin, felsefenin, ehliyet ve liyakatın yerini partizanlığın aldığını görüyorlar. İnsan hayatının ne kadar ucuzladığını, yaşanan hadiselerde ihmallerin, yanlışların hesabını vermesi gereken siyasilerin hesap vermek yerine topu nasıl Allah’a, kadere ve dini referanslara atıp her türlü şeyden sıyrıldıklarını görüyorlar. Çocuklar tecavüze uğrarken “bir kereden bir şey olmaz” diyen müslüman başörtülü kadın aile bakanını, 301 madenci ölürken “bu işin fıtratında var” diyen alnı secdeli muktediri, “kanserim yardım edin” diyen genç kızın eline 50-100 lira tutuşturup dilenci muamelesi yapan bir başka müslüman bakanı, üniversitesindeki yemek hakkı kaldırıldığı için eylem yapan öğrencilerin müslüman iç işleri bakanlığının müslüman polisi tarafından nasıl dövüldüğünü, insanların islamcı bir iktidar tarafından nasıl işsizliğe, sefalete, yoksulluğa mahkum edildiğini görüyorlar.

Ve gençler bunların tamamının faturasını doğal olarak iktidara ve onun destekçisi ve suç ortağı olan büyük İslamcı cenaha kesiyor. Zira AKP’nin 18 yıllık siyasi iktidarının arkasında yaptığı her türlü ahlaksızlığı onaylayan, kılıf uyduran, alkışlayan, oy veren, kendine İslami camia diyen sivil bir yapı var.
(Bu işe göz yummayan, susmayan, konuşan, karşı çıkan, mücadele edenleri ve örgütsüz, çıkarsız, habersiz saf insanları tenzih ederim.)

AKP siyasi anlamda insanlarda bu karşılığı bulurken kendisine İslami Camia diyen sivil iradeyse cemaatleriyle, vakıflarıyla, dernekleriyle, yaptığı hareketlerle tiksinti yaratıyor.

Mesela ahlakı değil ahlakçılığı kendine vazife ediyorlar. Sürekli olarak vaaz kürsülerinden ahlakı bel altına ve kadın bedenine indirgeyip onun üzerinden fetva üretirlerken kendileri ana haber bültenlerine, kuran kurslarında tecavüz ettikleri çocuklarla konu oluyorlar.

Gençlerin kız/erkek arkadaşlarının olmasına karşı sürekli propaganda üretirlerken ulusal bir tv kanalın yayınında “Annenizle ilişkiye girseniz itikadınız sağlamsa dinden çıkmazsınız” açıklamalarıyla gündem oluyorlar.

Millete takvayı, sadeliği, kanaat etmeyi öğretirlerken kendileri milyon dolarlık evleri, arabaları ve şatafatlı lüks düğünleri ve yaşamlarıyla dikkat çekiyorlar. Ve daha yazmakla bitmeyecek bir sürü şey.

Durum buyken din dedikleri şeyin dozunu yükselttikçe yukarıda yazdıklarımız ve daha fazlasının sayısı ve seviyesi artıyor. Sevgi, saygı, merhamet, iyilik ve güzellik azalıyor; toplumda bir tür din arsızlığı baş gösteriyor. İşte din siyasal ve toplumsal manada 3 aşağı 5 yukarı gençlerin gözünde böyle bir profil çiziyor.

Peki toplumsal ve siyasal manada bu profili gören gençler din denilen bu şeyin acaba teorik anlamda nasıl bir şey olduğunu merak edip yazılı/teorik kaynaklara yöneldiğinde ne oluyor?

Ellerine dinin en temel kaynağı Kuran’ı alıp okumaya başlamaya karar verseler birbirinden farklı onlarca çeviriyle(mealle) karşılaşıyorlar. Hem de öyle nüans farkı filan değil, bildiğiniz hüküm ayetiyle ilgili birbirinden çok farklı şeyler. Mesela birinde başörtüsü varken ötekinde yok. Birinde kadınlara ‘Allah ne verdiyse girişin’ derken, öteki ‘işin tadını kaçırmayın, yavaş dövün’, bir diğeri ise ‘manyak mısınız oğlum, kadın dövülür mü? madem öyle boşayın’ diyor.

Biri savaşta ‘köle ve cariye alabilirsiniz hatta cinselliğinden faydalanabilirsiniz’ derken öteki ‘hayır kardeşim, savaşta esir aldığın kişi esirdir, hakkı vardır, keyfince davranamazsın’ diyor.

Örnekler böyle çoğalıp gidiyor. Ha bir de bu işin muhkem müteşabih boyutu var ki, oraya da girmiyorum henüz.

Kuran/Meal işinde durum bu olunca ‘biz bir de bu kitabın tebliğcisi, bu dinin peygamberine bir göz gezdirelim’ diyorlar. Diyorlar demesine de oradaki durum da çok parlak değil. Birbiriyle çelişen onlarca hadis, çelişmeyeni desen onun da yok zayıfıydı, sahihiydi mevzusuydu, bin türlü terane de burda var. Geçmiş olsun bu da olmadı!

Bir de bunun hazır yemelik hali ‘mezhepler’ var; “ailemizden biliyoruz, bir de oraya göz gezdirelim” diyorlar. Orda da Sünnisi ayrı telden çalıyor, Şiisi ayrı telden, hatta biri diğerini müslüman saymıyor. Hadi sünnilik ya da şiilik dedin, onun da alt kategorileri var, onlardan hangisini seçeceksin? Bir yerin kanadı abdest alacak mısın almayacak mısın, namazda secdeye gittiğin sırada ayaklar yerden kesildi namazın geçerli oldu mu olmadı mı? E burası da karışık, burda da bir sonuca varılmıyor.

Peki ne olacak bu iş?

Hadi bir de “İslam tarihine, sahabelere, pratiklere bakalım” diyorlar. Burda da sahabe profili Ebu Zer’den Muaviye’ye kadar iki ayrı, birbiriyle alakası olmayan iki uç. Siyasi ve dini pratik olarak baksan
Emeviler/Abbasiler/Osmanlılar vs ile İslam pratiği Zencler/Karmatiler/Hürremiler/Babekler/Babailer vs kendi çapında İslam pratiği. Bu da olmadı. E ne olacak peki şimdi?

Şimdi yazıyı okuyanlardan bazılarının şunu söylediğini duyar gibiyim: “E kardeşim, kafalarına yatan neyse onlar da onu seçip kurtulsunlar o zaman”. Güzel söylüyorsunuz da o işler öyle de olmuyor maalesef. Niyesini söyleyeyim; memlekette din alanında ortaya çıkan ve şimdilerde doruğa ulaşan bir başka sorun da din faşizmi.

Ne demek din faşizmi? Şu demek: din konusunda kendisi gibi düşünmeyen, yaşamayanı aforoz edip lince tabi tutma manyaklığı.

İşin bugünkü teorisiyle ya da pratiğiyle hatta tarihsel boyutuyla kaba taslak durum bu. Gençler tüm sorunsalların, cevapsızlıkların, çelişkilerin sonucunda Ateist/Deist/Agnostik oluyor ya da Dinden/İmandan uzaklaşıyor. Bu işlerle az çok ilgilenenler zaten bu kabataslak tarifin içeriğini ve daha fazla ayrıntısını bilgisi ölçeğince biliyor ve anlıyor. Bu kadar geniş bir mevzu burda bir yazıda bitmeyeceği için şimdilik sorunun tarif kısmını burada bu kadarla bitiriyorum.

Burdan şunu anlıyoruz ki gençler Tanrı/Peygamber/Din/Vahiy ya da genel olarak inanç alanına dahil diyebileceğimiz mevzularla felsefi ya da rasyonel bir tartışma ya da hesaplaşma diyebileceğimiz bir sürecin sonucu olarak Ateist/Deist/Agnostik olmuyor ya da Dinden/İmandan uzaklaşmıyor. Mesele bana bu boyutuyla büyük ölçüde ve genel olarak tepkisel geliyor. Yani gençler Allah’ın dini diyebileceğimiz ahlak, ibadet, inanç esasları, haram ve helallere bakarak değil insanların tarihi süreç içerisinde kendi siyasi toplumsal vs çıkarları doğrultusunda ortaya çıkardıkları, yorumladıkları ve kurumsallaştırdıkları dine ve anlayışa bakarak, doğal ve haklı şekilde isyan ediyorlar. Zira bu elbise bu bedene dar geliyor.

Bu bağlamda gençlerin bu halini bir tür haniflik olarak tanımlamak da mümkün. Niye derseniz, Hanif kelime anlamı olarak “protesto eden, dosdoğru olan, doğruya yönelen, doğruyu arayan” anlamlarına gelir. Bu tabir Kuran’da İbrahim Peygamber için de kullanılıyor, malum o da bu anlamda bir hakikat arayışına girmişti. Kıssasını okuduğunuzda ne demeye çalıştığımı daha net bir şekilde anlayacaksınız.

Hanif, tarihsel süreç içerisinde toplumlarda genellikle kurumsal dini yapıya karşı çıkan insanlara kullanılmış bir kelime. Mesela Mekke’de İslamiyet öncesi dönemde putlara tapmayan tek tanrı inancına sahip ve sadece Allah’a ibadet eden insanlara da Hanif deniyor. Hanifliği bu bağlam içerisinde düşündüğümüzde içerik ve anlamını Rum suresinin 30. ayet bağlamında şöyle anlayabiliriz:

“Yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın insanları yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. Doğru din budur ama çoğu insan bunu bilmez.”

Bu ayette bakmamız gereken ilk şey fıtratın ne demek olduğudur. Fıtrat kısaca “Varlıkların temel yapısını ve onu oluşturan yaratılış, değişim ve gelişim ilke ve kanunlarını ifade eder. İnsan da o varlıklardan olduğu için Allah’ın dini, kişinin doğal yapısı ile tam uyuşur.(Alıntı)”

Bunları okuyup düşündüğümüzde elimizi vicdanımıza koyup düşünelim; gençlerin de bugün geldiği Ateist/Deist/Agnostik olması, mevcut kurumsal katı Dinden/İmandan uzaklaşması bir nevi bu haniflik ve fıtrat noktası değil midir? Yani gençler bu kadar kargaşanın, çelişkinin, sertliğin arasında kendi vicdanlarıyla ve azami iyi niyet ve gayretleriyle geldikleri isimlendirmesi ve diğer birkaç kısmı eksik durumda kabahatin/vebalin tamamı kendilerine mi ait yoksa bu işe bir çözüm bulamayan tüm Müslümanlara mı? Buna da samimi bir cevap vermek gerekiyor.

Şimdi bazıları buraya kadar “iyi de sen de hemen gerçek İslam bu değil deyip işin içinden sıyrılıyor musun?” diyecek. Tabi ki hayır, öyle bir şey demiyorum ve kolaya kaçmıyorum merak etmeyin. Zira ne yaşandıysa ya da yaşanıyorsa, eldeki avuçtakiyle maalesef dinin şu anki hali ve gerçekliği bu. Suçu sadece hadislere ya da İslam tarihine de atmak sorun çözmüyor. Zira ‘bize Kuran yeter’ diye yola çıkan kişilere baktığımızda eleştirdikleri mezheplerden beş bin beter halde bölünmüş, ayrışmış haldeler maalesef.

Yani sadece Kuran metni üzerinden yürütülecek bir tartışma ya da çözüm arayışı da bizi bu işte bir yere götürmüyor. Hatta Kuran’daki özellikle dünyevi hüküm/ceza ayetleriyle ilgili meselelere dair rasyonel, herkesi ikna edebilecek izahların artık yapılması gerektiğini, bu konularda tarihselcilik de dahil her türlü fikrin, çözüm yolunun ve anlayışının tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Peki bu işin çözümü ne diyorsunuz?

Adamlar haklı mı, biz de mi bu işleri bırakıp onlar gibi olalım? Söyleyeyim, ben bırakalım demiyorum; sizi bilmiyorum ama benim dinim, imanım, peygamber ve Allah sevgim, dine ve inanca yüklediğim anlam ve hayatımda koyduğum yer çok kıymetli. Ben bu kadar güçlü bir ilişki kurduğum şeyi bırakamam. Tavsiyem bu yazıyı, bu satırları okuyan kimse de bırakmasın. Zira ben bu yazıyı “dini/imanı bırakalım, dinden bu devirde bir şey çıkmaz” demek için yazmadım. Halimizi ve sorunumuzu görelim, buna göre bir çözüm arayışına girelim diye yazdım.

Şöyle kuş bakışı kaba taslak da olsa kendimizi görüp anladıktan sonra, diyardan gitmeye de razı olmadığımıza göre, gelelim bu deveyi nasıl güderiz, meseleyi nasıl çözeriz kısmına.

Meselenin çözüm yolu aslında çok açık ve net bir biçimde önümüzde duruyor o da özet olarak şudur ki; Problemli olarak görülen her noktanın ve konunun bu işin ehli uzmanları tarafından entelektüel bir birikimle özgür bir zeminde, geniş bir ufukla tartışılması ve dinin özüne uygun ve herkesçe makul bir sonuca varılması gerekiyor. Bu çözüm arayışı sadece eksik gedik giderme değil, yeni bir din paradigması üretmeye dayalı olmalıdır. Burda kullanılacak yöntem içtihadcılık mı olur, tarihselcilik mi olur, Kuran ve Sahih Sünnet bağlamlı bir anlayış mı olur; yoksa salt kuran mealciliği mi olur, onu da yine bu yöntemlerin rasyonelliğine ve işlevselliğine bakarak bu işin ehilleri bir karara bağlamalı.

He diyorsanız ki biz anlaşamayız, aynı masa etrafında oturup konuşamayız, beraberce sorunları çözemeyiz; onu da keyfiniz bilir. Bu sorun çözme bilincine ermezsek batıda Hristiyanlığın başına gelenler döner en fazla 10 sene sonra bizim başımıza gelir. Ondan sonra haberlerde görürüz camiler cemaatsizlikten kapanıyor, devlet kullanılmayan, cemaati olmayan camileri satıyor diye. İş işten geçtikten sonra kalanlar kafayı duvarlara çok vurur da Bor’un pazarı çoktan geçmiş olur.

Bu büyük sorunlar yukarıda söylediğim çetrefilli büyük çözüm yoluyla çözülene kadar benim gibi aklını, imanını, inancını korumaya çalışmak isteyenlere kestirmeden bir çözüm önerim var o da şudur:

Unutmayın, din yaşayan kişiye ve topluma rahat, huzur, güven, barış kısacası iyilik, güzellik ve selamet getiriyorsa vazifesini yapmış/yapıyor demektir. Yaşadığınız şey buna tekabül ediyorsa temel ibadetlerinizi yapıyorsanız ve haram/ helallere, kul hakkına vs dikkat ediyorsanız, gerisini zamana bırakın; okuyun, araştırın, dinleyin, kendiniz yazıp çizin ve unutmayın Allah samimi olanlara hep bir kapı açar ve sorularına bir şekilde cevap verir.

Selametle…

Berke KAHRAMAN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri