Son Dakika Haberler

Gülüş… / Erdinç OZAN

Gülüş… / Erdinç OZAN
Okunma : Yorum Yap

Gülüş…

Erdinç OZAN yazdı:

Ay’ın, bulutların arasından sıyrılıp gecenin grisine yeni tonlar kazandırması onun gülüşünün yanında pek bir sönük kalıyordu. Kara saçları omuzlarından aşağı öne doğru sarkmış, gözleri yıldızların ışıltısıyla haberleşiyordu. Hangi yıldızla konuşuyor, hangisine o muhteşem gülüşünü gönderiyordu? Gözleri aşkla parıldıyor, yanakları doğanın zerafetine uygun olarak yanlara doğru yay gibi geriliyordu. Bu eşsiz gerilimin sonrasında ay şekilden şekile giriyor, adeta kıskanıyordu. Bıraksalar yeryüzüne inecek o bitimsiz gülüşü kendisinde toplayacaktı.

İnsanoğlu nasıl böyle gülümseyebilirdi?

Yoktu bunun tarih boyunca başka bir örneği. Dişlerinin incisi, gecenin grisini bembeyaz gelinlikle kuşatıyor, arkasındaki gölün üzerine düşen ay ışığı donuklaşıp, renksizleşiyordu. Parça parça bulutlar ay’la aralarına mesafe koyarken o tüm evreni kucaklayacak gülüşüyle galaksileri birleştiriyordu.

Elindeki fincanda ne vardı? Çay mı içmişti? Kahve mi? Şarap mı? Ne önemi vardı? Fincan boşalmıştı. Ama umutlar sağlamdı. Kalbindeki gülüşün yüzüne yansımasıyla gökyüzünü dolduran umutlar asla boşalmayacaktı.

Uzun beyaz bir tişört giymişti. Kolunu göl ile arasındaki mesafeyi koruyan tahta korkuluğa dayamıştı. Kimden, nereden beklediği desteği simgeliyor olabilirdi?

O sadece gökyüzüne bakıyor, gülümsüyordu. En devrimci yanıyla bakıyordu grimsi göklere. Gülerek, elindeki fincanla, yüreğindeki bitmek tükenmek bilmeyen sevdayla, kalbindeki doğayla bakıyor, gülümsüyordu. Geçip gidiyor olsa da bulutlar ayın aylasının arasından, o sırtını tüm kötülüklere dönmüştü. Arkada kalmıştı olan biten her şey. Ne yaşadıysa, ne yaşayacaksa…

Umutla, özlemle, sevinç ve neşeyle gelecekti güzel günler. Bu grimsi bulanığın ardından doğacak ışığa doğru gülümsüyordu.

Nerden takıldıysa aklına, kendi kendine söylenmeye başladı:

-Ay bulutta bulutta, mendilim kaldı dutta.

Kimseler duymadı söylediği türküyü.

“Türküler” diye mırıldandı kendi kendine. “Ah, o türküler. Bizim türkülerimiz. Buram buram Anadolu kokan” demişti şair. O türkülerin içinde olmak vardı şimdi. Türkülerle çıkmak bulutlara. Gülüşünü hediye edip gelmek vardı. Sonra ayın üzerine kondurmak o gülüşü. Oradan dağıtmak yerküreye. Herkese eşit olarak dağıtmak. Yeterdi tüm aleme, tüm insanlığa o gülüşten bir parça.

Hafifçe kaldırıp başını, boynuna doğru yaslayıp bakmalıydı göklere. O gülüşü göndermeliydi bahçelere. Meyve vermeliydi ağaçlar. Bir gülüşün sıcaklığıyla olgunlaşan meyvelerdi onlar. Yağmur yağmur yağmalıydı yerlere. Toplamalıydı insanlar o yağmurla gelen meyveleri; yüzlerine, kalplerine sürmeliydiler. Yüreklerinde sıcacık saklamalıydılar.

En devrimci yanıyla, gülüşüyle selamladı milyarlarca yıldızı.

“Saçlarına yıldız düşmüş, koparma anne” demiyor muydu şair?

Koparma. O gülüş bir devrim yıldızı…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

porno izle porno porno sex