Son Dakika Haberler

Gündem ve halet-i ruhiyemiz / Gökhan ÇELEBİ

Gündem ve halet-i ruhiyemiz / Gökhan ÇELEBİ
Okunma : Yorum Yap

Gündem ve halet-i ruhiyemiz

Bazen oturmuş televizyon seyrederken dişlerimi sıktığımı fark ediyorum. Kendimi serbest bıraktığımda ağzımda oluşan rahatlıkla az önceki durum arasındaki farkı uzun süre nasıl hissetmediğime şaşıyorum. Sonra düşünüyorum o anki meşguliyetimle ilgili bir gerginlik mi bunu yaptıran? Hayır pek mutlu mesut, bana sorarsan o an keyifliyim bile. Demek ki bu eylemi alışkanlığa dönüşecek kadar sık yapmamı sağlayan bir gerginliğim var. Demek ki gün içinde yaşadıklarımızı arabayı park eder gibi bir kenara bırakıp evde koltuğa oturup çayımızı yudumluyamıyoruz. Ve aynı metrobüste tuttuğumuz tutamaktaki mikroplar gibi elimizi yıkamayıp evde kim varsa ona bulaştırıyoruz. Hatta bunu internetle virüs gibi öncelikle en yakınımıza ve kişisel dünyamızdaki birçok insana bile bulaştırabiliyoruz.

Peki ellerimizi sabunlamak gibi kafayı da nasıl sabunlayıp pür-ü pak koltuğumuza oturacağız? Belki ilk önlem gerçekten fiziki olarak kafayı yıkayıp kirden tozdan arındırmak. Sonra aynı gripli insan gibi çok sağa sola dokunmamak ve öpüşmemek. O kadar gündeme boğulmusuz ve mecburi olarak politikleşmişiz ki bunun günlük hayatımızdaki dertleri de kabartma tozu gibi kabarttığını fark edemiyoruz. Bunun hayatımızın gerekliliği oldugunu düşünürken esas hayatımızın gerekliliginin ve önceligimizin kendimizi besleyerek benliğimizi tedavi etmek olduğunu es geçiyoruz. Bu noktadan sonra da manyetik bir alıcıya dönüşüp ne kadar olumsuzluk varsa üstümüze çekiyoruz.

Nihayetinde hararet yüksele yüksele motor su kaynatıyor, kayış kopuyor; her ne dersen de. Anlayacağın uçaklar gibi insanlar da günlük, haftalık, aylık, yıllık bakımlar yapmalı kendine. Güzel bir kitap, sevdiğin bir yiyecek ya da sevdiğinle yiyecek. En basitinden oturup sadece düşünmek. Aldığın nefesi hatırlamak verdiğin mutluluğu düşlemek. Çocuğuna ya da kedine ya da kendine. Ne fark eder? O kadar kolay olmuyor değil mi? Aslında o kadar da kolay. İlk adım belki de bunun kolay olmadığını kabullenmek. Bu bir çelişki gibi gelse de sorunlarını kabullenmek, bunları değiştirmek için en etkili çözümü bence.

Varlığına aşırı anlam yüklemek hep dertlerine odaklanmanın en önemli sebebidir her zaman. Çünkü değiştirilemez şeylere sinirlenip üzülmek, gerçeklerden kaçışın en kolay yoludur ve insan bahane üretmeye bayılır. Gerçekte insanı esas yoran başaramama korkusu degil başarma korkusudur. Hiç kimse konfor alanını terk etmek istemez ve her yeni durumun yaratacağı belirsizlikten ve getireceği sorumluluktan kaçar. Kısaca standart bir ümitsizlik, değişken bir mutluluktan daha garantidir.

Garanti olan her şey de değersizdir ve talebi de rakibi de yoktur. Ama aynı plajda kumda açtığın bir kuyu gibi sürekli dolar ve kazman gerekir. Esasında mutsuzluk için daha çok çaba gerekir. Çünkü ne denizin dalgası kesilir ne o kum katılaşır. Zaten o kum katılaştığında da cam olur. Ve cam sert olur ama kırıldı mı da tamir olmaz. Huzur ve mutluluk ise bir kere koşup havalandıktan sonra geniş kanatlarla havada süzülmek gibidir.

Kanadın kırılıp düşsen bile artık uçmayı öğrenmişsindir.

Gökhan ÇELEBİ

Fotoğraf: Harry Gruyaert- İrlanda Batı Sahili 1988

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)