Son Dakika Haberler

Hakikatin Darına Durmak: Alevilikte Kadın/ Tevfik USLUOĞLU

Hakikatin Darına Durmak: Alevilikte Kadın/ Tevfik USLUOĞLU
Okunma : Yorum Yap

Hakikatin Darına Durmak: Alevilikte Kadın (5.Bölüm)

Tevfik USLUOĞLU yazdı:

Bu bölümde sırasıyla çözüm önerilerimi ifade edeceğim;

1) Kadın bilinci için Alevi kurumlarında kadın atölyeleri kurulmalıdır.

2) Kadınların Alevi örgütlerinde mücadele yürüte bilmeleri için kota yöntemi devreye girmelidir.

3) Alevileri ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusu genişletilerek, nasıl bir kadın, nasıl bir Alevi kadın sorusu öne çıkarılmalıdır.

4) Alevi kadını, kadın hareketi dışında özerk, kendi örgütlenmesini ve bilinçlenme çalışmasını yürütmelidir.

5) Asimilasyonun önüne geçmek için kadın konusunda öz eleştiri verilmelidir. Kadın konusunda Alevi toplumu tarihi bir özür borçludur. Kadınlarını eğitemeyen bir toplum cehalet batağına saplanmaktan kurtulamaz.

6) “Kadın (anne) bir medresedir. Eğer eğitimi doğru ise kadın toplumun beyni olur. Toplumun ve ailenin salih olması kadının elindedir. Kadın salih ise aile salihtir. Aile salih ise toplum salihtir. Toplumun esas tohumu kadındır. Kadın sağlıklı bir tohum ise toplumsa sağlıklı olur. Kadın toplumun aynasıdır. Terbiye, saygınlık, yeterlilik, toplum sürekliliği, çocuğun ahlakı kadının elindedir. Kadın konusu hassas ve çok önemli bir konudur” (Şeyh Ali Kaddur; 50: Lübnan). Buna uygun çözümlerin istişare ve doğru yöntemlerle geliştirilmesi gerekir.

7) Kadınlar Alevilik inancının su yatağı olmalıdır. Böylece Aleviler o yataktan akan bir nehir olabilir. Alevi kadınlar Aleviliğin doğal aktarıcıları olarak yeni kuşakların öğreticileri olarak misyon üstlene bilirler.
8) Ehl-i Beyt kültürü ve ahlakı toplumda yeniden inşa edilmedikçe sonuç almak mümkün olmayacaktır. Aksi halde, Alevi kitleler “Sosyolojik Sünnileşme” ya da kimliksiz olmakla karşı karşıya kalacaklardır.

9) Tarihe bakmak ilkesi devreye girmeli, Hz. Meryem’in kutsiyeti, Hz. Hatice’nin karizmatik duruşu, Hz. Fatma’nın mücadeleciliği, Hz. Zeynep’in cesareti inşa edilmelidir. Bir halk kadınıyla var olur. Ben kadınların sır içinde sır olmaları yerine, kadınların kendi adını koymalarını cesaret ederek, Alevi idoller olmalarını bekliyoruz. Bunu arıyorum. Ya siz?

10) Aleviler yok edildikçe ve Alevilik yok sayıldıkça kadında kayboldu. Ancak buna rağmen kadınlar Aleviliğin korunup, bugünlere taşınmasında da büyük rol oynadılar. Bunu teslim olmuş gibi yapıp, gizli gizli kendi inancını yürütmüş ve yeni nesillere bu inancı aktarmıştır. Bu direniş en çok kadınlarca yürütülmüştür.

11) Kadın farkındalığın bilince çıkarılması ve eylemli güce dönüştürülmesi gerekmektedir.

12) Akıl ve aşk bir toplumun olmaz ise olmazıdır. Akıl aydınlatır, aşk harekete geçirir. Biri şuur ve bilinç aşılar. Halkı bilme ve görme yetisine dayanır. Diğeri ise güç verir. Coşturur ve harekete geçirir. Onun için tarihsel şahsiyetler ve Ehl-i Beyt bilgisi ve öğretisini aktarmak çok önemlidir.

13) Ehl-i Beyt Aleviler için gerçek bir Olympos’tur. Bunun için Ehl-i Beyt propagandası yapılarak nesiller arası uçurum kapatılmalı ve kadın yeniden direnişçi ruha bürünmelidir.

14) Fatıma ve Fatımavari kadın tipi öne çıkarılmalıdır. Bu kadın tipinin geleneksel kadınla hiçbir ortak yönü ve benzerliği yoktur. Toplumdaki dinine bağlı geleneksel kadın tipi en az modern kadın kadar Fatıma’dan uzak ve yabancıdır.

15) Geleneksel kadında, teslimiyetten kaynaklanan muhafazakarlığı, geleneklere tapıcılığı, geçmişi yüceltmeyi ve her türlü yenilik ve değişimden kaçmayı İslam ile bir tutma algısı ile Fatıma ruhu arasında hiçbir ilişki yoktur.

16) Akla sığınmak, sorgulayan akılla sorunları çözmek, her tarihsel kesit için farklı ahlaki farklı yaşamsal kuralların oluşumunu düşünmek, donuk bir din algısı ve kalıplarından daha değerlidir.
17) Her şeyi aklı kullanarak ve akıl süzgecinden geçirerek yol almak anlamlıdır. Hasibi’nin “Destur” anlayışı tamda budur. Kendi adıma inancın tutarlı bir savunucusuyum ve inançsız insan yoktur derim. Bunun için insanları sahtekâr inançlılar ve gerçek inançlılar olarak ayırmayı tercih ederim.

18) Alevilik dönüşüm sürecine girmiştir. Dönüşüm tamamlanmadığından modern dönemin Aleviliği net olarak ortaya çıkmamıştır. “Öte yandan gerek araştırmacılar gerekse Alevilerin kendileri çoğu zaman bu dönüşüm sürecinin derinliğini fark edememekte veya görmezden gelmektedir. Bu ise ciddi bir kavram kargaşası ve anlayış bulanıklığı üretmekte, Alevi kimliğinin detay bileşenleri şöyle dursun bizatihi öz değerlerinde bile derin görüş ayrılıklarının doğmasına yol açmaktadır. Bugün, Aleviliğin İslam’ın özü olduğundan başlayıp, İslam’la alakasız bağımsız bir din olduğuna kadar uzanan çok geniş bir yaklaşım spektrumu ortaya çıkmış durumdadır. Belki en şaşırtıcı olanı, bu spektrum içindeki onlarca farklı yaklaşımın hepsinin Alevi toplumu içinde taraftar bulabiliyor oluşudur. Aleviliğin en temel bileşenlerinde bile bir uzlaşının ortaya konulamamasının başlıca nedeni şüphesiz yaşanan yarım asırlık kimlik krizi ve onun ürettiği hafıza kopukluğudur. Zira modern kent yaşamına dâhil olan Aleviler hızla gelenekten koptular. Dahası, bu kopuş sadece inanç esaslarını dini pratikleri terk etmekle sınırlı kalmadı, geleneksel kolektif belleğin de kaybedilmesi ile sonuçlandı. Geleneğin kaybı ile boşalan alanlar kaçınılmaz bir şekilde yeni kimlik ve inanç unsurları ile dolduruldu ve netice itibariyle melez bir kimlik ortaya çıktı. Bu melez kimliğin unsurları henüz kendi içinde uyumlu bir bütün olarak stabilize olmadı” (Yıldırım;2018: 25).

Bu mesele kimlik ve inanç formu açısından, toplumun çoğunluğu açısından ana gövde olarak kendisini henüz ikame edemedi. Çözülme ve yeniden sentezleme süreci henüz tamamlanmamış olan modern Alevilik, kendini tanımlarken esas alacağı ve hangisinin ne kadar ağırlık kazanacağı gibi sorular halen toplumsal müzakere sürecindedir. Bu süreç müzakereye, Aleviliğin yazılı ve sözlü kaynaklarının yeniden toplum içinde etkinlik kazanmasına ihtiyaç duyduğu kadar, kadının dönüşümüne, bilgilenmesine, eğitilmesine ve en önemlisi kadının dönüştürücü rol alabilmesine bağlıdır. Bunun için “Halk Meclisleri” örneği dikkate alınarak kadın meclisleri oluşturulmalı, düzenli bilgilendirme, okuma, öğrenme ve müzakere alanları içinde kadın kimliği ve Alevi Kadın Kimliği inşa edilmelidir.

19) “Alevilik, aslında belli bir toplumsal, kültürel ve mekânsal ortamda şekillenen, yüz yüze ilişkilerin belirleyici olduğu ve bu nedenle toplumsal denetimin göreli olarak kolay sağlandığı bir dinsellik biçimi olarak düşünülebilir. 1950’lerden sonra Alevilerin köyden kente göçüyle, yani bireylerin mekânsal yer değiştirmeleriyle kültürel ve dinsel yaşamlarında da büyük dönüşümler gerçekleşmiş, bilhassa toplumsal cinsiyet ilişkileri köklü biçimde değişmiştir” (Okan;2016:2012).

1950’ler ve 1960’lardaki dönüşüm ve 1970’ler de sömürülen, dezavantajlı ve öteki olarak kurgulanan kitlenin merkezine yerleşen Alevilerin sol yapıların içinde ağırlıklı yer almaları 1980’ler de yaşanan siyasi dönüşüm, darbe ve Alevi ve Sünni kitlenin aynı mahallelere yerleşmeye başlaması yeni bir kimliksel süreci getirmiştir. Bu dönem boyunca Alevilerin kimlik siyaseti henüz gizlenme içindedir. Ancak 1990’larla birlikte, Alevi sivil toplum örgütleri aracılığıyla Alevilerde kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlar. Bu süreç yeni bir tanınma sürecinin gelişmesini sağladı. Bu açıdan göç sürecinde oluşan dönüşüm sınıf, kültür, etnik ve ulusal kimlik gibi toplumsal cinsiyet de önemli bir etken haline gelir. “Farklılıklar, toplumsal cinsiyet hiyerarşisi temelinde göçün nedenleri göç sürecine katılım biçimi, yaşam deneyimleri, göçün etkileri ve göç edenlerin uyum süreçlerinde kendini gösterir” (Okan;2016:2013).

Kadınların gerek kentte gerek önceki yaşantıları toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesinin koşullarını hazırlar. Bu koşullar, yaşanan değişim dinsel, ekonomik, toplumsal ve kültürel de değişimi getirmiştir. Ancak tüm bu değişim kadının konumunun çözümleme dışında bırakıldığı görülür. Bunun için toplumsal cinsiyet rolleri açısından Alevilerin daha eşitlikçi tutumlara sahip olduğu belirlemesi yeniden irdelenerek, toplumsal anlamda egemen olan erkin dini boyutu olan Ortodoks Sünniliğin Aleviliğe sirayet etmesi ile Alevi kadının konumunu da gerileştirilmesinin önüne geçmek adına egemenin duruşunda çatlak oluşturmak gerekir.

20) “Alevilik çalışmalarında toplumsal cinsiyet ve roller üzerine çok fazla söz söylenmemiş, bu konular uzun süre görmezden gelinmiş ya da ihmal edilmiştir. İşin içine göç, kentleşme, dönüşüm vb. temalar katıldığında ise elimizde meseleyi kavrayacak çok az çalışma kalıyor. Son yıllarda özellikle ‘Alevilikte Kadın’ konusu üzerinden yapılan ve yayımlanan araştırmaların sayısı görece artmakla birlikte, bunların önemli bir bölümü de “Alevilikte kadın-erkek eşitliği” söyleminin çeşitli türevleri, yeniden üretimi ya da eleştirisi ile sınırlı ne yazık ki” (Salman;2018: 87). Bu açıdan, Alevilik ya da Alevilerin kadına bakışında özcü bir eşitlik-yüceltme aramaktansa, konuyu toplumsal yaşam ve gündelik pratik içinde, zaman ve mekân bağlamına atfen ele almak olmalıdır. Böylece toplumsal cinsiyete dayalı rol paylaşımına, dede/ şeyh- talip ilişkilerinden, cinsiyet vurgulu kavram ve tanımlardan, iktidar ilişkilerine kadar Aleviliğin pek çok özelliğinin üzerinde durmak sızın sadece kadın-erkek eşitliği söylemini yeniden kurgulamak yeterli olmayacaktır.
21) Türkiye’de dinsel eğitim, ağırlıklı olarak Sünni inanışa içkindir. Hem siyasal İslam’ın hem de sağcı gericiliğin potansiyel gücünü oluşturmuştur. Bu düşünceden hareketle, din sokası üç oyuncuya terkedilmiştir. Devlet, siyasal İslam ve sağcı cenah. Sol hareket, demokratlar ve resmî ideolojiden kendini azat etmiş ilerici laikler dinden pek anlamıyoruz veya dinle ilgilenmeye gerek yok diyerek buradan çıkacak sihirli devrim ve toplumsal tahlillere gömüldüler. Oysa toplumsal bilinç ve eylemi demokratik dönüşüm yönünde geliştiren ve siyasal mekanizmalarla ete kemiğe büründüren dönüşüm ile bir toplumsal sözleşme ortaya çıkabilmesi kadının dönüşümünden geçmektedir.

22) Bu dönüşüm için deneyimleri paylaşmak gerekmektedir. Türkiye, Suriye, Lübnan, Arjantin, Şili, Venezüella, Brezilya, Arnavutluk, Makedonya, Avustralya (Melbourne, Sydney) ve Avrupa ülkeleri (özelikle Avusturya) deneyimleri gözden geçirilmelidir. Bu deneyim kadın çalışmaları açısından da özerk olarak harekete geçirilmelidir.

23) Laik bir Alevi Meclisi oluşturulmalıdır. Bu Meclis halkın sesini taşımalı. Din adamları üzerinden yapılacak çalışmaların sürdürülebilirliği olmadığı gibi temsili yetide yetersiz olur. Bu mecliste, aydınlar, iş insanları, farklı meslek gruplarından insanlar, şeyhler, gençler, kadınlar olmalı. Şeyhler-Dedeler % 20 kotasını aşmamalı ve kadınlara ve gençlere pozitif ayrımcılık yapılarak bu meclis dava insanlarından ve liyakat usulü ile oluşmalıdır.

24) Sadece şeyhler/dedeler üzerinden oluşturulan meclis yaklaşımı en fazla şeyhlerin yaptıkları yanlışları düzeltmeye dönük iddiası olabilir. Bu sürdürülebilirlik ve kadının geleceği açısından nitelikli bir sonuç ortaya koymaktan uzak gibi durmaktadır. Ayrıca şeyhlerin-dedelerin ruhban mantığına iyice sarılmaları tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
25) Kişiler üzerinden değerlendirme yaptığımızda, dindar olmak kişisel bir tercihtir. Dini bilmek ise kadın yada erkek açısından bu ülkede yaşamanın süreci algılamanın asgari şartıdır. Entelektüel olma iddiasındaki her insanın dini bilmek gibi bir zorunluluğu vardır. Bizim dindarımızın da dinle ilişkisi olmayanında en büyük sıkıntısı dini bilmemek.

26) Diyanetin dönüşmesi gerekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının gerici temelde örgütlendiği çok açık. Diyanetin bu yapısı oldukça ülkemizde dinlerin özgür ortamda kendini inşa etmesi veya kendini tartışıp güncellemesi çok mümkün görünmüyor. Bu yapı eğitim sisteminde olumsuz yönde etki etmektedir. Çünkü din bir realitedir ve stratejik düşünmenin en önemli unsurlarından birisidir. Diyanetin algısının kuşatması altındaki kadın ve gençliğin geleceğin dünyasında etkin olarak insanlık üretme adına dini düşünmesinin olanağı yoktur.

27) Türkiye’de din dili, siyaset dili korku yüklü ve ayrıştırıcı sürdüğü müddetçe, din birleştirmek yerine ayrıştırır. Nitekim bu durum Türkiye’nin ve Müslümanların kaderi haline dönüşüyor.

28) Din ayrıştırırsa, o ayrı duruşlar kanla kalıcı hale gelir, bu çok tehlikelidir. Ortadoğu’da yaşananlar bu söylediğimin teyididir. Kadının durumu da, Suriye’de ve Irak’ta din adına terör üretenlerin yaptıklarıyla da anılır.

29) Köyden kente göç olgusu geleneksel Aleviliği ciddi anlamda olumsuz etkiledi. Kentteki Alevi ‘tekke ve zaviye kanunuyla’ kurumsuzlaşmıştı. Vakıflarına el konmuştu ve diyanetin baskısı altında idi. Köyden gelenler tutunacak dal aradılar. De facto Cemevlerini oluşturdular. Cami-Cemevi alternatifleri arasında sıkıştılar. Oysa meseleyi tekke ve zaviyeler meselesiyle birlikte ele almak ve yaşanan daralmayı gidererek, toplumu ve kadını eğiten pratik geliştirilmelidir.
30) Devlet eliyle akıl düşmanlığı, bilim düşmanlığı yapılıyor. Bu cümlenin muhatabı devletin televizyonlarında, kurumlarında dinle alakalı program yapan, propaganda yapan isimler. Bu alanlarda bilim küçümseniyor. Akıl düşmanlığı yapılıyor. Kuran ısrarla düşünmeyi emrediyor. Peygamberimiz, “aklı olmayanın dini yoktur” diyor, devletin televizyonunda insanlar kalkıp aklı küçümsüyor. Kadınla ilgili türlü açıklamalar yapıyor. Buradan hareketle şunu söylemek istiyorum. Alevilikle ilgili sorunlarımızın çoğu Türkiye’nin genel din sorununun bir parçasıdır. Onun için devlet ve siyaset demokratlaşmalıdır.

31) “Politik iktidarcı din söylemi değil de daha bireysel bir tercihe bırakan, daha toplumsal hayatın devletin eliyle dizayn edilmesi değil, herkesin iç dünyası, iç olgunlaşması, kendi ahlaki rolü ama her yeri düzenleme iddiasında bulunmayan bir din algısı” (Bilgen,2016: 85) ile kimseye inanç dayatmadan, akıl ve ilmin öne çıktığı, dayatma, doğmaya karşı özgürlük teolojisin geliştirilmesi gerek. Böylece kadın ve toplum gerçek anlamda olgunluk elde ederek çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü laiklik konseptinin geliştirilme arayışları artacaktır. Bunun içinde İslam geleneğinden gelen, İbn-i Sina, Farabi, Kindi, Meryem El İcliyye referans alınabilir. Bu gerek İslam gerekse de Alevilik açısından sığınma ya da savunma refleksinden çıkmasını sağlayacaktır.

32) Akli olana yönelmek gerekiyor. Akla yönel inmez ise doğruya ulaşıla bilecek bir mekanizmaya ulaşılamaz. Hâlbuki ki; ‘’hiç akletmez misiniz” diye bir sürü ayet var. Buradan tutup, akıl da doğruya ulaşmanın bir aracı olabilir (…). Dolayısıyla akıl şu metni okumak için değil hayatı okumak için de, dünyada ki olayları okumak için de kullanılabilir. Bazı ayetler şunu diyor mesela; “yer yüzünü dolaşmıyor musun”, böyle baktığımızda gayet pozitif bilimlere açık rasyonel düşünmeye açık bir sistematik bulunabilir” (Bilgen,2016:87). Dolayısıyla din de özgürleşeceği gibi, öğretici bir konuma da yükselebilir. Önümüzdeki dönem için bir alternatif hat geliştirmek için her konuda sembolik anlamda “GEZİ” ayrı bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
33) Aleviliğin İslam’la alakası yok tezi Batıda hazırlandı. Türkiye’ye servis edildi. Tabi bunun alt yapısı yine bu topraklardan, Emevi İbn-i Teymiyeci algıdan devşirildi. Yani İslam bile gerici Sünni algı üzerinden okunarak Alevilere servis edilmeye çalışıldı. Esas problem burada. Biz halen bu konuda çok gerideyiz. Bu sorun eğer bizim sorunumuz ise, entelektüellerin meseleyi enine boyuna bilip, düşünüp konuşmaları lazım. Biz biraz daha geç kalırsak bu sorunlar Türkiye’nin sınırlarını aşıp uluslararası sorun niteliğine dönüşür. Bunu bizim çözmemiz lazım. Eğer Hacı Bektaş-i Veli’nin dediği gibi, “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” diye düşünmezseniz, sadece duygularla sorunu çözmeye çalışırsanız asla çözemezsiniz. Türkiye’nin sorunu budur. Neticede Alevilerin sorunlarını siyaset çözmek istemediği gibi, Alevilerin içinde etkin olanlarda sorunların çözülmesini istemiyor. Türkiye de güçler sorunlardan besleniyor. Sorunlardan rant çıkarıldığı yerde sorunların çözümü kimsenin işine gelmez. Genelde güzel konuşulup meseleler örtülür.

34) Buradan daha radikal tartışmaların önünü açmak lazım. “Din ve devlet ilişkisini esastan sorgulayan işleri denemeye dönüyoruz. Mesela şu anda sol ve Alevi kitlede tarikattan korkulması, Osmanlı döneminden devralınan hafıza etkilidir. Diyanet dursun sendromu bu nedenle hala geçerlidir. CHP’yi de etkiliyor bu sendrom. Bir taraftan deniyor ki 70 bin kadro, şu kadar para, bütçede bu kadar pay, ama öbür taraftan da diyanet olmazsa tarikatlar, İŞİD’ciler vs. camileri, bütün hayatı dizayn edecekler. Bence bu durum hiç böyle değil, iktidarla dinin göbek bağı kesilse, bu iş sivilleşse, toplumsallaşsa daha olumlu olacaktır. Kaldı ki şu andaki düzenlemede de pek bir işe yaramıyor bu noktada, bütün tarikatların kendi camileri, evleri, yurtları var zaten; sadece üstü örtülü yapılmış oluyor, dernek, vakıf gibi pek çok araçla yürütülüyor bu işler” (Bilgen, 2016: 92). Devlet, Diyanet’i; İmam Hatipleri, Kuran Kursu vb. açtı. Aynı zamanda Milli Piyango, Tekel’i işletiyor. Buradan gelen parayla da caminin imamının maaşını ödüyor. Buna karşı muhalif bir hat geliştirmek lazım. Böylece hem içerden bir kırılmayla özgürlükçü bir hat gelişir hem de daha önemlisi Alevi kitledeki tarikatlar kavgası korkusunu aşmayı sağlayabilir.

35) Yeni bir tartışma, müzakere alanı yaratmak gerek. “Sünnileri kendi içinde yüzleşme zorlayacak, Türkleri kendi içinde yüzleşmeye zorlayacak bir şey yakalayacaksın. Bence bunu yakalayabilecek şey ekonomik politikadır” (Bilgen, 2016:94). Ekonomik politika üzerinden bir şey söylendiği takdirde başarıya götürecek bir strateji ortaya çıkabilir. Ötekiye ulaşabilecek bir fay kırığı buradan yaratarak, toplumsal baskı ile devlet gücünün buluşmasının önüne geçilerek toplum ve kadın açısından özgürlükçü bir yol açılabilir.

36) Kent ortamında Alevilerin kendilerini tanımlama biçimleri ve inanç ritüellerini uygulama sıklıklarını gözden geçirip kimlik ve kadın gerçeği bunun üzerinden değerlendirilmelidir.

37) Türkiye ve dünyada özelikle son yıllarda İslam’a yapılan referanslarda üretilen şiddet sarmalı ve toplumu dinsel baskı altına alma çabaları laiklik tartışmalarının yoğunlaşmasını getirmiştir. Bu durum, doğmaya, dayatmaya karşı bir özgürlük teolojisinin gelişmesini getirebilir. Bunun için de İslam ülkelerinde oluşmuş olan içe kapanma, fanatize olan düşünce sistemine karşı, coğrafyanın kendi referanslarını kullanarak, çoğulculuk, demokratik ve özgürlükçü laiklik konseptinin kurulması gerekir. Alevilikte böylece, birliğin içinde çokluk, kendisi olmayı ifade eden demokratik ve insan merkezli bir yol olarak öz duruşunu ortaya koyacaktır.

38) “Alevilik çalışmalarının bir çok anlamda çıkmaza girdiğini ve bu çıkmazdan kurtulmanın bir yolunun ise tarihe bakmak olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz” (Poyraz, 2018:12).
39) “Benim ülkemde cennet anaların ayakları altında denilip her gün kadınlar katledilirken, dinciliğin hortlama nedenlerini sorgulamak gerek. Bu sorgulamada milliyetçi parametrelerle inşa edilmiş ulus devlet sisteminin tıkanması birinciliği alır” (Gürsoy,169:11) Alevilik ve Kadın meseleleri ele alınırken bu iki parametre konusunda yüzleşme gerçekleştirilmelidir.

40) İnsanlığın ortak değer ve erdemlerinin kadının hak ve hukukunun içselleştirildiği oranda anlam kazandığı, iki cins arasındaki eşitliğin ancak kadının belleğinin, emeğin ve bedenin özgürleşmesiyle sağlanabileceğini idrak eden çağdaş demokrat erkek tipi yetiştirmek kadınlarında görevidir” (Işıldar,2007:3)
41) “Bir halk uyanırken kadınlarıyla, gençleriyle, işçileriyle, köylüleriyle, aydınlarıyla, sanatçılarıyla uyanır. Halkların tarihlerinde yüz yılda bir vuku bulan böylesi uyanışlar, tarihsel, kültürel, sosyal ve hatta dinsel kökleriyle bir dirimsellik kazanarak kollektif kimliğini dışa vurur” (Gürsoy, 2012:40). Alevi halkı da böylesi bir özgün sürecin ilk demlerinde olduğu söylenebilir.

42) Alevi / Arap Alevi kadını tüm eksikliklerine rağmen, belki yeryüzünde ibadetini en çok ve ısrarla yerine getirendir. İbadet, fiziki hareketlerin yapıldığı ve adına namaz denilen şeyin çok ötesindedir. Aslen “sala” duadır, Allah ve kul arasındaki bir çeşit iletişimdir. Alevi kadını bu anlamıyla gerçek ibadette, bitip tükenmez bir kararlılıkta, adaklar adayarak ve dualarını eksik etmeyerek bunu teyit eder.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri