Son Dakika Haberler

Hakikatin Darına Durmak: Alevilikte Kadın (2)

Hakikatin Darına Durmak: Alevilikte Kadın (2)
Okunma : Yorum Yap

Hakikatin Darına Durmak: Alevilikte Kadın (2)

Tevfik USLUOĞLU yazdı:

Giriş:

Alevilikte kadın üzerine yaptığım değerlendirme de, tarihi gerçekler ve Aristoteles felsefesinin kadın gerçeğine etkisi irdelenmişti. Yazının birinci bölümünü akıl meselesinde bırakmıştık. Aynı yerden devam edelim istiyorum.

Tarihin hiçbir döneminde günümüzdeki kadar Aleviler içinden Aleviliği tartışıp farklı Alevilikler üretmeleri görülmemişti. Aleviler kendi kendine, biraz da geç kalmış bir hesaplaşma içine girerek kendilerini bir birine taban tabana zıt bakış açıları ile ve başkalarına anlatmaya çalışmaktadırlar. Nitekim dünyada ve Türkiye’de yaşanmakta olan toplumsal evrime bağlı olarak ortaya çıkan yeni kimlik arayışları, sivil toplumlaşma ve genel olarak küresel düzeyde bileşim teknolojisin ortaya çıkardığı değişim ve kırılmalar çerçevesinde Alevilik de yeni doğum sancıları içinde bulunuyor. “Ancak buna göre Aleviliğin en önemli sorunu kimlik ve meşruiyet sorunudur ve bu kimliği belirleyen temel öğe, Alevi cemaatlerinin teolojik olarak bulunduklarına inandıkları konumlarıdır” (Bilici,2003: 67).

Genel olarak Alevilerin teolojik ve mistik anlamda farklı çeşitlilikten söz etmeleri, bu anlamda her yöre ve grubun kendine has bir “yol” takip ettiğini belirlemeleri Alevi teolojisinin ne olduğu ve ne olmadığını anlatmak isteyen bir yazar açısından “yol bir, sürek bin bir” ifadesiyle meseleyi özetleye bilmektedir. Ancak bizim burada üzerinde duracağımız “Geleneksel Alevilik” ve geçmişten günümüze bu Aleviliğe yapılan müdahaleler sonucunda yaşanan değişim ve kimlik bunalımı kapsamında “Alevilik ve Kadın” gerçeği işlenecektir. Hatta burada ifade edilecek olan Alevilik ve kadın sorununu aşarak, bir takım çözümlemelerin yanı sıra yaşadığımız coğrafya üzerine de bir değerlendirmeye kadar varacaktır.

Akıl, İslam ve Alevilik:

Aleviliğin temel esası, aklın gerçeğe götüren tek yol ve süzgeç olduğunu belirleyen sağlam bir kurama dayanır. “Eytem el hamis” denilen duyu organlarımızca algıladıklarımızın akıl süzgecinden geçirilmeksizin gerçeğe ulaşılamayacağı tezi ile desteklenir. Ayrıca “yedi doruk” anlayışıyla, insanlığın geçirdiği yedi temel uygarlığın ve toplumsal evriminin düşünsel öncülerini kutsiyette eşit tutmuş ve bu birikimi bir sarmal gibi bir biri üzerine yükselen insanlık birikimi olarak kabul etmiştir.

Nitekim, yaşadığımız coğrafyanın uygarlık birikimini, mistik kültürel değerleri, tarih üreten kentlerin ve bölge değerlerinin birikimini (Ebla, Afamya, Antakya, Ogarit, Fenike, Harraniler, Farisiler, Aramiler ve bir bütün olarak insanlık birikimlerini) merkezine alarak, Hz. Muhammed’in insanlığa getirdiği mesaj ile Aristoteles’in, Platon’un, Sokrates’in, İskender Zülkurneyn’in, Hz. Musa ve İsa Mesih’in mesajını tarihsel dönemlerine uygun olarak, aklın sürekliliğine ve bütünselliğine bağlı olarak ele almış ve buna göre bir felsefe oluşturmuştur. Bu felsefe ki “insanlık mirasını” temel konsept olarak kabul edip dünyayı ve yaşamı buna göre yorumlama şeklini geliştirmiştir.

Kal-u beladan beri var olan “Hak” inancın, “Tevhid” anlayışının Muhammediye kesitinde vücut bularak, İslamiyet’in gelişim sürecinde oluşmuş ve yaygınlaşmış bir dini inançtır Alevilik. “Alevilik İslam bağlamlı bir inanç, kültür, felsefe ve yaşam biçimidir ve toplumsal duruşu itibariyle ilericidir. Bu da onu çağdaş sosyal değerlerden, demokrasiden, barıştan, laiklikten ve insani değerlerden taraf yapıyor” (Duran, 2008:16). En fazla da “İslamiyet’in egemen sağcı yorum evrimleşmesi demek olan Sünnilik, egemen feodal sınıfların ve devletlerin tercihi olurken, Alevilik bu egemen sınıf ve devletle çıkarları taban tabana zıt olan ve ona karşı savaşan ezilen halkların dini inancı olmuştur. Aslında söz konusu olan sosyal bir sınıfsal mücadeledir. Ama bu mücadele dini bir form içinde gerçekleşmiş, farklı (…) inançlar savaşı olarak şekillenip sürdürülmüştür.

Egemen İslam olan Sünnilikle feodalleşen, merkezi devlet ve İmparatorluklar kuran egemen sınıflara karşı Alevilik bir isyan, bir direniş, bir kurtuluş bayrağı olmuştur” (Bilici,2003:69).

Genel olarak bu belirlemeler doğrudur. Bunun dışına çıkan ve devletleşen bazı Alevi oluşumlar olsa da egemen İslam’ın zıttı olan bir yön çizmişlerdir. Nitekim dünya insanlık mirasının temelini merkezlerine alarak İslam’ın altın çağını oluşturmuşlardır. Bu anlamda Aleviler, İslam’ın aydınlık şeklini temsil etmişlerdir. Bu şekil ki, İslam’da egemen kılınan anlayışın “soyut cennet fikri” ile iktidarı korumak, hatta her türlü “hayır ve şerrin Allah’tan geldiği anlayışını yerleştirerek, yöneticilerin yaptıklarının üstünü örtmek ve haksızlıkları kadermiş gibi gösterip Allah üzerine yıkma anlayışını tümden reddederek, Hayrın Allah’tan, şerrin ise insanın şehvetinden kaynaklanan bir durumu ifa ettiğini ayrıca cenneti de somut ele alarak, sadece öbür dünyaya değil bu dünyaya da dönük eşitlikçi anlayışı ile bu durumu Kurandaki “Cennet Ayetlerine” dayandırır.
Bu meseleyi şimdilik atlayarak akla dönersek; Hz. Ali “din akıldır, akıl ise din. Eğer bir akıl dini kabul etmiyorsa o akıl, akıl değildir ve bir din, akıl dairesi dışına çıkıyorsa o din de din değildir” (Özuğurlu;2013: 10) şeklinde buyurmaktadır.

Devamla, Hz. Ali; “Nice oruç tutan kimsenin, oruçtan elde ettiği ancak açlık ve susuzluktur. Nice gece namazı kılan kimsenin gece namazından elde ettiği, ancak uykusuzluk ve yorgunluktur. Akıllıların uykusu ve iftarları ne güzeldir” (Özuğurlu; 2014: 11). Nitekim Kur-an ’da akılla ilgili yaklaşık 50 ayet mevcuttur. Bunlardan bazıları: Rum-28: “İşte biz ayetlerimizi aklını kullanacak bir kavim için böyle açıklıyoruz”. Ra’d-4: “Bunda aklı olan bir kavim için ayetler var”. Ra’d-28: “Onlar ki, iman etmişlerdir ve kalpleri Allah’ın zikri ile yatışır (tatmin olur). Evet, Allah zikriyledir ki; kalpler yatışır (tatmin olur)”. Sa’d-29: “Sana bu mübarek kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik”. Hac-46: “Ya o yeryüzünde niye dolaşmadılar ki; kendileri için akıllanmalarına sebep olacak kalpler ve işitmelerine sebep olacak kulaklar olsun; zira hakikat budur ki, gözler kör olmaz lakin sinelerdeki kalpler körelir’’. Zümer-18: “Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır”. Kaf-37: ‘’Bu kitapta kalbi olanlar için bir hatırlatma vardır”. Maide-103, Fecr-5, Taha-54-128, Bakara-15-16-17-18-75-171-269, Ali İmran-8, Yunus-74, Tin-4-5, Ankebut-63, Lokman-25, En’am-116’dır. Peygamberimiz “aklı olmayanın dini yoktur” (Onat, 2013:17) diyor.

Kur’an ayetlerinde, Peygamberin ve Hz. Ali’nin sözleriyle, aklın İslam literatüründe ve Alevilikte çok iyi işlendiğini ispatlamaktadır.

Kur’an ısrarla düşünmeyi emrediyor, En barizi “Baliğ” söylemi üzerinden mükellefiyetin yüklenmesidir. Belağat, akli olgunluğu esas alır. Aklın gelişmesi sorumluluk bilinci verilerek yerleştirilebilir. Belağat dönemin şartlarına göre de farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Sorumluluk bilinci de toplum yapısına göre ve aile eğitimi ile gelişir. Dinin esasına göre 7 yaşına kadar çocuk, çocukluğunu yaşamalıdır. Ardından çocuğu hayata hazırlamak için adım adım sorumluluk verilmelidir. Bu tıpkı bir ağacın meyve vermesi için hazırlanması gibidir. Çocuk da güzel söz ve güzel ahlak ile hayata hazırlanmalıdır. Çünkü güzel sözün insanlar üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Bu etki doğruyu yanlıştan ayırmak için yeti sahibi olan akılla bütünleştiğinde muazzam sonuçlar çıkar. Ayrıca nefis ve şehvet üzerinden de özgürlük kavramı sorgulanmalıdır. Bu konuda sadece dini referansları ele almak yerine yaşadığımız uygarlığın paradoksları sorgulanmalı ve tarihsel olarak eleştirisi yapılmalıdır.
Dini açıdan bunu ele aldığımızda, aklın şehvetlere hâkim olması ve bu konuda mizan görevi görebilmesi durumunda insani iradenin tecelli edebileceği bilinmelidir. İnsanın ilk ve en anlamlı cihadı da nefsiyle yürüteceği cihattır. Bu bir boyutuyla Hakk’a ve hakikate varma ise diğer boyutu insanlaşma, insanlık üretme sürecidir. Dinin akla koyduğu tek şerh, akla destek amacıyla kitap ve peygamber gönderildiği ilkesidir. Akıl imanın süzgeci olduğu gibi cehaletten korunma aracı olarak tarif edilir. Şehvette helal dairesinde hayatın nimetlerinden faydalanmak şeklinde tarif edilmiştir. Bu boyutuyla akıl tek başına müstakil değildir. “Din müstakil olmayı 4 koşula, 4 kaynağa bağlamıştır. Bu koşullar mezheplere ve mezhep ihtiyaçlarına göre görecelik arz eder. Ancak Alevilikte, Kuran-ı Kerim, Ehl-i Beyt ve Peygamberin sünneti (bunlar bir birinden ayrılmaz bütün olarak kabul edilir), akıl ve icma şeklinde kabul edilir. Bunlarla ilgili olarak da Ehl-i Beyt rivayetlerinde çokça ifade edilir. Nitekim Hz. Ali: “insan tefekkür ederse nuru görür.” Devamla, “Sorgulayın, sorun ki Allah size iğfar (merhamet) etsin. Soruyu soran, soruya cevap veren, dinleyen ve onları seven ecir kazanır.”

Buna göre insan aklına ket vuran, aklı kelepçeleyen her şey din dışıdır. Akıl ve tefekkürü esas almayan her algının İslam ile ilgisi yoktur. Bu konuda Hz. Cafer Sadık’ın şu beyanı çok önemlidir:

“İki tane helak edici şey vardır. Bilmediğin bir dine tabi olmak. Bilmeden fetva vermek” (Kanatlı, HRT Akdeniz, Temmuz 2020). Yani körü körüne inanç olmaz. Feth-4. Ayette “İmanları artsın diye onlara gönül rahatlığını indirdik (inanç ancak deliller ve hüccetler üzerinden imanla gelişir.) ve insan hesaba çekilmeden önce her gün kendi kendini hesaba çekmelidir”. Bu hesap yanlışlardan ders çıkarmak ve büyük yanlışlara düşmemek için sorgulama ile gelişir. “İnsani sorgulamadan geçmemiş hiçbir din, yaşanmaya değer değildir” (Sambur, 2018:130). Bu belirlemeyi daha genişletirsek; insan, akıl, ahlak ve aşk yetenekleriyle donatılmış şekilde eşref-i mahlûkat olarak yaratılmıştır ve bu üçlü, ilahi ve insani olanı buluşturan, anlamlandıran, değerli kılan şeylerdir. İnsanın önündeki en büyük meydan okuma, aklı, ahlakı ve aşkı birlikte hayata dönüştürmeyi başarmaktır. “İnsan gerçek bir varlıktır. Gerçek bir varlık olan insanın Tanrı inancının Hak ve Hakikat olması gerekmektedir. İnsan, Hak ve Hakikat olan Tanrı gerçekliği ışığında aklı, ahlakı ve aşkı da bir gerçeklik olarak tecrübe etmelidir. İnsanın Tanrı’ya olan imanı, onu kendi gerçekliğinden, aklından, ahlakından ve aşkından koparıp fantezilerin, sahte mistik vehimlerin ve hurafelerin bataklığına sürüklememelidir. İnsan, sürekli olarak aklını, ahlakını ve aşkını kendisine bir gerçeklik olarak verilen bu dünya hayatı içinde uygulamalıdır. Akıl ve aşk, insani, ahlaki ve ilahi gerçekliğin sürekli olarak birbiriyle ilişkilendirilmesini gerekli kılmaktadır” (Sambur, 2018:122).
Nitekim akıl üzerine inanç esasını şekillendiren Hasibi: “Akıl süzgecinden geçmeyen hiçbir şey şer-i olamaz’’ demektedir. Devamla tıpkı stratejisini, yöntemini, geleceğin eğitim modelini- insan yapısının kaidelerini ifade etmek ve Hakkı işaret etmek amacıyla; projesini ve risalesini ortaya koymuştur. İnsanlık için projesini ilme, akla, öğrenmeye ve sorgulamaya dayandırmıştır. Nitekim Aleviliğin şeyhi, şeyh-ü din olarak kabul edilen Hasibi tüm risalesini Ehl-i Beyt risalesi üzerine kurmuştur. Bu risaleye göre de öğrenmek (okumak- ikrar etmek, ilim tahsil etme), tövbe (günahlardan el çekme, tövbe kapısı rahmet kapısıdır.), İlme yönelmek en büyük rahmet kapısı olarak kabul edilir. Bu takvayı getirir (Takva- ilahi emre uyma). İnsan, hayatın değişik aşamalarında takva sahibi ise, bu onu beladan, şerden uzak durmasını sağlar. Şüpheli konulardan uzak durmak (tedbiri en iyi şekilde almak). Kâmil olmadığımız meselesini itiraf etmek (aklın gayesi ve hedeflerinden biri de cehaleti itiraf etmektir. İnsan eksiğini itiraf eder ve eksiğini tamamlama gayretinde olursa hem kendisini hem de çevresini geliştirme dönüştürme durumu gerçekleşir.

Onun için İmam Cafer Sadık’ın: “Kim ilim tahsil etmenin zorluğu ve meşakkatine katlanmaz ise cehaletin zilletine katlanmak zorunda kalır” (Kanatlı, HRT Akdeniz, Temmuz 2020).

İlme gerekli ehemmiyeti vermeyen devlet bile olsa geri kalır. Aklın ruhun gelişimin ilk aşaması okumaktır. İlimle uğraşanın aklı gelişir. Boş sözler ve boş şeylerle zaman geçirenin aklı azalır. Oysa gerçek bir varlık olan insanın, sahici anlamda gerçek bir hayatı yaşaması gerekmektedir. Gerçek bir hayatı yaşamanın yolunun ilk koşulu akıldır. Ardından ahlak ve aşk ile insan gerçek bir hayat yaşayabilir. Bunlardan birinin yokluğu, insanı imkânsız, hayali ve yıkıcı yollara sapmasına neden olabilmektedir. Akıl, aşk ve ahlak, insanda imkânsız olanı değil, mümkün olanı gerçekleştirmesini istemektedir. Kişinin Allah’la, doğayla ve diğer insanlarla olan ilişkilerinde gerçekçi, mümkün ve doğal olanı gerçekleştirmesi, aklın, aşkın ve ahlakın gereğidir. Aklı, aşkı ve ahlakı imkânsız görüp insanın bütün ilişkilerinde akıldışılığın, nefretin ve ahlaksızlığın gerçeklik olarak algılanması, bütün kötülüklerin kaynağını oluşturmaktadır. Bunun için kişi hayatı boyunca aklın doğru kullanımı, doğru ahlaki davranış ve doğru aşkın yaşana bilirliği için sorgulama halinde olmalıdır. Bu sorgulama hakikat, adalet ve hürriyet temelinde cevaplar aramak noktasına yönelmelidir. Her iki üçlemede insan var oluşunun tek asli durumunu ifade etmektedir.
“Akıl, ahlak ve aşkın varlığı, insanın bugün ve yarın varlığını devam ettirmesini sağlamaktadır. Akıl, ahlak ve aşk var olduğu sürece insan var olmaktadır. İnsan hayatında aşk, akıl ve ahlak zayıfladıkça, insan zayıflamakta, çürümekte ve yok olmaktadır. Akıl, aşk ve ahlakın yokluğu ve zayıflığı, insanın bizzat kendisinin kaybolması şeklinde asli bir kayba neden olmaktadır. Akıl, aşk ve ahlak kaybolmamaktadır. Akıl, aşk ve ahlakın yozlaştırılması sonucunda ortadan kalkan, bizzat insanın kendisidir. İnsanın akli kazanımı, akılla, aşkla ahlakla dolu bir hayattır. Akıl, aşk ve ahlaktan uzaklaşan hayatın sonucu ortaya çıkan asli kaybın kendisi, insandan başkasının olmadığı unutulmamalıdır” (Sambur, 2018:126). Tüm bu yaklaşımı Aleviler, “Eline, diline, beline sahip ol!! söylemiyle özetlerler. Çoğunlukla da Alevi olmanın temelini buna dayandırırlar. Nitekim “edep felsefesi” olarak adlandıra bileceğimiz bu söylem Alevi doktrininin kilit temalarındandır ve Alevi dini inancının merkezinde yer almaktadır.

Tüm bunlarla Muhammedî İslam aslında aklı esas alır. Bu risale insan merkezli olup insanlık birikiminin tümünü sahiplenerek, insanın vahiy yoluyla sürekli ayara çekilmesi yerine dinlere ve dine son noktayı koyarak aklı öne çıkarmıştır. İnsanı da aklını kullanmaya ve akıl yoluyla muhakeme yaparak doğruya ulaşması konusunda zahmete sokmuştur. Bu çerçevede Hz. Ali’nin İslam çağrısı insani boyuta önem veren bir yaklaşımı ifade etmiştir. Bu Hz. Ali’nin yanında yer alanların tutumuyla da bilinen bir durumdur. Salman Farisi, Ebu Zer El Ğafari, Mikdad b. Esved, Kamber b. Kedan, Osman b. Maz’un, Ebdullah b. Ruvaha, Ammar b. Yasir, Cabir b. Abdullah El- Ensari, Ubay b. Ka’b, Ebu Heysem b. Teyhan, Huzeyfa b. Yeman, Sa’d b. Ubeyda, Zeyd b. Erkam, Kays b. Sa’d gibi isimler İslam çağrısının insan merkezli temsilcileridir. Bu isimler sosyal davranışları nedeniyle eziyet görmüşler. Dile getirdikleri ile de iktidardaki İslam’a karşı alternatif bir duruş, insani bir mesaj ve ilahi bir itikadın temsilcileri olmuşlardır. Tabi bu duruş Hamdani devletinin koşullarında Seyfudevle’nin hocası ve müsteşarı olan Hüseyin Bin Hamdan El Hasibi tarafından sistematikleştirilen öğretinin İslami yorumu, akıl ve marifet üzerinden şekillenmiştir. Yani akıl ve bilgi merkezlidir. Hasibi sosyolojik anlamda çağının üstün aydını ve birikimleri ile dünyayı kavrama noktasında kusursuz bir yöntem ve analiz sunmuştur.

Yine Hasibi, bu boyutuyla ilmin ve felsefenin etkisini artırmaya dönük olduğu kadar, tıbbın, kimyanın, fiziğin, astronominin bilgisini artıracak çalışmalar yapmış ve yapanları desteklemiştir. Bu çalışmalar neticesinde, Farabi, Meryem El İcli, Kindi gibi şahsiyetler ortaya çıkmış, kadın mayasının gücünün bilinciyle kadın ve aile gerçeği üzerinde önemle durmuştur.
Nitekim” hiçbir toplumsal değişiklik kadın mayası olmadan gerçekleşemez” (Işıldar,2 017:16). Toplumsal dönüşümlerin kadından bağımsız olmayacağı ve” kadın mücadelesinin bir boyutu kendini var etme üzerine ise diğer boyutu da sisteme ve kadını kendini yitirmesine sebep olan sisteme karşı olmalıdır” (Deniz,1997:29). Şu anda ülkemizde 100.000’e yakın din görevlisi 400.000 civarında imam-hatip lisesi, ilahiyat fakültesi öğretmen, öğrenci ve mezunu, medya grupları, vakıf, dernek holdingleri ile, siyasi parti, tarikat ve dini akımların içinde veya paralelinde çok önemli baskı grupları meydana getiren Ortodoks dini çevreler” (Bilici, 2003: 75) varken “ülkemizde her gün ortalama beş kadın kışkırtılmış erkekliğin terörüne kurban gidiyor. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kültürel defolu, yaşama hakkına tecavüz ve zulüm, sadece kadınları vuran bir toplumsal değer ve düzen yargısı değil aynı zamanda erkek-kadın kodlaması dışında bir yaşamı tercih eden herkese yönelik bir linç eylemine dönüşüyor” (Deniz, 2018: 2). Ancak kadının bu kuşatmayı delmesi, kadının farkındalık olayını bilinç, örgütlenme ve eylem boyutunda gerçekleştirmesi, temel hak ve özgürlükleri için harekete geçmesi, çoğunluğun yanlış algı ve değerlerine kafa tutma süreci ile gerçekleşecektir. Böylece kadın tarafından kanayan insan soyu için, toplum bilinci ve davranışlarının kökten değişmesi gerekmektedir. Bunun için de “toplumsal hayatın bütün dokularına demokratik kültürü yedirme çabası ancak ailenin demokratikleşmesi, üyelerinin özgürleşmesi ve cinsler arasında kalıcı bir eşitliğin sağlanması çabasıyla paralelleştirildiği oranda gerçek amacına ulaşılabilir” (Işıldar, 2017:6).

Tarihte en zor sancılı kopuşlardan biri ve belki de en önde geleni kadın mücadelesi ile oluşacaktır. Kadının asırlarca şekillendirilmiş, geleneksel yaşam tarzının tüm korkularını iliklerinde hissederek yaşadığı esaret, sömürü, şiddet, taciz, tecavüz, ayırımcılık, aşağılanma, ilhak ve asimilasyon gibi olguları hayattan söküp atması ve tabiri caizse kendi kaderini tayin etmesi için esastan, kökten bir değişikliğe gitmesi gerekir. Yani “ Kadın devrimine”, toplumsal bilinç değişimi için yeni bir felsefeye ve eşitlik mücadelesine ihtiyaç duyulmaktadır.

*Yazarın görüşleri editoryal politikamızla uyumlu olmak zorunda değildir…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri