Son Dakika Haberler

Hülya YALÇIN: Topaklaşan kanun

Hülya YALÇIN: Topaklaşan kanun
Okunma : Yorum Yap

Topaklaşan Kanun 

“Kurdelalı köpekleriyle ekranlarda şımarıklık yapanlar, abartılı ‘hayvan sevgisi’ gösterileriyle insanları adeta kışkırttılar. Belki niyetleri bu değildi ama toplumu da doğru okumak gerek…”

Hülya YALÇIN yazdı:

Topaklaşma nedir bilirsiniz; Unu ya da çimentoyu karmak için suya yedirirken yavaş yavaş çırparak değil de birden atınca topaklaşma olur.  Suyu fazlalaştırınca da cıvıklaşmaya başlar. Yani istenen kıvama gelemez bir türlü. 

İşte bizim Hayvanları Koruma Kanunumuz da böyle oldu. Toplum alt yapısı yeterince hazırlanmadan; hayvanseverlerin tuzukuru, lüks yaşayan, herkesi küçümseyen insanlar olduğu algısı kırılmadan koruma yasası pat diye toplumun kucağına bırakılıverdi. 

Yıllarca televizyonlarda “kızıma pahalı Avrupa şampuan, oğluma yurt dışından sardalya konserve” getirtiyorum diye toplumun pek çok kesiminin öfke ve kıskançlıkla izlediği ünlü kişilerin de etkisiyle, hayvanları korumaya çalışanlar hep böyle kişiler sanıldı. Kurdelalı köpekleriyle ekranlarda şımarıklık yapanlar, abartılı “hayvan sevgisi” gösterileriyle insanları adeta kışkırttılar. Belki niyetleri bu değildi ama toplumu da doğru okumak gerek.

Oysa lüks sitelerde, özel konutlarda yaşayan insanlar genellikle “kendi hayvanlarını” sever, korur ve onlar dışındakiler hakkında fazla bir fikri yoktur. Dışarıda neler olduğunu bilmezler, farkında bile olmazlar. 

Sokaklardaki dramdan, açlıktan, hastalıktan haberleri çoğu kez yoktur. Bir tarafta  bu yaşamlara uzaktan bakanlar ve bilenenler, öte yanda bundan haberi bile olmayan, doğal olarak kendi hayatını yaşayan insanlar ve hayvanlar.

Sokakta, yani dışarıdaki açlık, hastalık, kötülük bir avuç merhamet sahibi gönüllünün buna engel olma çabasıyla  görünür bilinir olmaya başladı yıllar önce. Hayvanlara tekme atılmasın, araçla sürüklenmesin, zehirlenmesinler, vurulmasınlar,  sapık insanlar gecenin kuytusunda izbelerde tecavüz edip öldürmesin diye sokaklarda bir iyilik hareketi başlattılar.

Bu hareket aslında yaşanan korkunç hayvan düşmanlığını ve sömürüsünü de iyice açığa çıkarırken, hayvansever olmayan insanlar da olaya dahil oldu. Bunun için önce az da olsa sevgi gerekiyor olsa da, daha önemlisi vicdan, adalet ve merhamet duygusuydu çünkü. 

Hayvan sevmek duygusal bir durumken onları sevmeye bile vakit bulamadan sadece hayatlarını korumaya çalışmak zorlu ve tam bir aktivizmdir. İşte bu noktada toplum ayrışmaya başladı. Hayvanları korumaya çalışanları  o hep televizyonlarda gördükleri insanlar gibi yaşıyor sananlar, hem hayvanlara hem bu kişilere diş bilemeye başladı.

İlk zamanlar “çocuk beslesene, onlar çöpten bulur, onlar üşümez, çocuk okut” gibi kendilerinin bile umurunda olmayan konularda baskı cümleleriyle başladı. Hatta bir ara “Afrika’da onca aç çocuk varken…”  diye başlayan cümleler bile kuruldu.

Sanki kendi yoksulluk ve yoksunluklarının sebebi “hayvanlar” ve onları korumaya çalışanlarmış gibi bir tavır geliştirdiler.

2021 yılı ortalarından bu yana ise  köpeklere karşı büyük bir hamle başlattılar. Açık bir  şekilde “çocuk” bahane edilerek toplumda “köpeklerin varlığının tehlike” olduğu algısını kurmaya başladılar. Bu toplum çocuklarının okula köpekler tarafından götürüldüğü, her evin bahçesinde köpek -kedi olan, köpeklerle dostça yaşayabilirken aniden yeryüzünün en zararlısı ve ülkenin tek sorunu köpeklermiş gibi herkes bu konuda fikir üretmeye  başladı. Ünü azalmış eski şarkıcılar, bazı avukat ve doktorlar, bir kısım gazeteci de bu tuhaf grupların alkışlarından etkilendiler herhalde ki, onların ağzıyla ve tamamen “ölümcül” , kötü bir toplumsal yarılma dili kullanmaya başladılar. 

Bu süreçte  bu grupların öfkesinin aslında hayvanlardan ziyade hayvanları korumaya çalışanlara karşı olduğunu düşünüyorum. Çünkü lakaplar takıyor, akıllarınca isimler uyduruyor, her fırsatta özel hayat dahil her yerden saldırmaya çalışıyorlar hayvan koruyanlara.  

Devlet yetkilileri ve sorumlular ise her iki tarafa da diğer tarafı mazeret göstererek sözde çaresiz kaldıklarını, bütçelerinin yetmediğini savunuyorlar.

Sokaklarda ise kendini bilmez başka bir uğraşı olmayan insanlar bir eğlence gibi köpeklerin peşine düştüler. Sosyal medyada adlarının geçmesi, iyi ya da kötü fark etmez, bu kişilere önemli göründü nedense. Kuş kafası kopartanlar, köpekleri kürekle döverek öldüren belediye görevlileri,  araçların arkasında eşek, inek, köpek sürükleyenler, hatta alenen köpek boğuşturanlar cirit atıyor ortalıkta.

Hukuk mücadeleleri kararlılıkla sürmesine rağmen, zaman aldığı ve zor ilerlediği için “cezasızlık” durumu bu insanları cesaretlendiriyor.

İşte bu yüzden toplumun yeniden evrilmesi gerekiyor. Merhametli adaletli bir yaşamın kıymetli olduğu bilincinin anlaşılması çok önemli. 

Topaklaşmış kalmış bu kanunu yeniden uygun miktarda su ile çırparak tabiri caizse  tüm toplum için uygulanabilir, adil gerçek bir kanuna dönüştürmek zorundayız.  

Bu bir sevgi meselesi değil, adalet meselesidir. Sırf gücü yetiyor diye çaresiz bir kuşun boynunu elleriyle kırıp  duvara fırlatan ve çırpınmasını keyifle izleyen “kişi” cezalandırılmadığında toplumda kaos  ortaya çıkıyor. Bilmeliyiz ki o kötülüğü yapan kişi “hapis cezası alacak”. İşte o zaman topaklaşan bu kanun “kıvamını” bulur ve  görevini yerine getirmeye başlar. Doğrusu da bu değil mi zaten? 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)