Son Dakika Haberler

İKTİDARDA OLMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ / Veli BEYSÜLEN

İKTİDARDA OLMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

İKTİDARDA OLMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ DEMOKRASİYE KARŞI!
 

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Yaşadığımız ülke Türkiye, ekonomik krizin yol açtığı yoksulluk, yüksek enflasyon, enerji krizi, sert geçen kış gibi halkın yakıcı gündemleri ile iktidarın bu gündemleri perdelemek için piyasaya sürdüğü suni gündemlerin iç içe yaşandığı bir ülkedir.
 
Doğrusu iktidar bunu ilk defa yapmıyor. İktidar olduğu ilk günden bu yana, başarısız olduğu her konu da başkalarını, hatta kendisinden 70-80 yıl önceki hükümetleri suçlama hususunda oldukça maharetli. AKP uzun iktidarını, halkı uydurma düşman ve suni gündemlerle oyalamanın yanı sıra, dış devletlerin büyüyen ve gelişen Türkiye’yi kıskandığı, ülkede yaşanan tüm olumsuzlukların asıl sorumlularının dış güçler ile onların işbirlikçisi muhalefet olduğu, kendisi gibi düşünmeyen herkesin terör örgütleriyle işbirliği içinde olduğu gibi hikâyelere inandırmada ki başarısına borçludur denebilir. Elbette bunda muhalefetin zaman zaman içine düştüğü hataların katkısı da yok değil. Son zamanlarda bu ülkede yaşananlar, iktidarın önümüzdeki seçimleri kazanmak için anayasal, yasal, hukuki ve demokratik hiçbir sınır tanımayacağına işaret etmektedir. Zira halkın zamların altında inim inim inlediği son 1-1,5 ayda, Türkiye’de iktidarın marifetiyle gündem olanlara göz atıldığında bunu görmemek mümkün değildir.
 
İşte yaşananlar:
 
▪︎ Halkaların Demokratik Partisi (HDP) hakkında Anayasa Mahkemesi’nde açılan kapatma davası süreci devam ediyor. İktidar bloku sözcüleri, Yüksek Yargı Organı üyeliğine yükselmiş hukukçuların karar verecekleri bu dava hakkında sürekli açıklamalar yapmakta ve HDP’nin kapatılmasını talep etmektedirler. Anayasaya aykırı olan bu açıklamalarla da yetinmeyen iktidar, partinin Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, kendi deyimiyle, çözüm sürecinin sürdüğü 2014 yılında sözlüm dediği örgüt üyesi ile çekilen fotoğraflarını birdenbire yandaş basına servis ettirdi ve dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezlekeyi Meclis’e indirdi. İlginç olan, Semra Güzel’in milletvekili seçildiği 24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde devletin arşivlerinde olan bu fotoğraflarla ilgili hiçbir işlem yapılıp soruşturma açılmamış olmasıdır. Bırakın işlem yapılmasını veya soruşturma açılmasını, Adalet Bakanlığı Adli Sicil Müdürlüğü, Semra Güzel’in aday olmasına ve seçilmesine engel herhangi bir sabıka kaydı olmadığına dair belge düzenleyip vermiş ve bu belgeyi seçim kurulu kabul ettiği için milletvekili seçilmiştir. Halbuki bu fotoğraflar çözüm sürecinde çekilmiş, yıllardır devlet birimlerinin elinde olan fotoğraflardır. Nitekim kendisi bir hukuk profesörü olup, çözüm sürecinde iktidarın oluşturduğu Akil insanlar heyetinde yer almış olan HDP Eşgenel Başkanı Mithat Sancar, “Çözüm sürecinde Kürt sorunu çözülecek ve bu ülkeye barış gelecek umuduyla pek çok insan örgütte bulunan akraba ve yakınlarıyla görüşerek fotoğraf çektirdi. Tüm bunlardan devletin haberi vardı.” diyerek konuya açıklık getirdi.
 
Peki, neden yıllardır arşivlerde tutulan fotoğraflar şimdi servis edildi ve Semra Güzel hakkında soruşturma başlatıldı dersiniz? Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi iktidar bunu yapmak suretiyle ülke nüfusunun emekçi büyük çoğunluğunu yoksullaştıran bilim dışı ekonomi politikasının tartışılmasını engellemek istiyor. İkincisi ise HDP’yi kriminilaze etmek suretiyle diğer muhalefet partileri ile arasını keserek, yaklaşmakta olan seçimlerde iş birliği yapmaları olasılığının önüne geçmek istiyor. Yani iktidar seçim kazanmak için bir oyun oynuyor. Ne yazık ki, bu oyunu bozması gereken muhalefet, iktidar bloku ile medyasının yapacakları anti-propagandanın korkusunu aşamıyor ve iktidarın seçim kazanmaya yönelik dönemsel oyunlarını bozamıyor.    
 
▪︎ Yakın bir zamanda, yılların sanatçısı Sezen Aksu’nun, 2017 yılında yayınlanmış şarkısında dini değerlere saldırdığı yönündeki haberler gündeme düştü. Cumhurbaşkanı Cuma Namazı sırasında, “Dini değerlerimize dil uzatanların o dilini koparmak görevimizdir” diyerek tartışmaya dahil oldu. Tepkiler üzerine sonradan “Ben Sezen Aksu’yu kastetmedim” dese de bu düzeltmesi söylediklerinin vahametini ortadan kaldırmıyor. Zira kimi kastederse etsin, ülke yönetiminden birinci dereceden sorumlu Cumhurbaşkanı’nın, dindar seçmenin desteğini almak amacıyla yönettiği ülkenin yurttaşlarını dil koparmakla tehdit etmesi, kabul edilmesi mümkün olmayan vahim bir durumdur.
 
▪︎ Gazeteci yazar Sedef Kabaş, bir televizyon programında kullandığı “Çerkez” atasözünün Cumhurbaşkanına hakaret olarak kabul edilmesi üzerine, gece yarısı evi basılarak göz altına alındı ve tutuklandı.
 
▪︎ Türkiye siyasetinde bugüne kadar yaşanmamış birçok ilk yaşanıyor. Örneğin; Trabzon’da toplu açılış törenine katılan Cumhurbaşkanı, kürsüye çıkardığı ve eline mikrofon verdiği 10 yaşındaki çocuğun, ana muhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Bay Kemal hain hain” diyerek, hakaret etmesini gülerek izledi.  
 
▪︎ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kaybetmeyi hazmedemeyen iktidar, Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu yıpratmak amacıyla, en başta kendisinin uyması gereken Anayasa ve yasaların dışına çıkmakta sakınca görmüyor. Kendisinin yönettiği Adalet Bakanlığı Adli Sicil Müdürlüğünün, “İşe alınmasına engel herhangi bir sabıkası yoktur” belgesi verdiği insanları işe başlatan belediye hakkında terör örgütü ile iltisaklı kişileri işe aldığı iddiası ile teftiş başlattı.
 
Bununla yetinmeyen iktidar, İstanbul’da yağan kar nedeniyle övündüğü İstanbul havaalanının işlememesi, yolcuların mahsur kalmaları, havaalanının kargo bölümünün çatısının çökmesi, havaalanında mahsur kalan yabancı yolcuların, “Otel İstiyoruz!” eylemi yapmaları, Kuzey Marmara otoyolu ile şehirlerarası yolların kapanması gibi merkezi hükümetin sorumluluğunda olan konularda önlem alamaması tartışılmamasın diye, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İngiltere Büyükelçisi ile önceden planlanmış bir yemekte buluşmasına dair MOBESE kamera görüntülerini yandaş basına servis ettirdi. Halbuki güvenlik birimleri, suç işlenmesini önlesinler ya da işlenmiş suçların faillerini yakalasınlar diye kentlerin değişik noktalarına yerleştirilmiş mobese kameralarının görüntüleri, bu görüntüleri izlemekten sorumlu birim personeli dışında hiçbir kimse tarafından izlenemez, elde edilemez ve kullanılamaz. Zorunluluk durumunda ancak savcılık kararı ile üçüncü şahıslara veya devletin diğer birimlerine açılabilir. Zira mobese kamera görüntülerinin yasa dışı bir şekilde elde edilmesi ve kullanılması, anayasanın özel hayatın gizliliği ilkesine aykırıdır. Bir başka deyişle, bu görüntülerin servis edilmesi ile anayasayı ihlâl suçu işlenmiştir.    
 
Elbette bu sadece anayasayı ihlâl suçu değildir. Aynı zamanda diplomatik bir skandaldır. Zira MOBESE görüntülerinin servis edilmesi ve yayınlanması Büyükelçinin devleti İngiltere ile Türkiye Cumhuriyeti devleti arasında diplomatik krize yol açabilecek bir uygulamadır. Çünkü burada Büyükelçinin özel hayatı deşifre edilmiş ve güvenlik zafiyetine yol açılmıştır. Yani Büyükelçinin güvenliği ihlal edilmiştir. Bu zaaf ülkeler arası diplomatik krize yol açması muhtemel bir zaaftır. Türkiye’de yandaş basın ile sözde merkez medya hükümetin uygulamalarının yol açtığı bunalımları haber olarak yayınlamadıkları için, bu görüntülerin basına servis edilmesi sonrası yaşanan diplomatik krizin boyutları bilinmiyor. Yani bu ülkenin yurttaşları, iktidarın seçim kaybetmeyi hazmedememesi ve seçilmiş Belediye Başkanını yıpratmak amacıyla, diplomasi kurallarını hiçe sayarak bir ülkenin Büyükelçisinin kamera görüntülerini yayınlatmasının sonuçları hakkında bilgi sahibi değiller.  
 
▪︎ İktidarın uyguladığı düşman hukuku ülkeyi hızla yalnızlaştırıyor. Zira AİHM’in iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması yönündeki kararının uygulanmamasından dolayı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatılmasını kararlaştırdı. Aynı durum HDP önceki Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş için de söz konusu. AİHM son olarak, HDP’li 40 milletvekilinin milletvekili dokunulmazlıklarının Anayasaya aykırı olarak kaldırıldığına karar verdi.
 
Evet, Türkiye son beş altı yıldır bu iktidar eliyle demokrasi, insan hakları, hukuk, eşit yurttaşlık gibi kavramlara yabancılaşıyor ve adaletin olmadığı, evrensel hukuk normlarının yok sayıldığı tehlikeli bir noktaya doğru savruluyor. Tüm bunlar iktidarın demokrasiyi sindirememiş olmasının sonucudur. Zira demokrasiye inanan bir iktidar, demokraside kazanmak kadar kaybetmenin de olduğunu bilen ve kaybetmeyi kabullenen iktidardır. Ne yazık ki, Türkiye’de durum öyle değil. İktidar bırak kaybetmeyi kabullenmeyi, kaybetme ihtimalini bile kabullenemiyor. Maalesef bu kabullenmeme, kurulduğu yıl iktidar olan AKP’nin en tepe yöneticisinden en sade üyesine kadar sirayet etmiş bulunuyor.
 
Aslında bu şaşılacak bir durum değil. Çünkü demokrasiyi amaç değil, hedefe ulaşmanın aracı olarak gören bir siyasi anlayışın, bırak gerçek bir demokrasiyi, sandık demokrasisini bile içine sindirmesi mümkün değildir. Muhalefetin tüm bunlar üzerinde uzun uzadıya düşünmesi gerekiyor. Görünen o ki iktidar, seçimler yaklaştıkça bu tür oyunların çok daha fazlasını piyasaya sürecek. Kuşku yok ki, iktidar olmanın cazibesinin cezbettiği iktidar için demokrasi sadece sandıkla sınırlı, sandık ise kendisinin iktidarda kalmasını sağlıyorsa meşrudur.
 
Kısa ve öz bir deyişle, iktidar da olmanın dayanılmaz cazibesi demokrasiye karşı!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

slot siteleri bahis siteleri hacklink