İnsanmerkezci nostaljik ezberlerle özsever sivil toplumculuk oynamak / Süleyman KARAN - Gazeteler, Haber Manşet, Son dakika Gelişmeleri
Son Dakika Haberler

İnsanmerkezci nostaljik ezberlerle özsever sivil toplumculuk oynamak / Süleyman KARAN

İnsanmerkezci nostaljik ezberlerle özsever sivil toplumculuk oynamak  / Süleyman KARAN
Okunma : 186 views Yorum Yap

İnsanmerkezci nostaljik ezberlerle özsever sivil toplumculuk oynamak

Küresel çağda herhangi bir yer, artık herhangi birilerinin borusunu öttüreceği bir yer değildir. Yerlilik ve yerellik elbette önemlidir ancak nasıl ki Sudan’da kadın sünnetinin ortadan kalkması için mücadele veriliyorsa; bugün bir Yeni Zelandalı veyahut bir Türkiyeli için, genel olarak değerler üzerinden, türsel bir ortaklaşma yaşam tasarımının peşinde sürecek bu etkileşim, daha net söyleyelim bu mücadele. Değil mi ki çocuk gelinlerin erişkin tecavüzünden kurtulması için mücadele veriyoruz, öyleyse artık işlevsel olarak hiçbir anlamı kalmamış bir zulme de karşı durmak gerekir. Ve bu sadece insanlar için değil, her canlı için geçerli bir durum olabilir. Konu fayton sefasıysa, bu sefa artık bitecektir büyük olasılıkla. Birileri, o duyar kasan nostaljileriyle, biraz da çıkıntılık için ve kendi ‘ütopyaları’ herkesin ütopyası olsun diye direnmeye devam edecekse de etsin. İster bunu ‘faytoncunun ekmek parası’ üstünden sürdürsün, ister tadı kaçmış nostalji sakızıyla… Bazı şeyler tarihe gömülür, müzelik olur ve de iyi ki de olur. Yoksa bugün Louisiana’da ya da Georgia’da hala kölelik hüküm sürerdi nostalji ayağına… Çok mu fark var, “Ay keşke Evangelina adında siyahi bir dadım olsaydı” hayaliyle “Nostaljim geldi, faytonla bir ada turu atayım” arasında?

Miadı dolan kötülük bitmeli!

Diyeceksiniz ki, “Kardeşim milyonlarca sığır, koyun, domuz, tavuk, ördek katledilirken, manyak mısın sen atların faytona koşulmasıyla uğraşıyorsun?”

Hayır kategorik olarak aynı mesele değil. Dediğim üzere faytona koşulan at, tarihsel olarak bitmiş bir hayvan sömürüsü, yani miadını doldurmak üzere ve sadece bu zulmü daha uzatmamak için elden geleni yapmalı diyorum o kadar. İnsanların etçil beslenmesine gelince, sanırım o da pek kısa süre sonra gündeme gelecek. İnsan merkezci bağlamda veganların söylemleriyle değil de (hani önüne gelene ‘Ceset yiyorsun’ sevimsizliğiyle değil), net olarak sürdürülebilirliğin bir zorunluluğu olarak et temelli beslenmeden uzaklaşmak zorunda olduğumuz kavrandığında. İşte o zaman onu da tarihe gömmenin bir yolunu bulacağız veyahut bilim insanları laboratuvarlarda yapay et ürettiğinde, bu mesele daha kolay hallolacak. Zira bazı şeyler ancak süreç içerisinde çözüme kavuşacak olgunluğa geliyor. Unutmayalım ki, günümüzden 200 yıl öncesine kadar cadı diye paganlar yakılıyordu Avrupa’da! Yamyam geçmişimiz de hiç de o kadar uzakta kalmış değil.

Nostalji yetmezse ulaştırma plancısı olunur!

Böyle uzun bir giriş olmadan olmazdı. Zira Adalar’daki tartışma bunu zorunlu kıldı. Devam ediyorlar zira ısrarlarına… Şimdi de, Adalar’daki sivil toplum kuruluşları ve inisiyatifleri, nostaljik sevdalar, emekçi faytoncuya destek argümanları yeterli olmayınca, ulaştırma planlamacısı ve trafik mühendisi jargonlarıyla olaya müdahil olmayı deniyor. Hakları mı? Evet, eğer ki tüm adalardaki çoğunluğu temsil ediyorlarsa böyle bir derdi gündeme getirebilirler tabii… Ama biraz önce de belirttiğim gibi, bu mesele yerel olmanın çok ötesinde, bir zulüm meselesi… Zulüm de dünyanın neresinde olursa olsun ortadan kaldırılması gereken bir ayıp. Bu sivil toplumcu arkadaşlar için de böyle, ama olay yerel ya, illa ki farklı bir tavır takınıp kendi istediklerini yaptıracaklar ki, mutlu olsunlar. Bunun için de, her türlü argümanı sonuna kadar tepe tepe kullanacaklar. Çünkü onlar en duyarlı ve tabii ki de her şeyin en iyisini bilirler, her şeyin en güzelini onlar eyler!

Bildirinin ara satırlarındaki inat

Ruam salgınının ardından, Adalar’daki 10 sivil toplum kuruluşu ve inisiyatif bir araya gelmiş, bir bildiri yayımlayarak bazıları biraz muğlak, bazıları ise zaten olması gereken taleplerini sıralamışlar. İlk talep çok açık ve net gibi görünüyor; ancak faytoncu ahırlarından söz ediliyor olması, hala faytonlara at koşmaya yönelik isteklerine açık kapı bırakıyor. Harfine dokunmadan paylaşayım:

“Şu andaki öncelik, hayattaki atların sağlıklı kalmalarıdır. Ruam testleri şeffaf bir şekilde tamamlanmalı, sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı, faaliyetine izin verilen ahırlarda koşulların yeni salgınlara meydan vermeyecek şekilde iyileştirilmesi için önlem ve denetimler kesintisiz uygulanmalı, Valilik Mahalli Çevre Kurulu kararlarına uygun olarak bir karantina ahırı acil olarak hayata geçirilmeli; ruam hastalığı dâhil at sağlığı ve denetimi konusunda uzman veterinerler işbaşı yapmalı ve Adalar’daki atların bakım sorumluluğu tümüyle İBB tarafından üstlenilmelidir.”

Peki ama bu ruam salgının ortaya çıkması, ki aralıklarla çıkıyor, o ahırlar sebebiyle olmuyor muydu? Hani şu ‘atına kendisinden iyi bakan emekçi faytoncuların’ ahırları… Böyle demiyorlar mıydı? Yoksa İBB ahır kurmalı, faytoncuların atlarına bakmalı, sonra o atları faytoncular arabaya mı koşmalı? Bu mu istenen?..

Artık olan oldu ve evet sonuçta bu talepler yerine getirilmeli ilk etapta. Sonra da fayton sahiplerine ait ahırlara umarız zaten gerek kalmayacak, bu atların özgürce ve insanlarla iç içe yaşayacağı bir formül tüm tarafların katılımıyla bulunacak. Bir farkla; atlar faytona koşulmadan. Zira bunun özgür ve sağlıklı bir yanı yok.

‘Zaten bu olacak koyalım maddesi’

Gelelim ikinci talebe… Yine harfine dokunmadan paylaşıyorum:

“Hazırlıkları yürütülen ve sonuç aşamasına geldiği söylenen Adalar Ulaşım Eylem Planı bir an önce tamamlanmalı ve sonuçlandırılmak üzere katılıma açılmalıdır.”

E tabii ki her konuda olduğu gibi böyle olması en iyisidir. Ki zaten bunun belli verileri de var, yapılan açıklamalardan biliyoruz. Bu talep biraz da zaten gerçekleşmesi çok mümkün olduğu için konmuş gibi… Hani “Bak biz dedik, yaptırdık” gibisinden…

İnadımız inat olsun için

Ve son talep; işte burada, hala fayton ısrarının ipuçları saklı:

“Bütünsel SİT alanı olan Adalar’ın özel durumu dikkate alınarak hazırlanacağını umduğumuz planın, zamana yayılmış ve aşamalı olarak yürürlüğe konmasına; hayvan sağlığı ve haklarının yanı sıra ulaşım, istihdam, mülkiyet ve çalışma gibi en temel insan haklarına duyarlılıkla uygulanmasına özen gösterilmelidir. At ve insan ilişkisinin, nostalji ve kültürel haklardan öte karşılıklı haklar ve dayanışma temelinde kurgulanarak yaşatılması için Adalar’ın son şans olduğu unutulmamalıdır.”

En azından nostalji artık eskisi gibi revaçta değil, bu güzel; ama devamındaki mülkiyet, istihdam ve ulaşım vurgularının altında ne yattığı, bugüne kadarki tavırlarını biraz daha sinik bir biçimde sürdüreceklerini gösteriyor.

Yanlışsa yanlıştır, sembolik ne oluyor?

Elektrikli araçları kullanmayı öğrenirse faytoncular, alın işte istihdam… O atlar bir hipoterapi çiftliğinde sağlıklı ve en düşük düzeyde sömürülerek hayatlarını sürdürebilirse, o çiftlikte oluşturulacak istihdam da mesela bir çözüm olabilir. Atların bir bölümü kapalı bir ortam olan adadan taşınıp ‘country kulüplerde’ yine görece özgür ve sağlıklı yaşayabilir; tabii ki iyi bir denetimle… Yani onlarca çözüm bulunabilir. Önemli olan hayvan hakları savunucularının bu süreci sıkı takip etmesi.

Gelelim şu 35 sembolik fayton konusuna…

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, buna da taraftar olmadığını ancak bu konunun taraflar arasında tartışılacağını söylüyor. 35 fayton iki vardiyalı çalışsa, iki attan her birine dört at, toplamda 140 at yapıyor. Kaldı ki sembolik olunca da atlar sembolik bir zulüm değil, bal gibi aynı zulmü görecek. Yani atı arabaya koş, sonra git kulağına bir şey fısılda, iyi besle, yemini suyunu ver değil mesele… Bu nostalji tutkusu diye pazarlanacaksa da olmaz olsun!

Atlar için de, faytoncular için de iyi olacak

Bu hikaye niye bu kadar uzadı. Çünkü kardeşim bazı meslekler miadını doldurur, o mesleklerin insanlara ve hayvanlara verdiği zararlar da tarih olur. Geçmişte kalan her meslek şahane falan da değildir. Geçmişe özlem, kimi için belki müthiş duyarlı bir şeydir ama bunu toplumlara dayatmaya kalkmak bal gibi de gericiliktir ve aslına bakarsanız biraz da geriliktir. Çek-çek nasıl insan onuru açısından bir rezaletse dün, bugün de faytona koşulan atların hali, atlar için böyledir.

Çok kastırmayın artık, bırakın şu yularını atların, illa da sizin dediğiniz olmak zorunda değil, en iyisini sizden çok atlar bilir!

Faytoncuların emekleriyle daha sürdürülebilir bir iş sahibi olması ve atların geleceğinin garanti altına alınmasına gelince, her zaman destek bulacaksınız bu iki konuda zaten, hiç merak etmeyin.

Süleyman KARAN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: