Son Dakika Haberler

Karadeniz’in Dereleri TOKi’nin Arsaları ve Finansallaşma / Hüseyin ORTAK

Karadeniz’in Dereleri TOKi’nin Arsaları ve Finansallaşma / Hüseyin ORTAK
Okunma : Yorum Yap

Karadeniz’in Dereleri TOKi’nin Arsaları ve Finansallaşma

Hüseyin ORTAK yazdı:

Başlığı okuyunca bütün dostların aklına Giresun’da yaşanan sel faciasının geldiğinden eminim. Amacım, selden sonraki pazar günü felaketinin yaşandığı Dereli bölgesinde siyasal iktidarın Covid-19 riskini ihmal ederek yaptığı miting ve araç üzerinden yapılan anı/hediyelik kapışmasını eleştirmek değil… Çünkü 8 yaş altı çocukların doğum günü partilerinin vazgeçilmez finali “pinyata” oyununa dönmeye başlayan bu hediye kapışmalarını aklı başında ve sağ duyusu gelişmiş insanların şaşkınlık içinde izlediklerini ve bu tip miting finallerinin sevgi gösterisi olmaktan çoktan çıktığını düşündüklerini tahmin ediyorum.

Son olarak Giresun Dereli’de görülen dere yatağı taşması olarak adlandırılan olay, daha önce Karadeniz’in ve Türkiye’nin birçok yerleşim yerinde yaşandı. Bodrum’daki sellerin de Çorlu’da yaşanan ve kurbanlarının adalet talebi hala karşılık bulamamış büyük tren faciasının da arka planında da sel sularının dereleri taşırması hadisesi vardır.

İnsanın aklına ister istemez yüzyıllardır akan, yazın kuruyan bahar yağmurlarıyla coşan ama şimdiye kadar bu denli can almamış, kentlere ve altyapıya zarar vermemiş derelerin neden bu hale geldiği sorusu geliyor.

Sorunun genel anlamdaki ilk akla gelen cevabı iklim değişikliği oluyor nedense… Siyasal iktidarın resmî yahut gönüllü bütün sözcüleri iklimlerin değişikliğinden dem vuruyor. İklim değişikliği bir olgudur ama yaşanan her sel afetinin bir mazereti değildir.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan, Avustralya’daki yangınlarla ilgili kendi internet sayfalarında “İklim değişikliği nedeniyle dünyada kuraklaşma ve selleri aynı anda yaşıyoruz. İklim değişikliğinin sebep olduğu büyük doğal afetler yaşıyoruz.” diyerek iklim değişikliğine küresel işbirliğiyle ortak mücadele öneriyor.

Siyasal iktidarın ve AKP’nin en tepe noktasında yer alan Tayyip Erdoğan, afet bölgesinde yaptığı mitingde ise “Tabiattaki dere yatakları istisnai de olsa büyük yağışlar olduğunda kolayca akıp gidebilsin diye vardır. Biz tutup bu dere yataklarını evlerle, işyerleriyle işgal edersek, gün geldiğinde sel gelir, bunları da alıp götürür.” dedi.

İklim değişikliğine karşı global olarak topyekün mücadele öneren iktidar partisi ve sorunu büyük bir isabetle imara ait yasal düzenlemelerde bulan iktidar partisinin genel başkanının kendi ülkesinde yaşanan ve büyük can kayıplarıyla sonuçlanan olaylarda sadece şikayetçi pozisyonda olması anlaşılabilir bir şey değildir.

Dünya ölçeğindeki sorunun oluşumuna büyük katkıları olmasa da, ülkemizdeki sel felaketlerinde büyük sorumluluğu olan imar, kentsel dönüşüm ve tarım arazilerinin imara açılması gibi sorunun özünde yer alan imar ve şehircilik hareketlerinin tamamı 2004 sonrasında AKP döneminde çıkmış yasa ve yönetmeliklere uygun bir şekilde yapılmaktadır.

Yukarıdaki paragrafların birinde sorduğumuz, yazın kuruyan baharda ve/veya yağan yağmurla kendini hatırlatan dereler, Karadeniz’den Çorlu’daki tren faciasına neden olan bütün yağışlarda, facianın hazırlayıcısı, baş oyuncusu olarak görünmektedirler.

Kuru dere yatakları yolların ya da üretilen arsa ve parsellerin altına menfezlerle alınması ve menfezlerin yağış halinde oluşan akış yoğunluğuna cevap verememesi ve iflas ederek sele teslim olmaları can ve mal kayıplarının sebebidir. Eskiden, su yollarının menfezlerle hapsedilmediği zamanlarda büyük yağışlar olduğunda, kuru dere yatakları yeniden görevini hatırlar çağıldayarak akar giderdi.

Buradaki can alıcı sorun imar ve yol ulaşım işlerinin tamamen piyasa koşullarına terk edilmesidir. İmar ve bayındırlık işleri yerel yönetimlerin elinde birer rant öznesi haline dönüşmüş, toplumun ve gelecek kuşakların çıkarları, deyim yerindeyse, müteahhitlerin ve yerel yöneticilerin kar hırsına ve insafına terk edilmiştir.

Bu rant hareketinin görünen yüzünde neo liberal ideolojinin dünya ölçeğindeki prima sektörü olan gayrimenkul geliştirme faaliyetleri sektörü bulunmaktadır.

Gayrimenkul geliştirme yani nüfus artışı ve kentsel dönüşüm ihtiyaçları üzerinden rant ve finansal karlar üretme işi ülkemizde son on beş yılın en karlı işlerindendir. Oluşan gayrimenkul ve bunun ticari yönden anlatımı olan emlak geliştirme faaliyetleri sektörün TOKİ ile birlikte en önemli pazar geliştirici kurumu olan Emlak Konut’un 2018 Mayısında hazırladığı Gayrimenkul ve Konut Sektörüne Bakış adlı raporunda sel ve afet bölgeleri diyebileceğimiz Artvin, Giresun, Ordu, Rize, Trabzon bölgesinden şöyle söz ediliyor:

“Haziran 2012 – Haziran 2017 dönemine göre Ocak 2013 – Ocak 2018 döneminde konut/Emlak Fiyat Endeksi %16,28’lik bir yükseliş kaydetmiştir. Bu dönemde yaşanan en hızlı reel fiyat artışı Artvin, Giresun, Ordu, Rize, Trabzon bölgesin- de görülmüştür. Bu bölgede görülen yabancı talebi ile TOKİ faaliyetlerine bağlı inşaat sektöründe görülen canlanmanın etkisi olduğu düşünülebilir.”

Yabancı Talebi olarak rapora geçen olgu yine raporun farklı bir paragrafında Körfez etkisi olarak tanımlanmaktadır.
Gayrimenkul/Emlak sektöründe “Körfez Etkisi” olarak da bilinen Basra Körfezi’ne kıyısı bulunan Katar, Suudi Arabistan, İran gibi ülkelerin ürettiği talep temelli oluşan rantın paylaşılma mücadelesi açıkça görüleceği gibi yöre insanının konut ve bayındırlık ve tarımsal ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak ve yörenin asıl sahiplerinin aleyhine işleyen bir durum halindedir.

Bu gelişim sadece doğayı değil ülke ekonomisini de tahrip ediyor.

Gayrimenkul/Emlak geliştirme faaliyetleri Bankacılık sektörü tarafında kredilendirildikçe ekonominin finasallaşmasına dönüşüyor.

Kullanılan krediler Gayri menkul/Emlak geliştirme faaliyetleriyle oluşan kârı büyük ölçüde bankacılık sektörüne transfer etmekte, oluşan kredilerin yabancı kaynaklardan ve döviz üzerinden sağlanması ise ülkenin dövize açığını büyüterek yabancı para birimleri karşısında kırılganlığını artırmaktadır.

Kısaca, şematize ederek anlatmaya çalıştığım bu döngü, bankacılık sektörünün şişmesine sebebiyet veriyor. Ayrı bir yazı konusu olacak bu finansallaşma riski, ülke ekonomisi açısından tehlikeli noktaları işaret etmeye çoktan başlamıştır.

Sel facialarına ve kayıplarımıza ülkece üzülüyoruz. Bu üzüntüyü ortaya çıkaran olayların sadece iklim değişikliği ile açıklanamayacak boyutlar taşıdığı ortadadır.
Rant ve finansallaşma olgusu ülkemizin doğasıyla, tarımıyla insanımızın çıkarlarına ve geleceğine karşı savaş halindedir. Bunu anlamak için verilen kayıplar, yok olan tarım arazilerini görmek yetmez mi?

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri