Son Dakika Haberler

Kitaplar üzerine özgün bir deneme / Gökhan KÜÇÜK

Kitaplar üzerine özgün bir deneme / Gökhan KÜÇÜK
Okunma : Yorum Yap

Kitaplar üzerine özgün bir deneme

Gökhan KÜÇÜK yazdı:

“Bir okur zaten var olan bir yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur.”

“Bir ömür yetmez bu yolda yürümeye.” (Kağıt Ev, Carlos Maria Dominguez)

Türkiye’nin en büyük kitap dağıtım şirketlerinden Emek Kitap’ın genel müdürü Murat Bahadır, Türkiye’de kitap okuma oranının son 10 yılda yüzde 30’dan 40’lara çıktığını belirtti. Türkiye’nin yıllık toplam kitap üretiminin 400 milyon civarında olduğunu belirten Bahadır, “Avrupa ülkelerinden gerideyiz ama rakamlar her yıl artıyor. Devletin de okuma alışkanlığına katkısı olması gerekiyor” dedi.

Emek Kitap’ın genel müdürü Murat Bahadır’ın açıklamalarından yola çıkarak okur-yazar oranında eski yıllara nazaran az da olsa bir artış olduğunu söylememiz mümkündür. Tabii bu, “Yazarlar, Yayınevleri ve Kitap Satış Mağazaları” elbirliği ile kamuoyunu yanıltmak için dile getirilmiş tatlı yalanlardan biri değilse! Ki diğer taraftan, öyle bile olsa bunun iyi niyetle söylenmiş bir yalan olduğu belli ve ben bu oranların doğru olduğunu kabul ediyorum; çünkü son dönemde yerli ve yabancı yazarlara ait birçok yeni kitap basılıp yayımlandı. Keza ders kitapları da cabası.

Gerçekten de bu, oldukça güzel bir gelişme. Çünkü günümüzde, kitapların çok fazla alternatifi var: İnternet, bilgisayar, konsollar, televizyon ve envaiçeşit hobi. Ama buna karşın bu soylu gelenek birileri tarafından hâlâ devam ettiriliyorsa şüphesiz bu, taktire şayan bir gelişmedir. Ne de olsa Almanların dünyaca ünlü düşünürü Arthur Schopenhauer‘in dediği gibi, “Okumak, bir boş zaman meşgalesi değildir!”

Okumak; hiç kuşkusuz, beyni terbiye eder, bilinçaltını keskinleştirir, kişinin bilgi ve kelime dağarcığını genişletir. Kitaplar ise bilgelik vadisinin asırlık ağaçlarıdır. Meyveleri iri ve tatlıdır. Bu meyvelerden tadan, esrar perdesini aralamış olur. Çünkü kendini bilmenin, kendini tanımanın yegâne yolu hayata karışmaktan, farklı yaşamları gözlemlemekten ve iştiyâksal bir buhrandan geçer. Esrar perdesi kişi kendini tanıdığında, hiç kuşkusuz, ardına kadar aralanmış olur. Kâh kitaplar olsun, kâh okuma eyleminin bizzat kendisi, bu bilmeceyi çözmede yardımcı olur. Başka türlü söylemek gerekirse; tılsımlı tuğlalardan örülmüş gizem şatosunun kilitli kapısını açacak anahtar, bir ahir zaman bilgesi tarafından kitapların içine gizlenmiştir ve onu kitapların içine gömülmüş kelime ve cümleler arasından çıkaracak olan kişi bilgelik vadisinde dolaşmaya hak kazanır.

Benim okuma serüvenim erken yaşlarda başladı. Babamın çizgi roman tutkunu bir arkadaşının James Bond tipi çantasında taşıdığı çizgi romanları görmemle birlikte bu sihirli dünyanın içine bizatihi çekilmiş oldum. Teksas, Tombiks, Zagor, Mister No, Conan, Örümcek Adam, Kara Murat, Yüzbaşı Volkan ve envaiçeşit Amerikan, İtalyan ve Türk çizimi çizgi romanlarla bir süre flört ettikten sonra polisiye ve gerilim romanlarına ve bilahare dünya ve felsefe klasiklerini okumaya başlamıştım. En nihayetinde de, iflah olmaz bir okur oldum. Aşağı yukarı otuz senedir, bu sihirli dünyanın içinde bir aşağı bir yukarı dolanıp duruyorum. İtiraf etmeliyim ki, kitapların bana kattıklarını tek tek saymaya kalksam, uygun kelimeleri bulmakta güçlük çekerim. Kelimeler kifayetsiz kalır. Birçok yararını gördüm çünkü. Bunu anlamak için önce kitapları keşfetmek, sonra da kitapların içinde gezinmek gerekir. Uzun lafın kısası, okumanın yararları saymakla bitmez.

“Satışlar muhtelif nedenlerden ötürü artmış olabilir ama okuma niteliğinin düştüğü şüphe götürmez bir gerçek”

Kötü bir dönemden geçiyoruz. Taciz, tecavüz, kadın cinayetleri, hırsızlık, sapkınlık gibi adi suçlarla; hoşgörüsüzlük, tahammülsüzlük, kibir, ego savaşımları hat safhaya ulaştı. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Kimse öz eleştiri yapmıyor. Nezaket, saygı, tatlı dil ve empatiyi hepten unuttuk zaten. Cinsiyetçi küfürlerimiz ve üçüncü sınıf esprilerimiz ile övünüyoruz. Artık yeteri kadar okumuyoruz çünkü. Kitap satışları muhtelif nedenlerden ötürü artmış olabilir ama okuma niteliğinin düştüğü şüphe götürmez bir gerçek.

Anımsar mısınız bilmem; vaktiyle, insanlar gazeteleri, tabiri caizse henüz üzerindeki mürekkep kurumadan alır, koltuğunun altına yerleştirir, bir sabahçı kahvesinde inciğini cinciğini çıkarana kadar karıştırırdı. Üçüncü sayfa haberlerinden spor haberlerine, at yarışı bülteninden köşe yazılarına, magazin sayfalarından ‘sizden gelenler’ köşesine kadar ivedilikle tüm gazete okunmuş olurdu. Özellikle de hafta sonları, sabah kahvaltısı eşliğinde, aile reisinin bol küsuratlı -ekleri olan- gazetesi elinden düşmezdi. Usandığında ise diğer aile fertleri arasında gazete elden ele dolaşırdı.

Proust, “Okumak da dostluk kurmanın bir diğer çeşididir” diyordu. Diğer dostluklardan farkı samimiyetinde. Çıkarsız, çirkinliğinden sıyrılmış, saf ve sakin bir dostluk. Kitaplarda debdebe ve merasime ihtiyaç yoktur. Ne gösterişe lüzum var, ne gevezeliğe. Sukût içinde bir kaynaşma. Cemil Meriç ise, “Bu Ülke” isimli denemesinde, kitaplar için, “istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür” diyordu. Buradan hareketle sormak istiyorum: “Bugün, istikbale yolladığımız herhangi bir mektup var mı? Ya da heyecanlarımıza smokin giydiyor muyuz?”

“Tek kitabı olan insandan kork”

Pekâlâ, ne okunduğu da önemli; ama henüz ülkece okuma alışkanlığı bir rutine dönüştürülmediği için bunun üzerine derinlemesine düşünmenin şu aşamada hiçbir kıymet-i harbiyesi yok galiba. Fakat gel gelelim, okuma skalasında, en çok okunan kitaplar, ruhlu, cinli, perili kişisel gelişim kitapları olduğundan bu konuya da birilerinin enikonu el atması gerekiyor. Ancak sırası gelmişken değinelim, çarpık insiyâkları devreye sokmak istemiyorsak eğer, felsefe ve bilim ağırlıklı okumalar gerçekleştirmeliyiz. Arthur Schopenhauer, bu tür kitaplar için, “…Çoğu zaman onların konuştukları şeyin anlamı öylesine müphem ve muğlak bir mahiyete sahiptir ki gerçekte onların ne düşündüklerini anlamak için beyhude yere kafamızı yorarız.” der. Fakat diğer taraftan, liberal bir dünyada yaşıyoruz; elbette kime ne okuyacağını söylemek haddimize değil, en fazla kendi tecrübelerimizden yola çıkarak insanlara faydalı olacağını düşündüğümüz içeriklere sahip kitapları önermekle yetiniyoruz. Ama yine de, en azından terazideki denge sağlansaydı hiç de fena olmazdı doğrusu. Şu bir gerçek ki okur, okuma yelpazesini geniş tutmak zorundadır; ki farklı fikirlerin ve farklı yaşamların farkına varabilsin, farklı düşünce cangıllarında keşfe çıkabilsin.

Latinceden düşündüren, dolu dolu bir deyiş: “Timeo hominem unius libri”. Anlamı “Tek kitabı olan insandan kork”. Bu sözü Aziz Thomas Aquinas, 13. yüzyılda söylemiş. Fazla söze ne hacet…

Bazen eski dostlarımla bir araya geliyorum. Bazen de katıldığım bir dost meclisinde rastlıyorum kendilerine. Hâl hatır sorma faslı bittikten sonra, şu ya da bu şekilde, konuyu kitaplara getiriyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, aldığım yanıtlar karşısında üzülüyorum. Çünkü o bilindik eski hikâye anlatılıyor yine: “Benden geçti, zamanım yok, film izlemek yetiyor…” vesaire vesaire.

Hâsıl-ı, kılasik bahaneler yine iş başında…

Biz de sabah akşam kitap okumuyoruz zaten. Ayrıca kitap okumanın yaşı mı olurmuş? Burada bir parantez açmam gerekiyor, filmlere birazdan geleceğim. Şimdi parantezi kapayabilirim.

Gün içinde -artık kişi ne zaman müsait olursa- yarım veya bir saat okumak kâfi. İşin trajikomik yanı, zaman bulamamaktan şikâyet edenler, sıra internet üzerinden okey, poker vb. oyunlar oynamaya gelince, bilgisayar başında saatler geçirebiliyor. Hâlbuki insan, dinginlik limanına demirleyince; kitap, film, müzik gibi sanatsal ve edebi faaliyetlerle daha fazla içli dışlı oluyor. Dostlarıma buradan samimi bir çağrıda bulunmak istiyorum: Ne kendi zekânıza, ne de benim zekâma hakaret edin; bahane bulmayı bırakın ve sürekli ertelediğiniz okuma eylemini pratiğe dökünüz artık; çünkü nasıl olsa bu, sadece size yarar sağlamayacak, bundan evlâtlarınız da faydalanacak ve bildiğiniz üzere “ağaç yaşken eğilir” kısacası bu işe el atmanızın tam sırası.

Filmlere gelince; elbette filmler ve bilhassa belgeseller de kişisel gelişim araçlarının yararlı olanlarından. Fakat ne yazık ki bunların hiçbiri kitapların yerini dolduramıyor. Çünkü kitapların içine özenle yerleştirilmiş kelimeler, cümleler, söz kalıpları ve deyimler gizemli, keşfe açık bir dünyanın varlığına işaret ediyor. Hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkan basit bir kavram, hayatınızı kökten değiştirmenize ön ayak olabiliyor. Yukarıda bahsettiğimiz sır, burada saklı. Ve unutulmamalıdır ki kitaplar insanların kaderlerini değiştirir.

Son söz olarak: Bugüne değin kitaplar yahut da okuma eylemi üzerine binlerce yazı yazıldı; yazılmaya da devam ediyor, ki edecek de. Ben de naçizane bu konuda özgün bir yazı kaleme almak istedim; bunda ne kadar başarılı oldum taktir siz değerleri okurların. Bu arada bu, Gazetelink‘e yazdığım ikinci yazı. Bu vesile ile değerli Derya Havin Güngör’e da teşekkürlerimi sunuyorum.

Usunuzdan kitaplar, kalbinizden sevgi, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.

Esenlikler dilerim…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri