Son Dakika Haberler

Köker’in açıklayıcı ve cevabi notları / Mahmut ÜSTÜN

Köker’in açıklayıcı ve cevabi notları / Mahmut ÜSTÜN
Okunma : Yorum Yap

Köker’in açıklayıcı ve cevabi notları…

Mahmut ÜSTÜN yazdı:

Geçtiğimiz günlerde Levent Köker’in Birikim dergisinde çıkan “Başkancı rejim: Popülist yarışmacı otoritelik mi, diktatörlük mü?” başlıklı makalesi üzerine eleştirel değerlendirmelerini içeren yazım dört bölüm halinde ve “Köker bizi liberal demokrasiye mi çağırıyor?”, “Ah bu otoriter anayasa yapma geleneğimiz”, “Vesayetçi otoriterlik, diktatörlük”, “Muhalefet 61 Anayasası dese endişelenmezdim” başlıklarıyla Gazetelink.com‘da yayınlandı. Köker, büyük bir nezaket ve mütevazılık ile ilk iki bölümünün yayınlanmasının ardından bana yazımla ilgili Messenger üzerinden hem açıklayıcı hem de cevabi notlarını iletti. Diğer bölümlerin ardından ise henüz bir not iletmiş değil… Eğer iletirse elbette o notları da okurlarla paylaşacağım. Umarım sonraki suskunluk bir kızgınlıktan kaynaklanmıyor olsun. Zira epeyce uzun süredir tartışma ve polemik geleneğinden epeyce uzak kaldık ve bu nedenle sorumsuz kalem oynatmalar ve çoraklaşma epeyce belirgin bir zaaf alanı olarak önümüzde duruyor. Ben yazımda eleştirimin içeriksel özünü zayıflatmadan nezaket kurallarına azami ölçüde sadık kalmaya çalıştım. Yine de bir ölçüsüzlüğümüz olmuşsa af ola…

Köker’in açıklayıcı ve cevabi notlarını ve benim cevaben yazdıklarımı aşağıda -bazı kelime bozukluklarına müdahale dışında- aynen yayınlamayı bir sorumluluk olarak görüyorum…

L.K: Yazınızı okudum. Bazı konuları tam anlatamadığım anlaşılıyor. Şu kadarını söylemek isterim: Bu yazıda bir çağrı var ama çağrının adresi liberal demokrasi değil, Türkiye ülkesi üzerinde yaşamakta olan insanların kendilerini nasıl bir “siyasal toplum” olarak ifade ettiklerine karar verme gereğine dair bir çağrı. Örneğin Türk milleti mi, Türk halkı mı, Türk toplumu mu, Türkiye halkları mıdır bu ülke üzerindeki devletin kurucu öznesi? Bir de, gerçekten kullandığım kavramlar, sizin dediğiniz gibi, “anayasa ve kamu hukuku kavramları” mı? Eleştirdiklerim ve sempatik baktıklarım da dahil, kavramların tümü siyaset teorisinin kavramları. Keza, sizin Türkiye’deki eski otoriterlik ile yeni otoriter/faşizan eğilim arasında bir fark olduğu görüşünüze katılıyorum. Ben bu farkın ikici devlet/ikili devlet kavramlaştırmasıyla anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Bir diğer husus: İstenmeyen bir olgunun sebebini, eğer o istenmeyen olgudan kurtulmak istiyorsanız, yok etmeniz veya ortaya çıkmasını engellemeniz gerekir-örneğin suyun kaynamasını istemiyorsanız, ısınmayı durdurmanız veya ısınmaya engel olmanız gerekir; çünkü ısınma devam ederse kaynama sonucu ortaya çıkar. Bu, en basit biçimde, bir neden-sonuç ilişkisinin ifadesidir. Siz buna totoloji demişsiniz ama, totoloji bu değil. Kaldı ki benim böyle bir “neden-sonuç” ilişkisi kuran “pozitivist” bir yaklaşımım yok. Sadece, Türkiye’nin otoriter geleneğinin “ikici devlet” tipine uygun düştüğünü, bu geleneğin bugün neofaşist özellikler taşıyan ikili devlet tipine doğru bir değişim geçirmekte olduğunu vurgulamaktayım.

Popülizm ve yarışmacı otoriterlik gibi kavramlaştırmalar yerine önerdiğim bu ve bu kavramlaştırma üzerinden yeni bir siyasal toplum inşa etme gereğini anlamlandırabileceğimizi düşünüyorum. Bu bağlamda, Fassin’e atfım da havada kalmıyor, aksine bu atıf, popülizm, yarışmacı otoriterlik, vesayetçi demokrasi gibi kavramlaştırmalar hakkında Murat Sevinç’ten naklen söylediğiniz üzere, “yaşananları terminoloji yoluyla olağanlaştırmamak” gerekir uyarısına paralel bir yaklaşımın sonucu. Aslında benim de benzer bir uyarıyı yaptığımı siz de belirtiyorsunuz. Fassin’in popülizm kavramıyla temellendirilen analizlerin yükselen neo-faşist oluşumları görmezden geldiği/üstünü örttüğü/normalleştirdiği eleştirisi de bu yüzden önemli. Tabiî neo-faşizmin tezahür tarzı ülkelere göre farklı olabiliyor. Bu nedenle, Bolsonaro, Orban veya Trump ile Türkiye’deki oluşum da farklı. Dolayısıyla, sizin liberal demokrasi ile neoliberal otoriterliğin bir ve aynı olgu olduğu tesbitinize -ki, buna şahsen katılmıyorum- rağmen, ABD başta olmak üzere, “liberal-demokratik anayasal devlet” geleneğinin yerleşmiş olduğu ülkelerde “anayasal demokrasiyi [yükselen neo-faşist dalgadan] nasıl kurtarırız?” problemi temelinde akademik ve akademik olmayan pek çok çalışma yapılıyor. Bizim sorumuz ise daha farklı: “Sahiden demokratik bir siyasî toplumu hangi temeller üzerinde inşâ edebiliriz?” Çünkü bizim, örneğin ABD’de olduğu gibi Trump’a karşı, toplumca korunmaya değer sayabileceğimiz bir demokrasimiz yok, dün yoktu, bugün de yok. Çok selamlar …

M.Ü: Hocam öncelikle nezaketiniz, mütevazı tavırla cevap verme duyarlılığınız için teşekkür ederim. Kuşkusuz ben tam anlamamış olabilirim, zaten pek çok yerde doğru anlamışsam diye kayıt koyma gereği hissettim, zira bir akademik makale siyasi makale gibi mesajın net ve doğrudan anlaşılması kaygısı hissetmeyebiliyor. Makalenizi Duvar’ın tartışma çağrısıyla okudum. Ve sizin makaleniz üzerinden bana egemen ve benim üzerine uzun süredir yazmak isteğim bazı kavram ve düşüncelerle tartışma imkanı verir nitelikteydi ve bu nedenle biraz da sizin yazınızdan da öte bu kavralar üzerinde düşüncelerimi dillendirebilmek için uzun bir yazı yazdım. Okuduğunuz yazının ilk bölümü; üç bölüm daha var ve muhtemelen sizi diğer bölümlerin en azından belli temalarında da meramınız anlaşılamadığını düşüneceksiniz…

Size yazının diğer bölümlerini de göndereceğim…

Eğer okuyabilir ve kendi iddialarınızın yanlış anlaşıldığını düşündüğünüz yerler olursa, ki olacak gibi gözüküyor, yazının tümü -ki dört bölüm-yayınlandıktan hemen sonra, sizin bu konudaki kayıtlarınızı ifade eden bir yazı yazmayı düşünürüm… Saygılar ve kolaylıklar…

L.K: Tamamını çok dikkatlice okuyamadım. Bitirmenizi bekliyorum tabii ama bu son yazınızdaki şu iddia ilgimi çekti: Size göre ben “aradan geçen bunca zaman ve öğretici deneyime karşın hala ‘AKP’nin geçmişte ciddi ve sahici bir demokratik anayasa yapma niyetinde olduğunu’ söyleyebilmekte” imişim. Tırnak içinde ve koyu puntolarla yazdığınız için benden alıntı olduğu izlenimi verilen bu cümlemi yazımda -muhtemelen böyle bir cümle yazmadığım için- bulamadım. Sadece bu yazıda değil, AKP ile ilgili yazdıklarımda da hiç böyle bir düşüncem (veya yazım), kalem veya dil sürçmesi kabilinden bile olsa, hiç olmadı. Hayal görmüş olmayasınız?

M.Ü: Evet bu konuda size açık bir özür borcum var hocam… “Hayal” değil de öyle yorumlamak kolayıma gelmiş diyelim… “… vesayetii kaldırmak için çıktığı yolun sonunda bugün açık bir diktatörlüğe ulaşmıştır” gibi not etmişim ben… Evet şimdi baktım o cümleyi de Ümit Bey’in yazısından not etmişim ama tırnak içinde…

L.K: “…vesayetii kaldırmak için çıktığı yolun sonunda bugün açık bir diktatörlüğe ulaşmıştır” dediğiniz cümle, benim yazımda şöyle: “vesayetçi demokrasi’den kurtulmaya çalışırken, en azından biçimsel anlamda ‘demokratikleşme’ yerine artık demokrasi olarak nitelendirilemeyecek otoriter bir rejime dönüşmüş olmaktadır.”

Buradan benim “AKP’nin geçmişte ciddi ve sahici bir demokratik anayasa yapma niyetinde olduğunu” söylediğim sonucunu nasıl çıkardınız; Kolayınıza bile gitse, benim yazımdan böyle bir sonuç kat’iyyen çıkmaz. Keza, Ümit Bey’den kastınız Ümit Kıvanç ise, onun yazısında da benden alıntı olarak birebir yukarıya yazdığım cümle var. Sizin kurduğunuz “AKP’nin geçmişte ciddi ve sahici …” cümlesi Ümit Kıvanç’ta da yok. Pes.

M.Ü: Eleştirinizi haklı bulduğumu belirtmiştim. Aldığım notu kendi yorumumla yazmışım ve kontrol etmeden koymuşum… Haklı olarak itiraz ettiğiniz ve aslında benim yargım olan o cümleyi çıkarıp sizin cümlenizi aynen koydum. Hata için özür dilerim…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri