Munzur'da 'Partizan', Kenter Tiyatrosu'nda 'Devran'... / Celal TURNA - Gazeteler, Haber Manşet, Son dakika Gelişmeleri
Son Dakika Haberler

Munzur’da ‘Partizan’, Kenter Tiyatrosu’nda ‘Devran’… / Celal TURNA

Not: Munzur Kültür ve Doğa Festivali inanılmaz iç ve dış zorluklar aşıldıktan sonra gerçekleşebildi. O süreci, başka bir yazı konusuna bırakarak 1. Munzur Festivali'ndeki Jülide Kural'ı yazmak istiyorum. Çünkü o, bugünlerde yaptıklarıyla iktidarın korkulu rüyalarından biri olmuştur. Vesile olduğu Demokratik Dayanışma, linç edilmek ve dağıtılmak istenmektedir...

Munzur’da ‘Partizan’, Kenter Tiyatrosu’nda ‘Devran’… / Celal TURNA
Okunma : Yorum Yap

Dersim’den bir Jülide Kural geçti!

MUNZUR’DA “PARTİZAN”, KENTER TİYATROSU’NDA “DEVRAN”…

Tarih 6 Mayıs 2000. Deniz’lerin idamının yıl dönümü. Dersim Dayanışma Kurulu’nu Ankara’da topladık. Gündemde Dersim’le ilgili birçok konu var. Bunlardan biri de Munzur Festivali.

1998’de Gezi, 1999’da Festival olarak tetiplediğimiz, TOPRAĞIMIZLA BULUŞMA eylemselliği yasaklanmış olan festival…

Dernek Genel Merkezimizin mahkemece kapanması sonrası, tabanda ve ANLAYIŞLAR arasında müthiş kavgaların devam ettiği günler… Festival hatırı için, kavgaları askıya alıyoruz. “Ne pahasına olursa olsun bu festivali hep birlikte yapacağız” diyoruz.

İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Dernek Merkezimizi festival bürosuna çeviriyoruz. Tertip Komitesini İstanbul’da, Resmi Komiteyi Dersim Belediyesi’nde, Destek Komitelerini yurtiçi ve yurtdışı derneklerimizde oluşturuyoruz. Büyük bir heyecanla çalışmalara başlıyoruz.
Görev dağılımından sonra koordinasyon yine bende kalıyor.

3 günlük festival programını şekillendirmeye çalışıyoruz. En önemli konulardan biri de festival’i kim sunacak? Bu sorunun cevabını Tertip Komitesinden, Şair Mehmet Çetin arkadaşımız veriyor: Jülide Kural.

Kabul ederse kendisiyle birlikte sunabileceğini de belirtiyor. Biz öneriyi oy birliği ile kabul ediyoruz. “Bu iş sende Mehmet” diyoruz.

Ben dahil birçok arkadaş Jülide Kural’ı tanımıyoruz. Sadece ismini duymuşuz. Mehmet Çetin her fırsatta bize Jülide Kural’ı bütün yönleriyle anlatıyor.

Jülide Kural ve Mehmet Çetin çok iyi bir çalışma yürüttüler. Yazılı textler hazırladılar. Sunum için özgün bir program ve performans göstereceklerinden kuşkumuz yok.
O konuda bize güvence veriyorlar. (Öyle de oldu).

İzni alınmış ilk festivalimiz, 28 Temmuz 2000 Cuma günü başladı. 3 gün büyük bir heyecan ve coşkuyla devam etti. Fakat her an müdahale edilebilir tedirginliği içindeydik.

30 Temmuz Pazar. Festivalin son günüydü. Program tamamlandı. Festivalde görev alan tüm sanatçı ve aktivistler sahneye çağrıldı. Seramoni yapıldı. Hep birlikte “Dersim Dört Dağ İçinde” türküsü söylendi. Tam rahat bir nefes aldık derken Mehmet Çetin, bir anonsla asıl finali yapmak üzere Jülide Kural’ı sahneye davet etti.

Tribünler, stadyumun içi-dışı, yol boyları ve kent, tıklım tıklım insan kaynıyordu.

Jülide Kural, beyaz Şile bezinden dikilmiş, topuklarına kadar inen bir kostüm içinde sahneye geldi.
PARTİZAN şiirini öyle bir performansla okudu ki; yer yerinden oynadı. İtiraf etmeliyim ki hayatımda en etkilendiğim bir sanat gösterisiydi… Gurur duyduk.

Festivali niçin yaptığımızın haykırışıydı adeta…

O arada, Belediye Başkanı Hasan Korkmaz(!) (maalesef korkmuştu) koşarak yanıma geldi; “Celal Bey!… Zaten 3 gün boyunca sazı eline alan dağa çıktı. Bu kadın işin tuzu biberi oldu. Vali, Emniyet Müdürü ve Garnizon Komutanı ateş püskürüyor. Polis telsizleri anons geçiyor. Alacaklar bu kadını!… Ne yapacağız?…”

“Ölürüz yine de teslim etmeyiz Jülide Kural’ı Başkan. Bu festivalin sonu olur. Ben gelene kadar Jülide Kural’ı sahnenin altına saklayın ve korumaya alın. Şiir bittikten sonra kalabalığın dağılmaması için anons yapın. Ben kamuflaj kıyafeti almaya gidiyorum. O’nu burdan kaçıracağız” dedim.

Hemen arabaya atladım, şehir merkezine ulaştığımda komiteden Ali Altın telefonla aradı, “Hocam kıyafeti bulduk dön” dedi.

Şalvar, eşarp vb. giysilerle Jülide’yi tam bir köylü kızına çevirdik, kalabalığa karıştırdık, koruma altında en yakın ve uygun bir eve götürdük.

Olay çıkmayınca “Onlar” da üzerimize gelmekten vazgeçtiler. Sanırım, Vali Mehmet Ali Türker’in de ortamı yumuşatma telkinleri olmuş. Belediye Başkanı bana öyle aktardı.

Ertesi gün (31 Temmuz Pazartesi)
akşam, yemekli plaket törenini Hıdır Baba Çay Bahçesinde düzenledik. Fikri Sağlar, tayini çıkan Vali Mehmet Ali Türker, Belediye Başkanı ve tüm katılımcı aktivistler, gazeteciler, sanatçılar geldi. Tören sunumunu bizzat kendim yaptım.

Jülide Kural, o kadar cesaretli ki; Dersim’den kaçmadı. Kamuflaj giysileriyle tören alanına geldi. Yanında Mehmet Çetin, Nimet Tanrıkulu, Vijdan Baykara, İHD’den Gülseren vardı. Uzak bir masaya oturdular. Töreni izlediler.
Kimseye çaktırmadan. Plaketi en çok hak eden Jülide Kural’a verdik.

Aradan 20 yıl geçti. Jülide Kural bu kez Selahattin Demirtaş’ın “DEVRAN”nı Kenter Tiyatrosu’nda sahneye koydu.

Türkiye’de kıyamet koptu. Ne kadar faşist, yalaka, yandaş, trol ve provokatör varsa koro halinde saldırıya geçtiler.

Halkların, kadınların ve sanatçıların dayanışmasından o kadar ürktüler ve korktular ki… Ne yapacaklarını şaşırdılar.

Adana’da doğan, İzmit’te büyüyen, ODTÜ’de okuyan, İstanbul Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat (Konservatuvar- Tiyatro) Fakültelerinden mezun olan, tarihe mal olmuş Rosa Lüxenburg, Frida vb. nice kadını karakterleriyle, ruhlarıyla, içselleştirerek sahnede canlandıran, Almanca ve İngilizce bilen bu yürekli, Sosyalist kimlikli sanatçı kadına, son “FIRTINA”sı ile ilgili bir kulak verelim:

JÜLİDE KURAL diyor ki;

“İNSANLARI, ANCAK GÖNÜL BİRLİKTELİĞİ İLE BİR ARADA TUTABİLİRSİNİZ”.
——
“SADECE PAPARAZZİLERE EL SALLAYANLARA, SANATÇI DENMİYOR”.
——
“SANATÇI, DÜNYADA KALICI OLAN, ÜRETTİĞİ ŞEYİ İLKESEL OLARAK SAVUNAN İNSAN ANLAMINA GELİYOR”.

“Kenter Tiyatrosunda ne zamandır ihtiyaç duyulan yan yana gelebilme durumu gerçekleşti. Sanatın öyle bir gücü var”.

“O gecenin bende kalan en net duygusu, aslında sanatla, tiyatroyla toplumsal bir dayanışma duygusunun örtüşmesi oldu”.

“Yaratılmak istenen bir korku ortamı var. Korku korkuyu, cesaret cesareti besler”.

“Ben sanatçı olarak Brecht’leri, Tolstoy’ları, Çehov’ları oynayıp… Ondan sonra sahnede lay lay lom bir hayatı seçerek, aman bana bir şey olmasın, bir şey bana değmesin deyip SORUMLULUKTAN KAÇAMIYORUM”.

“Hayattaki her haksızlık, her eşitsizlik benim de sorunum. Kalbimi acıtıyor”.

“Demirtaş bir oyun yazarı değil. Ama Selahattin Demirtaş önemli bir siyasetçi. Ve Türkiye’nin geleceğinde de önemli bir siyasetçi olacak. Ben O’nu, haksız yere hapishanede tutulan SİYASİ BİR TUTSAK olarak nitelendiriyorum. Hem davalarını biliyorum. Okudum. Hiçbir geçerli gerekçe yok. Gerçek anlamda hukuk işlemiyor. Demirtaş siyaset dışında bir şey yapmamış. Demirtaş duvarların ötesine atılmış olmasına rağmen sürekli umut veriyor. Yaşam sevincinden söz etmesi çok önemli. İNSANLARIN ACISINI ÖYKÜLERİNDE KALBİNDEN ANLATIYOR.
O, bu kadar yaşam sevinci doluyken ve haksız yere hapiste tutuluyorken, ben burada hiçbir şey olmamış gibi davranamıyorum. Onun ürettiği bir şeyi alıyorum ve kendi anladığım dile doğru yönlendiriyorum”.

“Tarihe göz attığınızda bütün büyük sanatçıların da bedel göze alarak yaşadıklarını görürsünüz. Biz (Kadir İnanır’ı da kastederek) bu bedeli göze alarak sanatımızı yapıyoruz”.

(Kenter Tiyatro’sunda Demirtaş’ın “DEVRAN”ını izlemeye giden kadınları; Dilek Demirtaş, Canan Kaftancıoğlu, Selvi Kılıçdaroğlu, Dilek İmamoğlu, Pervin Buldan, Lale Mansuroğlu, Hüda Kaya’yı kastederek) “BEN O FOTOĞRAFTA BİRİLERİNİN EŞLERİNİ GÖRMEDİM. Kadınlar oraya gelerek, şunu söylediler; BİZ KONUŞABİLİRİZ. YAN YANA DURABİLİRİZ. EĞER DEMOKRASİ İNŞAA EDİLECEKSE BİR PARÇASI OLMAYA HAZIRIZ DEDİLER”.

“Evet, onların eşleri ünlü isimler. Kadın özgürlük mücadelesini önemseyen biri olarak şunu söylüyorum; BEN ORADA BİRİLERİNİN EŞLERİNİ GÖRMEDİM. BEN ORADA DİMDİK DURAN, DUYGULARINI GÖSTEREN VE HİSSEDEN KADINLAR GÖRDÜM”…

Demokrasi, İnsan Hakları, Özgürlükler… Hak, hukuk, adalet için mücadele yürütenlere bin selâm olsun…

Celal TURNA

Dersim Dayanışma Kurulu ve Munzur Festivali Kurucu Koordinatörü

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: