Son Dakika Haberler

Nasıl geliyorlar? / Av. Ahmet Nazif YÜCEL

Nasıl geliyorlar? / Av. Ahmet Nazif YÜCEL
Okunma : Yorum Yap

NASIL GELİYORLAR?

Av. Ahmet Nazif YÜCEL yazdı:

Son günlerde Türkiye’de en fazla konuşulan konulardan birisi de Afgan göçmenler konusu oldu. Dünya üzerinde yaklaşık 5 milyon Afgan sığınmacı olduğu tahmin ediliyor. Bugüne kadar bu nüfusun büyük çoğunluğu Pakistan ve İran’da yaşarken bugün ise bu nüfus daha Batı’ya doğru kaymaya başladı. Türkiye’de bu hareketlilikten payını fazlasıyla almaya başladı. Sayılarının 5 milyon civarında olduğu tahmin edilen Suriyeli sığınmacılardan sonra dalga dalga gelen Afgan sığınmacılarda son günlerin önemli konularından birisi haline geldi.

Afganistan 1979 yılından beri 40 yılı aşkın süredir savaş halinde olduğu için göçmen sayısı katlanarak artıyor. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girmesiyle başlayan ilk göç hareketi zamanla yaşanan iç savaş ve ardından gelen Amerikan işgali ile zirveye çıkmıştı. İlk önce Pakistan’a sığınan Afganlar yıllar geçtikçe İran’a doğru kaymaya başlamıştı. Son olarak ise Türkiye, Afgan sığınmacıların göç etme odağı haline geldi. Türkiye’de resmi rakamlar 200.000’e yakın Afgan sığınmacı olduğunu söylese de birçok sığınmacı vakfı ve uzmana göre Türkiye’de en az 500.000 Afgan sığınmacı olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı her geçen gün katlanarak artmaya da devam ediyor.

Van şehir merkezinden ülkenin farklı noktalarına resmi ve gayrı resmi olarak hergün ortalama 50 otobüs sığınmacının dağıldığı tahmin ediliyor. Bu sığınmacıların bir kısmı Avrupa’ya geçmek için Türkiye’ye geliyor. Bir kısmı ise Avrupa’da uzun süre kalamayacağını düşündüğü için Türkiye’ye yerleşme ümidiyle geliyor.

Türkiye her şeye rağmen Afganistan’a göre çok daha zengin ve güvenli bir ülke konumunda aynı zamanda Müslüman olması ve gevşek hukuk sistemi de sığınmacılar için Türkiye’yi daha cazip hale getiriyor.

Bir Afgan sığınmacının Türkiye’ye gelmesi ortalama 2000-3000 dolara mal oluyor. Çok zor koşullarda gelmelerine rağmen yiyecek, içecek bulmaları imkan buldukça taşıma araçlarını kullanmaları, kaçakçılara verdikleri paralar en iyi ihtimalle 2000-3000 doları buluyor. Büyük bir kısmı Afganista’ın dağlık bölgelerinden İran’a geçip daha sonra da Ağrı-Van-Hakkari sınırından anlaştıkları kaçakçılara göre giriş yapıyorlar. Kaçakçılar parası olanlara sahte pasaport, kimlik ya da izin belgesi verip anlaşmalı oldukları firmalar aracılığı ile kara yolu ile ilerleme imkanı tanıyor.

Kaçakçılar ve bu işi yapan firmalar genel olarak bilet keserken TC bölümüne 11 adet 1 yani 11111111111 yazıyor, isim bölümüne de GÖÇ yazıyor, bu şifre Otogara götürmeden şehir dışında bırakılması gerektiği anlamına geliyor. Diğer yandan bu işi otogarlarda organize edenler genelde hiçbir firmada sigortalı gözükmeyen değnekçilerden seçiliyor ki firma ceza yemesin herhangi bir ihbar ya da suçüstü yakalanma korkusu olursa otobüs otogara girmeden yolcular şehir dışında indirilip küçük minibüslere aktarılıyor. Ve daha tenha yollardan ulaşım sağlanıyor. Yakalanıldığı takdirde konuşmamak ya da plakaları yanlış vermek önem arz etse de artık polisten kaçmaya yetmiyor. Yolculara mümkün olduğu kadar bilet verilmiyor, verilmişse de her ihtimale karşın otobüsten indirirken biletler sığınmacıların elinden alınıyor. Kimi Afganlara sanki Suriyeli gibi kaçak izin belgeleri düzenleniyor. Bu kaçak evraklara sahip olan sığınmacıları ihbar yoksa polisin özel önem göstermeden rutin kontrollerde yakalaması kolay olmuyor. Van’dan Ankara’ya bir Afgan sığınmacı ortalama 400 TL’ye İstanbul’a ise 500 TL’ye taşınıyor. Yani Türk yolcuların iki katı ücret alınıyor. Bu işin her ay aynı şebekeler tarafından on binlerce kişiye ve yaklaşık 7-8 yıldır düzenli olarak yapıldığı söyleniyor.

Bir şekilde gelmeyi başaran sığınmacıların çok büyük bir kısmı genç erkeklerden oluşuyor. Bu gençler Türkiye’de genelde kent merkezlerinde atıl duruma düşmüş yerli nüfusun artık tercih etmediği evlerde yaşamaya başlıyor. Bazıları da imkan buldukça gecekondu olarak tabir edilen müstakil evlere yerleşiyor. Evin büyüklüğüne göre 8-30 arasında insan aynı evde yaşıyorlar. Normal yerli aileden daha fazla para verdikleri için de ev sahipleri bazı şeylere göz yumuyor. Sığınmacılar yolda yakalanma riskine karşı münkün olduğu kadar üzerinde para taşımıyor. Çünkü yakalandıklarında el konulmasından korkuyorlar. Bunu fırsat bilen şebekelerde Kabil’den Türkiye’ye büyük bir organizasyon kurarak ”İlkel Bankacılık” olarak bilinen dengeleme yöntemini kullanıyorlar. Afganistan’dan yola çıkmadan önce paralarını orada belirlenmiş kişilere teslim ediyorlar. Sağ salim Türkiye’ye ulaştıktan sonra da belirlenmiş adrese gidip Afganistan’da emanet bıraktıkları parayı daha önceden belirlenen komisyon kesilmiş olarak teslim alıyorlar. Bu oran genelde %5-15 arasında oluyor ve şebekeye göre değişiyor. Genel olarak bu işlemi 2 farklı grup yapıyor. Birinci grup Türk-Afgan ortaklığı ile çalışırken ikinci grup bu işlerde daha profesyonel hale gelmiş olan Suriyeli-Afgan ortaklığındaki şebekelerden oluşuyor. Türk şebekeler genelde göstermelik olarak kurdukları şirketleri kullanırken Suriyeliler ise genel olarak Türkiye’de açmış oldukları sarraf dükkanlarını kullanıyor. Belli bir şifre ile gelen sığınmacı şifresini verdikten sonra parasını alıyor. Afganistan ve Türkiye’deki şebeke mensupları ise günübirlik kasa denkleme işlemini yaptıktan sonra alışverişi bitirmiş oluyor.

TALİBAN GİDEREK GÜÇLENİYOR

Göç hareketinin birden bire hız kazanmasının ana sebeplerinden birisi de Taliban’ın ülkenin Kuzeyinde ve Batısında giderek güç kazanmasıdır. Özellikle ülkenin batı kesiminde yaşayan Özbek Türklerinin yaşadığı bölgede Taliban güçleri şiddetli saldırılar gerçekleştiriyor. Zaten Özbek Türkleri ile arası kötü olan Kabil Hükümeti’de bölgeye gerekli desteği vermiyor. Bölgeden Özbeklerin çatışmalar nedeni ile uzaklaşması hem Taliban’ın hem de Merkezi Kabil Hükümeti’nin işine geliyor. Türkiye’ye gelen sığınmacıların birçoğunun Türkçe biliyor olmasının nedeni de gelenlerin önemli bir kısmının Özbek olmasından dolayıdır. Merkezi Hükümetin Batı destekli yaklaşık 300.000 Kişilik ordusuna karşın Taliban yalnızca 70.000-80.000 kişilik bir silahlı güçle dağlık ve kırsal bölgede üstünlüğü ele geçirmiş durumda ancak hala kent merkezlerinin tamamına yakınında merkezi hükümet kontrolü elinde tutuyor.

Merkezi ordunun liyakatsizliğe, etnisiteye ve mezhep temeline dayalı olarak oluşturulmuş olması devamlı olarak Taliban karşısında başarısızlık getiriyor. Orduda bir türlü hiyerarşi ve emir komuta oturmuyor. Bazı ordu mensupları hem merkezi hükümetten para alıyor hem de Taliban ile işbirliği yapıyor. Ülkede hala aşiret bağlarının güçlü olduğu için merkezi hükümet aşiret reisleri ile anlaşıyor ve onların belirlediği isimleri göreve getiriyor. Ancak aşiretlerin bazıları çıkarlarına göre hem merkezi hükümet ile hem de Taliban ile iş tuttuğu için denge devamlı olarak değişiyor. Bu durumda Merkezi Ordunun başarı yakalamasını büyük oranda zorlaştırıyor.

Diğer yandan Amerika’nın Taliban ile mücadelede samimiyetsiz davranması ve de Pakistan’ın bilinçli olarak Taliban’a kucak açıp Afganistan’ın üzerine salması merkezi Hükümetin işini bir hayli zorlaştırıyor. Ancak her şeye rağmen Taliban ne kadar güçlenmiş olsa da ülkedeki Peştunlar dışında diğer kesimlerin hala desteğini alabilmiş değil bu yüzden de ülkede üstünlüğü sağlaması hala zor bir ihtimal olarak görünüyor. Diğer yandan Taliban toprak olarak ülkenin önemli bir bölümünü elinde tutuyor olsa da nüfus olarak hala Merkezi Hükümet ezici çoğunluğu kontrol ediyor.

Haritalarda sanki birçok şehir Taliban’ın eline düşmüş gibi gösterilse de kent merkezleri hala Taliban’ın kontrolüne geçmiş değil. Ülke nüfusunun yaklaşık %20’sinin yaşadığı başkent Kabil’de Merkezi Ordu diğer bölgelere oranla daha güçlü hem de Peştunlar dışında diğer gruplarında kentte yoğunlukta olması Başkent’in Taliban’a geçmesi durumunu zorlaştırıyor. Yani Medya da söylendiği gibi Kabil’in Taliban’ın eline geçmesi o kadar da kolay değil! Ancak bu durumların konuşuluyor olması bile zaten ekonomik olarak bitmiş olan ülkede insanları daha fazla korkutuyor ve ülkelerini terk etmelerine sebep oluyor.

TÜRKİYE KAPILARINI SIĞINMACILARA NEDEN AÇIYOR?

Türkiye’de ağır sanayi işleri, inşaat ve kırsal bölge işlerinde çok fazla sayıda Afgan çalışıyor. Özellikle kırsalda çobanlık, hasat işçiliği gibi alanlar neredeyse Afgan mesleği olmuş diyebiliriz. Türk çobanlar 7000-8000 TL maaş + sigorta isterken Afganlar 2000-2500 TL artı barınma karşılığı aynı işi yapıyorlar. Köylerdeki yaygın görüş Afganlar giderse çoban bulamayacakları yönünde… Yine fabrikalarda ağır sanayi işlerinde Türk işçilerin maaşı 4000 TL’den başlarken kaçak Afgan işçiler 1800-3000 TL arası ücretlere günlük 16-17 saat çalışıyorlar. İnşaat sektörü ise bu sektörler içinde en vahim olanı; Türk İnşaatçılar ustalıklarına göre günlük 150-300 TL arası ücret+sigorta isterken Afganlar 40-100 Türk Lirası arasında bir ücrete günlük 16-17 saat çalışıyorlar.

Bu durum göz önüne alındığında Afgan sığınmacılar özellikle sermaye grupları için bulunmaz nimet olarak görülüyor. Çok düşük maliyetlere çok ağır koşullarda çalıştırılan bu insan kitlesinin bu sebeple de ülkeye girişine göz yumuluyor hatta teşvik ediliyor.

AKP’li eski Bakan ve eski Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki’nin ”Afganlar ve Suriyeliler bu ülkede sanayiyi ayakta tutuyor” ifadesinin altında da bu acımasız gerçek yatıyor. Kendisi de sanayici olan Özhaseki de bu sömürü düzenine katılanlar arasında olduğu için bu durumdan rahatsızlık duymuyor.

Son yıllarda dünyanın imalathanesi olan Çin ve Güney Asya’da çalışma koşullarının iyileşmesi ve ekonominin güçlenmesi ile birlikte Dünyanın tüketim merkezleri olan ABD ve Avrupa ülkeleri alternatif imalathane arayışlarına girdiler. Çin’in giderek siyasi ve ekonomik olarak güçlenmesi Batı’yı tedirgin etmeye başladı. Bu sebeple daha az maliyetli ve potansiyeli daha düşük olan bir üretim merkezi arayışına girdiler.
Türkiye’nin hem Avrupa’ya coğrafi olarak yakın olması hem de ekonomik olarak savunmasız ve zayıf bir ülke haline gelmesi Türkiye’yi bu misyon için uygun hale getirdi. Hem Türk Lirasının değer kaybetmesiyle birlikte asgari ücretin Çin ve Güney Asya ülkerinden bile daha düşük noktaya gelmesi hem de barındırdığı korkunç sığınmacı potansiyeli ile çok düşük rakamlara üretim yapabilecek bir konuma gelmesine neden oldu. Türkiye, coğrafi olarak da Avrupa’nın hemen dibinde olduğu için taşıma masrafları da son derece düşük olacaktı. Aynı zamanda belirli bir teknoloji gelişimine ve altyapısına da sahipti. Bu yüzden Türkiye önümüzdeki yıllarda Avrupa’nın ucuz üretim imalathanesi misyonunu yüklenecektir.

Yıllardır Turizm-İnşaat-Teksil sektörüne hapsedilmiş Türk ekonomisi yüksek teknoloji gerektirmeyen yeni iş dalları da eklenerek Avrupa’nın yeni imalathanesi olacaktır. Diğer yandan Avrupa’ya karşı sığınmacı sorununu bir tehdit olarak kullanan Hükümet bu sayede AB’den sıcak para alma derdine düşüyor.

MEHMETÇİK KABİL’E NEDEN GİDİYOR?

Türk askerinin ciddi tarihsel bağlarımız olan Afganistan gibi bir ülkede olması bir anlamda önemli ancak burada ne niyetle ve kime hizmet etmek amacıyla gidildiği de önem taşıyor. Menderes döneminden beri birçok hükümet Mehmetçiklerimizi sanki bir ihracat malzemesiymiş gibi kullanmaya alıştı. Bugün de ordumuzun birtakım ekonomik destek ve sıcak para arayışıyla Afganistan’a gönderildiğine dair ciddi endişeler var. Ayrıca yıllardır ABD, NATO güçleri ve Merkezi Hükümetin Ordusunun baş etmekte zorlandığı Taliban’a karşı kara sınırımız dahi olmayan Afganistan’da ordumuzu tek başına ateşe atmak ne derece doğru, tartışılır.

Türk askerinin Kabil Havalimanı merkezli Afganistan’a konuşlanacağı söylentisi Afganistan’da halkın bir kısmının olumlu tepkisini alırken bir kısmının ise tepkisini çekmeye başladı. Bu sıkıntılı durum da Türkiye’yi Orta Asya’da yeni konumlara getirecektir. Diğer yandan Afganistan hem Rusya’nın hem Çin’in hem de İran’ın arka bahçesi olarak gördüğü bir ülke Türkiye’nin bu coğrafyada da tıpkı Suriye ve Libya’da olduğu gibi başına bela alması ve yeni düşmanlar kazanması çok yüksek bir ihtimal. Ortadoğu ve ve Kuzey Afrika’da ”Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olan” ülkemizin burada da yeni bir başarısızlığa imza atarak ülkemizi iyice çıkmaza sokması an meselesi olarak gözüküyor.

Dünyanın terör ve uyuşturucu deposu olan bu ülkede umarım farkında olmadan Çin’in KUŞAK-YOL projesine karşı birilerinin bekçiliğini yapıyor olmayız .

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)