Son Dakika Haberler

Neo Liberal Çağda işsizler / Hüseyin ORTAK

Neo Liberal Çağda işsizler / Hüseyin ORTAK
Okunma : Yorum Yap

Neo Liberal Çağda işsizler: Quid rides? mutato nomine, de te fabula narratur”

Hüseyin ORTAK yazdı:

“Niye gülüyorsun? Adı değiştirirsen, anlatılanlar senin hikayendir.”

Horatius’un Sermones, Türkçesiyle Denemeler, adlı klasik eserindeki dizelerden biridir. Asıl ününü Marks büyük yapıtı Kapital’in başlangıç cümlesi olarak kullanılmasından kazanmıştır. Bilinirliği klasik dönem edebiyat uzmanlarıyla sınırlı kalması kuvvetle muhtemel bu dize, Kapital’in giriş cümlesi olarak yüzyılı aşan bir süredir yaygın bir şekilde bilinir olmuştur.

Evet, çalışma hayatının en az bir döneminde işsiz kalmış yahut iş bulma konusunda güçlükler yaşamış çok insan vardır. Hatta bu yazıyı okuyanların içinde sözünü ettiğim süreçlerden geçmiş insanların varlığından eminim diyebilirim.
Şimdilerde iş sahibi olsak da, işsiz kaldığımız o günlerde evde akşam saatlerinde eşlerimize kapı açtığımız günler hala aklımızdadır. Belki bu sebeple internette Linked İn de sayfamız vardır ve pazar gazetelerinin insan kaynakları sayfalarını incelemeye devam ediyoruzdur; işsizlik unutmadığımız bir ruh sıkıntısı olarak hatıralarımızda hâlâ canlıdır.

Bu nedenlerle işsizlikle ilgili haberlere dikkat ederiz ve hepimiz TUİK’in her ayın 10’unda açıkladığı işsizlikle istatistiklerini muhakkak izleriz. Açıkçası ben dikkatle izliyorum.

Bu ayın 10’undaki açıklamada TUİK işsizlikte geçen aya göre bir düşüş olduğunu söylüyordu… 2020 Ocak ayında toplam iş gücü 32.093 bin kişiyken Nisan ayı itibariyle bu rakam 29.620 bin kişiye düşmüş; işgücü katılım oranı ise yılın ilk ayında %51,8 iken Nisan ayında %47,5 seviyesine gerilemiş… Sıkı durun! İstihdam ise tüm bu olumsuz tabloya karşın adeta düşman çatlatırcasına %12,8 olarak gerçekleşmiş deniyor TÜİK’in açıklamasında. (Kaynak: http://www.sbb.gov.tr/istihdam)

Bu açıklamadan kısa bir süre sonra DİSK’in Araştırma Biriminden açıklanan oransal değişikliklerin tutarsızlıkları ve hesap hatalarıyla ilgili bir açıklama geldi. DİSK gerçek işsizlik oranının TÜİK tarafından ilan edilenin çok üstünde olduğunu; emek cephesinde sorunun ne denli yıkıcı hale geldiğini ifade ediyordu.
(Kaynak:http://disk.org.tr/2020/07/temmuz-2020-issizlik-ve-istihdam-raporu-turkiye-tarihinin-en-buyuk-issizligi/)

DİSK’in açıkladığı hesaplama kamuoyu tarafından da ciddiye alınmış olmalı ki ertesi gün bu açıklamayı Cumhuriyet, Birgün, Evrensel gibi gazeteler manşetlerinden vermişlerdi. Seyfettin Gürsel, Erinç Yeldan ve Yalçın Karatepe gibi iktisatçı akademisyenler bu ayki işsizlik rakamındaki dramatik artış ve COVID-19 bağlantısı üzerine detaylı analizler yayınladılar.

Türkiye’de emek piyasasında güçlü bir yarılma var

İşgücüne katılım oranı yani işgücünün aktif nüfusa oranı sürekli düşüyor. Aktif nüfus ve işgücü kavramlarıyla kafanız karıştıysa kısaca açıklayayım.

İşgücü, çalışan nüfusla işsiz ve iş arar durumda olan nüfusun toplamıdır. Aktif nüfus ise yurt, hastane, hapishane ve kışla gibi yerlerde yaşayan nüfusun dışında kalan 15 yaşın üstündeki nüfusun toplamıdır.
Türkiye’de 2019 Kasım ayından beri bu oran sürekli düşüyor. Bu oranın düşmesinin arkasında genç nüfusa sahip olmak, aile içi işletmelerde kayıtsız çalışma gibi faktörler şüphesiz mevcut. Ama bunların varlığı bu oranın düşmesinde geçerli bir mazeret oluşturmuyor.

Oranın düşmesi üç dikkat çekici noktanın üzerine konuşmayı gerektiriyor. Bunlar: iş aramaktan vazgeçme, gençlerin istihdama katılımında düşüş ve kadınların istihdamında görülen belirgin azalma…

İnsanın aklına ilk olarak şu soruyu getiriyor: Çalışma çağındaki insanlar neden iş aramaktan vazgeçer?
Bu sorunun cevabını ararken sadece iş bulamamaktan kaynaklanan umutsuzluğun dışında başka ve en az onun kadar güçlü başka bir faktörle de karşılaşırız diye düşünüyorum. Kayıt dışı çalışma ve ciro üzerinden gelir elde edilen satıcılar ve parça başı üretimden gelir elde edilen işler gibi güvencesiz işlerde çalışanlar. Bu gibi üretim ve hizmet faaliyetleri şirketler tarafından gider makbuzu ile muhasebeleştirildikleri için istihdam faaliyetiyle ilgileri yoktur ama devamlılık arz ettikleri için kayıt dışı ve güvencesiz istihdam olarak değerlendirilmeleri gereklidir.

Bu iki kesimin yani iş bulmaktan umudunu kesenlerle güvencesiz işlerde çalışanların oranı hızla artıyor. Bu kesimler hızla dikkat çekici büyüklüğe ulaşan bir toplumsal tabaka haline dönüşüyor. Uzun sürmüş ve ne zaman biteceği belirsiz ekonomik krizin insan ruhunda ve hayatında yarattığı tahribatlar ve bunların yol açtığı toplumsal sonuçları uzun yıllar yaşayacağımıza ilişken çok önemli bir emareyle yüz yüzeyiz sanki. Diğer dikkat çekici bir başka önemli nokta da gençlerin işsizliği -uzman er, polis ve bekçi sayısındaki büyük artışa rağmen- %30’larda seyrediyor ve yükselme eğiliminde.

Kadın istihdamıysa kadınların eve kapanması ve kayıt dışı ev emeği ordusuna dahil olmalarıyla biten bir vahim süreç… Gerici ve gelenekçi kesimlerin bu gidişattan, yani kadınların çalışma hayatından atılıp evlerine döndürülmesinden sessizce ve derinden sevinç duyduğuna ise eminim. Öte yandan kadınların onların bu sevincini kursaklarında bırakacaklarından da…
Bu tabloya bankacılıkta pandemiyle başlayan ve hızla büyüyen ve kalıcılık arz eden evden çalıştırma tehlikesini dahil etmiyorum bile…

Kamu otoritesi emek piyasasının düzenleyicisi rolünü terk ediyor..

Bu istatistikler bize sadece işsizlik dağının görünen yüzünü anlatmakla kalmıyor aynı zamanda dağın karanlık kuzey yamacı hakkında da fikir veriyor. Kamu otoritesi emek piyasasındaki kural koyucu rolünden vazgeçiyor. Yaptıkları işin cirosuna göre gelir elde eden satıcılar, parça başı kazanç elde eden aile işletmeleri, bankacılık sektöründe evden çalıştırılan operasyon ve direkt satış elemanları, Kamunun düzenleyici ve kural koyucu rolünden vazgeçişinin erken uyarı sinyalleri olarak algılanmalıdır.

Sorun kısa vadede çözüm bulacağa benzemiyor. Bugün itibariyle mecliste görüşülmekte olan Mini İstihdam Paketiyle Cumhurbaşkanına işten çıkarma yasağı ve ücretsiz izin uygulamasını 30 Haziran 2021’e uzatma yetkisi verildi. Bu yasanın ürettiği ücretsiz izinde bulunan işçiler verilen 1.177 TL aylıkla yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyor. Bu kesim teorik olarak bir işte çalışıyormuş gibi görünse de gerçekte istihdam dışılar. Bu durumda olanların sayısını ve kısa çalışan işçilerin sayısını adam/gün hesabıyla ölçüp toplama eklersek Türkiye’deki istihdam sorununun vahameti daha da belirginleşecektir.

Sizleri excel tablolarına boğmak istemiyorum. Ama konuyu merak eden okurlar üst paragraflarda paylaştığım linklerde konuyla ilgili hükümet veya sendikalar tarafın hazırlanan raporları bulabilirler.

Piyasanın ünlü “görülmeyen el”i çalışanların cebinde…

Teoride ve uygulamada piyasa denen mevhumun neo liberaller tarafından pek sevilen “görünmeyen eli” ekonomik küçülme dönemlerinde (kızışan rekabetten dolayı) hayalet müzayedeciye dönüşür. Neo liberal iktisatçılar ve politikacılar tarafından böylesi dönemlerde emek arz edenlerin fiyat kabullenici oldukları düşünülür. Ücretsiz izin uygulaması, kısa çalışma ödeneği gibi uygulamalar bu faydacılıkla alınmış, geniş kesimleri iyiden iyiye yoksullaştırıcı uygulamalardır.

Neo Liberaller reel ücret düzeyindeki düşüşün karlılığı artıracağını ve bu sayede istihdamın yeniden artıracağını öngörürler. Bu iddiada ileri sürülen mekanizmanın bırakın ülke düzeyini bir organize sanayi sitesinde bile çalışacağı şüphelidir. Çünkü düşük ücretler sadece ücretleri alanları yoksullaştırmakla kalmaz, onların alışveriş yaptığı küçük esnafı da yoksullaştırır; kirayla geçinen ev sahiplerini de… Dükkanların kapılarından alışveriş amacıyla çalışanlar girmemeye başladığı zaman, kısa bir süre sonra bu kez dükkanlardan içeriye alacaklı büyük firmalar ve banka avukatlarının gireceği kesindir.

Dolayısıyla Horatius’dan aktaran Marks’ın deyişiyle anlatılan “hikâye” sadece işçilerin değil aynı zamanda en geniş halk kesimlerinin anlatıldığı hikayedir de aslında…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

canlı sohbet hattı hint filmleri bahis siteleri beylikdüzü escort teen porno bahis sitesi seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri seks hikayeleri