Son Dakika Haberler

O sadece bir sanatçı değil, bir umuttu: Ciwan Haco

O sadece bir sanatçı değil, bir umuttu: Ciwan Haco
Okunma : Yorum Yap

O sadece bir sanatçı değil, bir umuttu: Ciwan Haco

(Sanatçı Diljen Ronî’nin sanatçı Ciwan Haco ile yaptığı, Duvar gazetesinde yayımlanan Kürtçe söyleşinin çevirisidir)

Kürt sanatçı Ciwan Haco’nun yeni şarkısı ‘Vejin’ yayınlandı. Haco, bu şarkıda ilk kez kızıyla birlikte söyledi. Haco’nun yeni şarkısı ve önceki albümleri hakkında konuştuk.

Eserlerinde müzikalite açısından döneminin çok ilerisinde müzik yapan ünlü sanatçı Ciwan Haco ile bir söyleşi yaptık. Son şarkısına ve önceki albümlerine, yaşadıklarına, özellikle de sevdiklerinin gözünden anılarına odaklandık. Kendisiyle hem bir müzisyen hem de bir Ciwan Haco dinleyicisi olarak keyifli bir sohbet gerçekleştirdim. 

Ciwan Haco, sanat yaşamı boyunca dünyalara yetecek kadar eser yaratmış ve bir döneme tanıklık etmiştir. Ayrıca bazen Mir Celadet Ali Bedirhan’ın sesi, dostsuzların dostu, bazen Cigerxwîn’in sesi oldu. Aşk sazını aşkın önderi yaptı… Bazen eşsiz canlı performansı… ‘Dilo Rebeno’ diye haykırdı! ‘Aşk bize ne yaptı’ dedi? 

90’lı yıllarda penceresiz kalın duvarların ardında özgürlük tutsaklarının sesi oldu, bir akustik gitar resitaliyle sırtı kırbaçlarla yaralanmış bir Kürt ananın sesiydi… Aç kalsa, toprak ekmek oluyordu direniş yolunda ve sınırın öbür hattından kardeşine sesleniyordu: “Vatanım söyle! Yetmedi mi artık bu çektiklerin?”

Bazen Zin’e onun gibi zulme uğradığından şikayet ediyor ve bağırıyordu “İstediğin o kalbi göğsümden çıkardılar…” 

Ciwan Haco Kürt müziğine damga vuran bir sanatçı; Beatles gurubunun solisti John Lennon’un dünya müziğindeki yeri neyse, Leonard Cohen ne anlam ifade ediyorsa, Ciwan Haco da odur. Haco hem Kürt müziğinde hem de dünya müziğinde her zaman var olacaktır. Aslında onun şarkıları sadece sanatsal bir zevk değil, aynı zamanda farkındalık, bilgi, kendini tanıma, Kürt dili sevgisi, tarih, modern dünya sevgisiydi. Müziği rock, caz; doğa, ağaçlar ve ormanlar; köy ve şehir, rüzgar, gökyüzü ve dünya, yıldız ve güneş, bulut ve yağmur, aşk ve dostluk, anne, kız kardeş ve erkek kardeşti… Ayrıca hepsinden önemlisi umuttu…

 —Kısa süre önce “Ciwan Haco ji bo me çi bû?” (Ciwan Haco bizim için ne neydi?) başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıyı, küçük bir Kürt çocuğunun gözüyle yazdım. Müziğiyle, sözleriyle, Kürt müziğine verdiği emeğiyle, sizin gözünüzde Ciwan Haco kimdir? Haco amacına ulaştı mı?

-Eğer bana sorarsanız müziğin sonu yoktur, bu nedenle kimse son noktaya ulaşamaz. Müziğe başladığımda, bu kadar sevileceğimi bilmiyordum. Milletimin bana olan sevgisini dünyada hiçbir şeye değişmem. Ne zaman bunun farkına vardım? Batman konserinde… Şoke olmuştum. Bu gerçekten çok kıymetliydi. Bugüne kadar defalarca bahsettim. Bu çok kıymetli bir şeydi. Ancak ben size şunu söyleyebilirim: Müziğin sonu olmaz ancak aradığım şeye ulaşmıştım. Halkım beni ne kadar çok seviyorsa, ben de onları o kadar seviyorum. Evet ben buna ulaştım. 

—-Gençler için modern Kürt müziğinin yolunu açtınız. 1990’dan 2000 yılına kadar dinleyicilerinizin büyük çoğunluğu üniversite öğrencilerinden oluşuyordu. Gitar ve saksafon gibi enstrümanlar sizin sayenizde popüler oldu. Kürt müziğinin geleceği ile öngörüleriniz nelerdir? Gençlere hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

-Folklorik müzik, Kürt müziğinin önemli bir parçasıdır ancak eksikleri var. Bu da olmalı tabi ama müzik dinamiktir. Müzik sürekli canlı olmalı, yerinde durmamalı. Hem modern tarafı hem folklorik tarafı olmalı. Dikkatle baktığımda, Kürt müziği gerisin geriye gidiyor. 

— Sizin döneminiz daha ilerdeydi doğrusu.

Evet, bakıyorum bazıları folklorik şarkıları arıyor. Tabi insanların onları da dinlemesini istiyorlar. Ancak kulaklarımız, ruhumuz, batı müziğine alışmalı. Elbette bunun için uzun bir yol var. Biraz çaba gösterilmeli. Bu benim için çok önemli. Son yıllarda söylediğim parçalar eski şarkılarımdan daha modern. Yani müzik yerinde durmamalı. Gençleri anlıyorum, halkın onları dinlemesini istiyorlar. Ama modern müziğe başlayanlar bırakmasınlar, korkmasınlar. Ben ilk ‘Gulasor’ şarkısını söylediğimde, 5-6 kişi dinliyordu. 

— Onlardan biri de bendim.

-Parmakla sayılırdı dinleyicileri ama ‘Gulasor’ şimdi hit şarkı olmuş. Modern müzik yapanlar her ne kadar digital platformlarda az dinlenilse de bırakmasınlar. Müzik bir deryadır, bu nedenle yeni adımlar atılmalı, durmamalı.

—30 yılın ardından döndüğün memlekette sizi görmek önemliydi. Çünkü dinleyicilerin sizi sadece televizyonda görebiliyordu ve Avrupa’da verdiğin konserlere gelip seni canlı dinleyenlerin çok şanslı olduğunu düşünüyorduk ve gıpta ederek bakıyorduk. Uzun yıllar sonra Batman’da harika bir konser verdiniz fakat Audun Erlien, Paolo Vinaccia gibi yakın çalıştığın müzisyenleri Batman’daki konserde göremedik. Neden?

-Bunu her hatırladığımda üzülürüm. Maalesef vakit ve fırsat olmadığı için gelemediler. Tabii Paolo Vinaccia, Audun Erlien ve Stein Bullhansen’in de katılacağı konser harika olurdu. Onları aramıştım, kendilerine Batman konserinden bahsettim, gerekli izinlerin verildiğini ve Batman’a konser vermeye gideceğimi söylemiştim. Bana katılmaya çalışacaklarını söylediler fakat maalesef gelemediler. Bu aklıma her geldiğinde beni hüzünlendirir. 

— Birçok albüm çıkardınız, ‘yoruldum artık, yeter’ deyip müziği bırakmayı hiç düşündünüz mü? 

-İnanıyorum ki sesim olduğu sürece devam edeceğim. Zaten artık albüm kalmadı, single çalışmalar var bunlara devam edeceğim. 

— Albümleriniz genel bir zenginliğe sahip. Her albümünüz birbirinden farklıdır ve bazı albümleriniz toplumda geniş çapta yayılmasa da aslında en iyi albümlerdi. Mesela ‘Derya’ albümünüz bana göre zamanının ilerisindeydi, özellikle ‘Pero’ şarkısı. Şarkının kalitesi, aranjmanı, sesiniz, enstrümanların kullanımı, derinliği, her şeyiyle harika bir çalışmaydı diyebilirim. Bu albüm için erken yapılmış bir albümdü, daha zamanı gelmedi diyebilir miyiz?

-Doğrudur.  Bu albümü çıkardığımızda hatırlıyorum, müzik üzerine yazan Norveçli ünlü bir gazeteci VG gazetesinde Auden Erlien’in yapımcılığını ve düzenlemesini yaptığı ‘Derya’ hakkında bir yazı yazmıştı. Bu albüm için “Norveç’in en modern albümü benim için” demişti.  Hoşunuza gitse de gitmese de Norveçlilerin müzik kulakları çok iyi, bizim müziklerden çok daha gelişmiş. Kürtler için yeni bir tarzdı ‘Derya’ albümü, eminim biraz zamana ihtiyacı var.

— Rock formatlı albümlerinizi çıkardığınızda mesela ‘Gulasor’dan söz ettiniz, başlarda o şarkıların dinleyicisi azdı ama birkaç yıl sonra Batman konserine geldiğinizde milyonlarca insanın sizin rock formatlı şarkılarınızı sizinle beraber söylediğini gördünüz. ‘Derya’ albümünün de daha çok yayılacağına inanıyorum.

-Umarım ‘Derya’ albümü daha çok yayılır. Müziğime yeni ritimler ve batılı çalgılar katmış olsam da, üzerinde eğitim aldığım müziğin ruhundan, o elementten, o ruhtan, modern de olsa uzaklaşmadım. İçimde var, ondan kaçmadım. Belki de bu yüzden halk müziğinden kaçamadık. Her zaman bir folklorik müzik parçasına yer verdim ve onu modern bir şekilde seslendirdim. Belki de bu yüzdendir, şarkılarda ve albümlerde çok yol kat ettim ama genel olarak görüyorsunuz, Kürt folkloruna yakınım, o ruha sahibim. ‘Derya’ albümünde ‘Seyro ve Kezizer’ şarkısında görebilirsiniz bu durumu. 

“BİR HAYALİM DE MİDYAT’TAKİ KÖYÜME EV YAPMAK”

—Batman konserinin yarattığı heyecan ve sevinç hala unutulmadı. Bir daha ne zaman ülkeye dönüp konser vermeyi düşünüyor sunuz?

-Her zaman milletime layık olmayı ve bu şekilde güzel gönüllerinde yer edinmeyi ümit ediyorum. Elbette yeniden gelmek gibi bir hayalim var. Batman’a geldiğim zaman ülkede barışçıl bir süreç ve olumlu, güzel bir atmosfer hakimdi. Hepimiz yaşanan sorunların barışçıl bir süreç ile, diyalog ile çözüleceğine dair büyük umutlar besledik. Fakat maalesef öyle olmadı. Barış sürecinin son bulması ile çok sayıda insan öldürüldü maalesef. İnsani bir çağrıda bulunarak, barış sürecinin yeniden başlatılmasını, tüm halkımızın huzurlu ve barışçıl hayat yaşamasını diliyorum. Her zaman söylüyorum, Kürtler kimsenin anlam veremediği büyük zulümlere uğradı. Ümit ediyorum barış süreci tekrar başlatılır ve böyle bir atmosferde halkımızla bir araya gelip beraber bir konser veririz. Böyle bir süreç yaşanırsa bir diğer hayalim de Midyat’taki Mizizexê köyüme gidip bir ev yapmak. Ümit ederim güzel şeyler yaşanır. 

—Her zaman, “Savaş istemiyoruz, savaşı lanetliyoruz” diyorsunuz. Fakat yine de savaşların devam ettiğini, hayatımızdan eksilmediğini görüyoruz. Savaşsız bir hayata nasıl kavuşacağız? 

-Güzel bir soru bu. En kısa zamanda savaşın son bulmasını temenni ediyorum. Sadece Kürt milleti değil hiçbir millet savaş istemiyor. Kürtler büyük haksızlıklara uğradığı için buna karşı koymak ve mücadele etmek zorunda kaldı. Bir değil, iki değil, yüzlerce katliama maruz kaldı. Hala Kürt siyasetçiler tutuklanıp hapse atılıyor, bu bir zulümdür. Bunun artık son bulması lazım. Artık yeter diyoruz. Dilimiz üzerindeki uyguladığınız yasaklar, tutuklamalar daha ne zamana kadar devam ettireceksiniz? Yeter artık barış gelsin. Önceden biz ‘30 milyon kişiyiz’ derdik, şimdi 73 milyon olduk. Kürt meselesine bir çözüm bulunması gerekir. Kimse bizim varlığımızı inkâr edemez, yok edemez. Biz Kürtlerin bir olması, ittifak halinde olması lazım. Birlikteliğimizi sağlayamadıktan sonra 100 milyon kişi de olsak hiçbir zaman sorunlarımızı çözemeyiz. Biz Kürt milleti birliğimizi sağlayamıyoruz ve bu bizim en büyük sorunumuz, acımız. Kürtlerin birbirini sevmesi, birbirine değer vermesi, karşı karşıya gelmemeleri, birbirlerine düşmanlık yapmamaları lazım. Bizi birbirine yakınlaştıran güzel değerlerimiz var. Dilimiz, müziğimiz, gelenek göreneklerimiz, kültürümüz… Bir millet olarak birbirimize yakın olmamız lazım.

—Gelelim ‘Destana Egîdekî’ albümüne, ünlü yazar Mehmed Uzun’a ait olduğunu bilmeyen yoktur. Gerçekten eşsiz bir fikirdi; bir kitabı etnik caz formatında bir albüme dönüştürmek de büyük bir riskti ve albüm çıktığında gerçekten şok olduk. Bu albüm fikri nasıl ortaya çıktı?

-Mehmed, aramızdaki dostluktan dolayı kitabı bana verdi, okudum ve sözlerini beğendim. İşin en ilginci Mehmed bütün sözlerini rahat ve yumuşak bir şekilde yazmış ama o kadar geniş ve harikulade bir anlam vermiş ki. Mehmed Uzun’un kıymeti bende büyüktür. Kürtlüğün simgesi olmuş, kendi dilini bilmeyen binlerce insan onun yazıları sayesinde Kürtçe öğrenmiştir. Mehmed Uzun’un yaptığı Kürt edebiyatında bir devrimdi. Yani bugüne kadar söylediğim şarkıların sözlerinden en çok bu albümün sözleri dikkatimi çekiyor diyebilirim.

Tabii bana kitabı verdiğinde, okudum, sonra eve gittim. Yapıp yapmamayı düşünüyorum, bu zor bir iş. Ama isteğim vardı doğrusu, sonra bir kere kuzenim Goran yanıma geldi ve “Ciwan bunu yapmalısın” dedi ve başladık. Sonra Goran tüm kitabı Paola’ya çevirip gönderdi ve sözleri Paola’nın da dikkatini çekti. Sonra Oslo’ya gittim ve Paolo’yu gördüm. ‘Ne dersin?’ dedim, ‘Hadi başlayalım’ dedi ve başladık. Aslında ‘Destana Egîdekî’ albümünü yaratan Paolo Vinaccia’ydı. Yaklaşık bir yıl uğraştık. Bir yıl! Her gün değil ama ayda 10-15 kere stüdyoya gidiyorduk. Elbette bu albümde çok ünlü müzisyenler çaldı. Albüm etnik caz formatında oldu. Bunu gerçekten tek başıma yapamazdım. Dürüst olmak gerekirse Paolo Vinaccia olmasaydı bu albüm olmazdı, onun sayesinde oldu.

VEJÎN (DİRİLİŞ)

—Biraz da ‘Vejîn’ eseriniz hakkında konuşalım. Gerçekten de çok güzel bir eser, eserin sözleri anlam bakımından derin, Ciwan Haco’nun yüreğinin senfonisi gibi olmuş. Şarkıyı dinlediğim de biraz Destana Egîdekî albümünüzün tadını aldım. Bize bu eserin hikayesini anlatır mısınız?    

-Evet, eserin sözlerini Zozan Uzun hanımefendi yazdı. Bu geçtiğimiz birkaç yıl içinde kendisinin dört eserini besteleyip söyledim. Sözleri dikkatimi çekiyor. Başlangıçta bir şiirini göndermişti bana, kendisine; “yaz, hayallerin çok geniş, güzel yazıyorsun, neden yazmıyorsun?” dedim. O da istemiyor aslında çok görünmeyi, velhasıl yazması için ikna etmeyi başardım. ‘Şevên Spî/Beyaz geceler’i, yazdı, sonra ‘Lêgerîn/Aramak’, ardından ‘Şevên Lal/Lal Geceleri’ şimdi de ‘Vejîn/diriliş’ şarkısını yazdı. Atmosferi çok iyi işliyor, bir şekilde sürrealist yazıyor diyebiliriz; bu dikkatimi çekiyordu. Onun için keyifle, zevkle Zozan’la çalışıyorum ve çalışmalarımız devam ediyor. Elimde üç şiiri daha var, öyle görünüyor ki bu şiirleri de besteleyip okuyacağım uygun bir zamanda. ‘Vejîn’ istediğim gibi oldu, sözleri çok dikkat çekici, Zozan baya iyi yazmış, sözleri güzel ve kaliteli. Hayalleri çok geniş ve büyük. Örneğin ‘Senfoniya Dilê Min /Yüreğimin Senfonisi’ öyle herkes yazamaz. Ve öyle görünüyor ki Zozan bu işin üstesinden gelmiş, kendisini kutluyorum. Onun için besteledim. ‘Vejîn’ eseri ‘Destana Egîdekî/Bir Yiğidin Destanı’na yakındır, doğrudur. 

—–Nasıl bir yakınlık, örneğin etnik caz diyebilir miyiz? 

-‘Destana Egîdekî’ etnik cazdı, bu eserde de caz elementleri var, yüzde yüz caz diyemeyiz lakin buna etnik caz diyebiliriz; bu yanıyla birbirlerine yakın olduklarını söyleyebiliriz.    

— ‘Vejîn’de bir kızın sesini duyuyoruz, şarkıya da çok yakışmış, kimin sesi?

-Evet o kız, benim kızım Rosa’nın sesi. Doğrusu sesi çok dikkatimi çekiyor, şimdiye kadar da dikkatimi çekiyordu. Baya üzerinde durdum, istedim ki söylesin, ses eğitimi kurslarına da gitti ve maalesef devam etmedi. Bunu bir iş haline dönüştürmedi. Bilemedim neden istemediğini, öyle de böyle de istemedi. Çok istiyordum söylemesini Rosa’nın, sonunda ona bu eserden bahsettim, dedim ki ‘böyle bir şey var ister misin?’ o da ‘isterim’ dedi. Şimdilerde ‘Vejîn’ eseri sayesinde yavaş yavaş motive ederek birkaç eser daha okumasını, benimle ya da tek başına söylemesini istiyorum. Söylesin ki ben de ona destek olayım.

—Ben merak ettiğim her şeyi sordum. Bu keyifli röportaj ve samimi cevaplarınız için teşekkür ediyorum. Nice yeni şarkılarınızı dinlemek dileğiyle…

(Çeviri: Gazetelink)

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)