Son Dakika Haberler

Salgından kurtuluşun tek yolu Dünya çapında dayanışma! / Veli BEYSÜLEN

Salgından kurtuluşun tek yolu Dünya çapında dayanışma! / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

Salgından kurtuluşun tek yolu Dünya çapında dayanışma!

Dünyanın, Covid-19 virüs salgınıyla başı dertte. Deyim yerindeyse bütün insanlık, salgının hızla yayıldığına ve insanların öldüklerine dair haberlerle yatıp kalkar oldu.

Bu yazıyı yazdığım saatlerde, dünya genelinde hastalığa yakalanan toplam kişi sayısı 167 milyon 500 bini, hayatını kaybeden kişi sayısı ise 3 milyon 478 bini aşmıştı. Daha önceki yazılarımda birkaç defa , Covid-19 virüsünün ortaya çıkış nedenleri üzerinde durmuş ve asıl nedeninin sermayenin doymak bilmeyen kâr hırsıyla yaptığı doğa tahribatı ve canlı katliamı olduğunu ifade etmiştim. Maalesef insanlık şimdi de, uluslararası sermayenin salgını daha çok kâr elde etme fırsatına dönüştürme amacının yol açtığı riskle karşı karşıya.

Evet, Covid-19 pandemisi dünya genelinde etkili olan küresel bir halk sağlığı sorunudur. Kuşkusuz, salgınla mücadele ağırdan alınıp süreç uzadıkça, pandemi sadece halk sağlığı sorunu olmakla da kalmayacaktır. Yol açtığı ekonomik ve sosyal krizlerle toplumları derinden sarsacak ve dünyanın toparlanması daha uzun süreye yayılacaktır. Aşıların bulunmuş olması, süreci kısaltmada fırsat sunuyor gibi görünse de bunun olabilmesi için, gidilmesi gereken çok yol ve aşılması gereken önemli engeller olduğu su götürmez bir gerçektir. Söz gelimi; aşıların dağıtımı, hangi fiyatla erişilebileceği, patent engelinden dolayı yaygın bir şekilde üretilememesi, yoksul ülkeler yurttaşlarına henüz tek doz aşı yapmamışken, zengin ülkelerin sonraki doz aşılar için aşı depolamaya başlamaları gibi sorunlar mücadelenin sekteye uğramasına yol açmaktadır. Halbuki gerek devletlerin gerekse ilaç üretimi yapan şirketlerin, insan haklarını gözetmeleri ve insan hakları sözleşmelerindeki sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini bilmeleri gerekir.

Dünya, her bir ülkenin kendi ülkesinde tedbir alması ve insanlarını aşılaması ile son bulmayacak bir salgınla karşı karşıyadır. Bu özelliğinden dolayı, dünyanın tamamında yeterli aşılama yapılmadıkça salgın son bulmayacaktır. Yani dünya genelinde dayanışma içinde olunmadıkça ve zengin yoksul farkı gözetmeksizin, tüm ülkelerin yurttaşlarını koruyacağı tedbirlere ulaşması sağlanmadıkça, bu salgın ortadan kalkmayacaktır. Bu nedenle her bir devlet, sadece kendi yurttaşları için değil, tüm insanlar için aşının kaliteli, ücretsiz, erişilebilir olmasını sağlamakla yükümlüdür. Bunun için yapılacak ilk iş, uluslararası işbirliğini geliştirmek, özellikle yoksul ülkelerin aşıya ulaşmalarının önündeki engelleri kaldırmaktır. Zira geçmiş deneyimler, ayrımcılığın, dezavantajlı ve risk altındaki grupların hayat kurtaran sağlık ürünleri ile hizmetlerine erişimlerini olumsuz etkilediğini ve birçok hastalığın yayılmasına yol açtığını göstermiştir. Bu nedenle devletlerin, ilaç şirketlerinin ticari kaygılarının ötesinde, salgını dünya genelinde bertaraf etmek üzere politikalar geliştirmeleri zorunludur. Aşıların araştırılmasını ve geliştirilmesini sağlayarak, her bir insanın, yaş, toplumsal cinsiyet, etnik köken, tıbbi koşullar, sınıfsal konum veya başka herhangi bir ayrımcılığa uğramadan etkili bir aşıya erişmesini sağlamalıdırlar. Yani devletler, geçmiş hatalardan ders çıkararak insan hayatını önemsemeli ve inisiyatifi ele almalıdırlar.

Pandemi bize, sosyal devlet olma vasfını kaybetmiş ve sağlık sistemini özelleştirerek, insan sağlığını şirketlerin rant aracına dönüştürmüş devletlerin, salgınla mücadelede yetersiz kaldıklarını çok açık bir şekilde göstermiştir. Bu olumsuzluklar, 40 yılı aşkın bir süredir dünya çapında uygulanmakta olan yeni liberal kapitalist sistemin sonucudur. Dolayısıyla şimdi yapılması gereken, tüm insanların doğuştan sahip oldukları temel bir hak olan, sağlık hakkını korumaktır. Kuşku yok ki, bilimin, tüm insanların sağlıklı kalmaları, sağlıkları bozulduğunda (hastalık) gerekli tedaviye ulaşabilmeleri ve sağlıklarının bozulmasına yol açan etkenlerin tamamen ortadan kaldırılması için, yaptığı çalışmalardan yararlanmalarının sağlanması, devletlerin en acil görevidir. Kısacası Covid-19 salgını, dünyanın tamamında uygulanacak genel bir program ve topyekûn bir mücadele ile üstesinden gelinebilecek bir salgındır. Bu alanda uygulanacak politika, topyekûn bir mücadelenin önünde barikat olma özelliğine sahip tüm engelleri ortadan kaldırmayı amaçlayan küresel bir çözümü içermelidir. Bunun sağlanması, Birleşmiş Milletler (BM) ile Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) inisiyatif almaları ile mümkündür. Bunlar öncülüğünde, zengin ülkelerin üretilen aşıların tamamına el koymalarının ve depolamalarının önüne geçecek tedbirler alınmalıdır. DSÖ adil bir aşı dağıtım programı çıkarmalı ve bunu hayata geçirmelidir. Zira bu yapılmadığı içindir ki bugün için, Dünya nüfusunun sadece %13’ünün yaşadığı zengin ülkeler, ellerindeki olanakları kullanmak suretiyle, üretilen aşıların yarısından fazlasını satın almış bulunuyorlar. Maalesef Dünya ülkelerinin %40’tan fazlasında insanlar henüz 1. Doz aşıya ulaşamamışken, zengin ülkeler nüfuslarından kat ve kat fazla aşı stokladılar. İmkânı olan devletlerin, imkânı olmayan devletlere teknik ve finansal destek sağlamaları ve ihtiyaç duyduklarından fazla aşı “istiflemek” gibi davranışlardan kaçınmaları gerekir. Dünyanın genelini etkisine almış olan bir salgında, nerede yaşadığına bakılmaksızın dünyadaki herkesin aşıya erişmesi zorunludur.

Geldiğimiz aşama, insanların ölümle yaşam arasındaki ince çizgide yaşamda kalmalarının tek yolunun gerekli aşıya zamanında erişmelerinden geçtiği aşamadır. Dolayısıyla hali hazırda etkinliği kanıtlanan aşıları üretebilen ilaç şirketlerinin, DSÖ’nün öncülüğünde teknoloji paylaşımında bulunmaları ve oluşturulacak bir kontrol mekanizmasının denetiminde, aşının yaygın bir şekilde üretimine olanak sağlamaları elzemdir. Bunun için, şirketler pandemi koşullarında serbest piyasa ve rekabet anlayışını bir kenara bırakmalıdırlar. Aşı ve benzeri ilaçlarda patent uygulamasına son verilmelidir. Devletler ile uluslararası kuruluşların, bunu yapmaya yanaşmayan ilaç şirketlerine, insan hayatının her şeyin üstünde olduğunu hatırlatmaları ve gerekirse müdahalede bulunmaları kaçınılmazdır. Bununla birlikte, dünya genelinde ortak bilimsel çalışmalar öncelikli olmak üzere, bilimsel çalışmalar için, yeterli kaynak aktarılarak, gerekli çalışma ortamı sağlanmalıdır. Buradan hareketle bugün yaşanan salgının ve bundan sonra yaşanması muhtemel salgınların insanlığa çok daha fazla acılar yaşatmadan bertaraf edilmesi için, öncelikle Dünya Sağlık Örgütüne (DSÖ) dünyanın tamamını izleyen ve kararlar alabilen bilim kurulu işlevi kazandırılmalıdır. DSÖ ilaç bulma ve dağıtımı konusunda yetkili tek merkez olmalıdır. Bunun için, her devletin gücü oranında katkıda bulunacağı bir fon ivedilikle oluşturulmalı ve örgütün kullanımına sunulmalıdır.

Görünen o ki, dünya genelinde, pandemi sonrasında mevcut sistem ciddi bir şekilde sorgulanıp yerine kârı değil, insanı merkez alan ve bilimi insanın hizmetine sunan yeni bir düzen kurulmadıkça, benzeri salgınlar da benzeri durumlar yaşanmaya devam edecektir. Bu nedenle, önümüzdeki süreçte devletler, ya sosyal devlet anlayışına geri dönerek, insana dolaysıyla insan sağlığına yatırım yapacaklar, ya da mevcut statüko ile devam ederek, insanların daha büyük sorunların altında ezilmelerini seyretmeye devam edecekler. Elbette bunu belirleyecek olan, dünyanın ezilen büyük çoğunluğunun, evrensel dayanışma içinde olması ve insani bir düzenin kurulması için mücadeleyi yükseltmesidir. Ancak bu şekilde, sadece ulusal devletlerde değil, dünya genelinde bilimin yol göstericiliğine dayanan bir sistem kurularak gelecekte insanlığı tehdit etmesi muhtemel benzer salgınların üstesinden gelinebilecektir. Zira bu salgının insanlığa öğrettiği en önemli şey, günümüzde dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkacak olan bir sorunun tüm dünyayı etkisine aldığıdır.

Evet, dünyanın kurtuluşu evrensel bir dayanışmadadır. Bu dayanışma sağlanmadığı takdirde ulusal devletler, yeni salgınlar olabileceği gerekçesine sığınmak suretiyle, toplumları baskı altına almanın yollarına başvuracaklardır. Zira sistem zaaflarını kapatmak için salgını, baskı ve zor yoluyla kendini tahkim etmek üzere kullanmanın hesabını yapıyor. Bunun için başvuracağı yöntem ulusal sınırlara çekilmektir. Kuşku yok ki, ulusal sınırlara çekilmenin amacı, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, emeğin hakları, açlık, yoksulluk, doğa tahribatı, sağlık, eğitim, yaşanabilir bir çevre, emeklilik hakkı, sosyal devlet talebi, en önemlisi ise savaş gibi, sermaye politikalarına karşı yükselecek olan toplumsal tepkiyi bastırmak olacaktır. Böylece ulusal her devlet, 20. yüzyılın ikinci yarısında uygulamaya konmuş olan uluslararası hukuk normları ile temel hak ve özgürlükleri uygulamadığında, karşı karşıya kalması muhtemel uluslararası baskılara karşı kendisini korumaya almış olacaktır.

Kısacası bu salgın, dünyanın daha yaşanabilir olması için ortak bilimsel çalışmaların yapılmasının yanı sıra, küresel ölçekte dayanışma ağları oluşturularak, emekten ve insan haklarından yana güçlerin genel bir dayanışma içinde olmalarını zorunlu kılmaktadır. Ancak dünya çapında dayanışma sağlandığında, sağlık hakkı dünyada yaşayan tüm insanlar için teminat altına alınabilir.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

porno izle porno porno sex