Son Dakika Haberler

Sendikaların ortaya çıkışı ve toplumsal rolü (4) / Veli BEYSÜLEN

Sendikaların ortaya çıkışı ve toplumsal rolü (4) / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

SENDİKALARIN ORTAYA ÇIKIŞI, GELİŞİMİ VE TOPLUMSAL ROLÜ! (4)

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Bu yazı serisinin ilk üç bölümünde, sanayi devrimiyle birlikte, feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş yapıldığını, bunun sonucu ortaya çıkan yeni üretim biçiminde, aralarında ulaşmaz çelişki bulunan iki ana sınıfın ortaya çıktığını, bunların üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan burjuva sınıfı ile emeği karşılığı aldığı ücretle yaşamını idame ettirmeye çalışan işçi sınıfı olduğunu belirtmiştim. Bu tespitten yola çıkarak, burjuvazi karşısında korumasız kalan işçilerin, haklarını korumak ve geliştirmek amacıyla, örgütlenmeye ihtiyaç duymaları üzerine, sendikaların ortaya çıktığını vurgulamıştım.

(Yazının ilk üç bölümü için tıklayın: –Sendikaların Ortaya Çıkışı ve Toplumsal Rolü-1 / –Sendikaların Ortaya Çıkışı ve Toplumsal Rolü-2 / –Sendikaların Ortaya Çıkışı ve Toplumsal Rolü-3)

1920’li yıllarda başta Avrupa kıtası işçi sendikalarının önemli mücadeleler verdiği süreçte, 1929 büyük ekonomik buhranı bütün dünyayı sarstı. Mal stokları bir hayli şişmiş olduğundan işverenler üretimi yavaşlattılar. Hatta bazı yerlerde durdular. Tüm bunların en önemli sonucu yoğun işsizlik ve yoksullaşma oldu. Bu süreçte sendikalar buhranın sonuçlarının ortadan kaldırılması için çok ciddi mücadeleler verdiler. Verilen bu mücadelelerin en önemli kazanımı, sosyal devletin, buhranın yol açtığı toplumsal tahribatı gidermenin ve yoksullaşmayı önlemenin aracı haline getirilmesi oldu. Nitekim sosyal devlet sonraki yıllarda özellikle ikinci dünya savaşının ardından, refah devleti politikalarını uygulamanın aracı olarak gelişmesini sürdürdü. 1980’li yıllardan itibaren, yeni liberal politikayı uygulamaya koyan kapitalist sistem, reel sosyalizmin geri çekilmesinin de avantajı ile sosyal devleti tasfiye etme yönünde adımlar attı. Ancak tüm bu tasfiye etme girişimlerine rağmen, Sosyal Devlet dünyanın birçok ülkesinde halen varlığını sürdürüyor. 

1939 yılında ikinci Dünya savaşının başlaması ile yoksullaşma katlanarak devam etti. İkinci Dünya savaşı sona erdiğinde yoksulluk ve işsizlik sistemi tehdit eder boyutlardaydı. Bu nedenle, kapitalist sistem hızla yoksulluğu giderecek, tedbirler aldı ve bu süreçte uygulamaya koyduğu “Refah Devleti” ile kendisini tahkim etmeye çalıştı.

Soğuk savaş döneminin iki bloklu dünyasında, sendikal hareket arasında da ayrılıklar baş gösterdi. Bir başka deyişle soğuk savaşın sendikal alana yansıması, sendikal hareketin, bölünmesi oldu. Bölünme sonucu sendikal hareket, Dünya Emek Federasyonu (WCL) ve Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ICFTU) adları ile iki ayrı sendikal örgütle yola devam etti.  

Sonraki yıllarda Türkiye’den TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve KESK’in de içinde yer aldıkları Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu, 141 ülkeden konfederasyonlar ile işkolu federasyonları bulunan ve toplam 125 milyon işçiyi temsil eden konfederasyon iken Dünya Emek Federasyonu 113 ülkeden 25 milyon işçiyi temsil etmekteydi. Soğuk savaşın sona ermesinden sonra iki uluslararası sendikal üst birlik Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) adı altında 2006 yılında birleşme kararı aldılar. ITUC bugün Dünya’nın en büyük sendikal örgütü olarak, 161 ülkeden kendisine bağlı 325 sendika yoluyla dünya çapında 176 milyon işçiyi temsil etmektedir. Türkiye’den yukarıda belirtilen dört sendikal konfederasyon ITUC’a bağlı olarak faaliyetlerine devam etmektedirler.

Önceki bölümlerde belirttiğim gibi sendikalar sınıf örgütleridirler. Özellikle 19. yüzyılda sendikal hareket, işçi sınıfının siyasette söz sahibi olması için, başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere, gelişmiş kapitalist ülkelerde ciddi mücadeleler verdiler. Bu mücadeleler kapitalist sistemin yapısının sorgulanmasını ve sosyal yönünün güçlendirilmesini sağladı. Bu nedenle, sendikal mücadelenin 18. yüzyıldan itibaren başladığı, merkez kapitalist ülkelerin sendikal hareketi ile daha geç, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başladığı, Güney Amerika ülkeleri, Güney Avrupa ülkeleri İspanya, Portekiz ve gelenekçi Asya toplumlarında ortaya çıkan sendikal hareket arasında, ciddi farklar vardır.

Ülkeden ülkeye toplumların gelenekçi yapısı, sendikaların toplumsal rolüne bakış ile endüstri ilişkileri niteliğinin belirleyici olduğu belirgin farklılıklar vardır. Örneğin; İkinci Dünya Savaşı’nda ABD tarafından işgal edilen, Asya kıtasının gelişmiş sanayiye sahip ülkesi Japonya’da sendikacılık, işgal altında olduğu savaş sonrası yıllarda, ABD’nin endüstri ilişkilere bakışına göre yapılanmanın yanı sıra geleneksel toplum dokusunun da etkisindedir. Japon endüstri ilişkilerinde tarih ve geleneğin önemli etkisi vardır. Gelenekçi bağlılık Japon işçiler, işyerlerine çok daha fazla bağlı olduklarından, kendi haklarını savunmakta diğer ülkelerdeki işçilere göre daha az militandırlar. Ayrıca Japon üretim sisteminde iş örgütlenmesi, takıma dayalıdır. Dolayısıyla işçiler bireysel davranışlarda bulunma özgürlüğüne sahip değildirler. Buda sendikal örgütlenmeye yansımaktadır. Üretimin bu örgütlenmesi, özellikle 1974’teki ilk petrol krizinden bu yana işçileri çok daha fazla işyeri ile bütünleştirmiştir.

Gelişmiş sanayi toplumu olmakla birlikte, gelenekçiliğin önemli bir belirleyici olduğu, Japon sendikacılığının dışında Asya’nın diğer ülkelerinde ki sendikacılık yapısına bakıldığında, çok büyük farklılıklar tespit etmek mümkündür. Zira bölge ülkelerinin siyasi sistemleri ile ekonomik gelişmişlik düzeyleri, bunda önemli belirleyiciliğe sahiptir. Örneğin; Çin ve Hindistan gibi ülkelerde bazı sektörler, teknolojik olarak üst düzeye ulaşmışken, bazı sektörler de ise teknolojik gelişmeye ayak uydurulamamış olduğundan üretim, sanayi devrimi öncesinin gelenekçi üretim biçimi ile sürdürülmektedir. Yine Asya bölgesinde bazı ülkelerde iktidarlar, sendikacılık karşıtlığı ile sendikal örgütlenmeyi engellemeye çalışırken, bazı ülkelerde ise iktidarlar, sendikaları demokratik bir toplumun unsurları olarak kabul etmektedirler. Kısacası Asya’da siyasi sistemlerin farklılığı, sendikal farklılıkların ortaya çıkmasında önemli bir etkenidir.

Öte yandan Avrupa sendikacılığına baktığımızda, Kuzey Avrupa ülkelerinde işçilerin büyük çoğunluğu sendikalara üye iken, Fransa’da bu oran %10’nun altındadır. Ancak bu ülke de sendikaların gücü üye sayısının çok çok üstündedir. Zira toplu sözleşmeler teşmil yoluyla tüm işçileri kapsayacak şeklide uygulanmaktadır. Bu da sendikaların devletin politikası üzerinde önemli etkiye sahip olmasını sağmaktadır.

Avrupa’daki sendikalar, genelde sınıf temelli örgütlenmişlerdir. Genel olarak Avrupa sendikalarının oluşumu, on dokuzuncu yüzyılın sonu ve yirminci yüzyıl Avrupa’sının sınıflı toplum yapısına dayanmaktadır. Bu yapısından dolayı, Avrupa sendikaları, genel olarak işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda siyaset yapmaktadırlar. Kısacası Avrupa’da sendikal hareket, dar anlamda daha iyi ücret ve çalışma koşulları için mücadele etmekle kendilerini sınırlamadıkları için, Avrupa toplumlarında, refah devletinin gelişmesi, geniş siyasi, sivil ve sosyal hakların sağlanması içinde önemli çalışmalar yapmışlardır.

Elbette baştan beri, Avrupa ülkelerinde de sendikaların yapılanmasında ülkeden ülkeye farklılıklar vardır. Söz gelimi, Almanya Hollanda, Belçika ile İskandinav ülkelerinde, sendikal hareket, daha ziyade ekonomik ve sosyal haklar mücadelesini öne çıkarmış ve bu haklara ulaşmak için siyasette aktif rol oynamıştır. Ancak bu ülkelerde sendikalar daha ziyade, sosyal demokrat partilerle yakın ilişki içinde olurken, Fransa, İspanya, Portekiz ve İtalya gibi ülkelerde sendikal hareket işçi sınıfının kendi siyasal partileri ile ittifak yapmasına yönelik politik duruş sergilemiş ve Sosyalist veya Komünist partilerle yakın ilişki içinde olmuştur.  

Dünya sendikal hareketinde ki, farklılıklar yönünden incelenmesi gereken diğer ülke ABD’dir. ABD sendikacılığı, ülke genelini kapsayacak şekilde, genel taleplerle, ülkenin geniş anlamda bir refah devleti olmasını hedeflemekten ziyade, dar anlamda üyelerinin çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi hedeflemektedir. ABD endüstri ilişkileri sistemini, genel anlamda emeğin temsilini kabul etmeyen, bunun yerine tek tek işçilerin entegrasyonuna yönelik bir sistemdir. Bu nedenle ABD sendikaları, Avrupa sendikaları gibi sınıf temelli örgütlenmiş sendikalar değildirler. ABD’de sermaye devletten aldığı güçle sendikalarla genel pazarlığa hiçbir şekilde yanaşmazken, sürekli çatışma halinde olmuştur.

Sendikaların temel özellikleri bakımından Asya, Avrupa ve ABD sendikaları arasında bariz farklılıklar vardır. Elbette bunların hepsini buraya almak mümkün değildir. Ancak bence en bariz farklılık sendikaların sınıfsal temelde örgütlenip örgütlenmedikleridir. Bu temelde yaklaşıldığında Avrupa sendikalarının, genelde sınıf temelli kuruldukları görülmektedir. Bu tür sendikacılık anlayışında sendikaların ikili hedefi vardır. Bunlar; kısa vade de dar anlamda ücret ve çalışma koşullarına yoğunlaşıp, işçileri rahatlatacak sözleşmeler imzalamak, uzun vade de ise işçi sınıfının çıkarları için, daha geniş siyasi ve sosyal haklar üzerinde yoğunlaşarak siyasete müdahale etmektir. ABD sendikaları ise diğer tüm sendikalar gibi, işçi sınıfına dayanan toplumsal tabana sahip olsalar da ABD sendikaları, özellikle ilk dönemde üyelerinin çok dar çıkarlarına yoğunlaşmışlardır. Geniş siyasi girişimler ve çıkarlar Amerikan sendikacılığı için ikinci planda gelmektedir. Bir başka değişle ABD sendikacılığı piyasa temelli sendikacılıktır. Buna karşın Asya ülkelerinin sendikaları hem sınıf hem de piyasa koşullarının ikisiyle de ilgilidirler.

Sendikaların ortaya çıkışı, gelişimi ve toplumsal rolü yazı serimiz, 1980’li yıllarda uygulamaya konan yeni liberal ekonomi programı sonrasının sendikacılığı ve Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne sendikacılık bölümleri ile devam edecek. Bir dahaki yazıda görüşünceye dek hoşça kalın, sağlıcakla kalın! 

                    

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

slot siteleri bahis siteleri hacklink