Son Dakika Haberler

SENDİKALARIN ORTAYA ÇIKIŞI VE TOPLUMSAL ROLÜ! / Veli BEYSÜLEN

SENDİKALARIN ORTAYA ÇIKIŞI VE TOPLUMSAL ROLÜ! / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

SENDİKALARIN ORTAYA ÇIKIŞI, GELİŞİMİ VE TOPLUMSAL ROLÜ! (3)

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Bu yazı serisinin bir önceki bölümünde, İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD gibi merkez kapitalist ülkelerde sendikaların tarih sahnesine çıkışları, verdikleri mücadeleler ve yasallaşmalarını işlemiştim. Aynı yazının son paragrafında, serinin, sendikal mücadelenin tek tek ülke örneklerinin yanı sıra, iki dünya savaşının yaşandığı 20. yüzyılda, kapitalist sistem ve sosyalist sistem arasında süren soğuk savaşın kutuplaştırdığı dünyada uluslararası boyuta taşınması ile Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye’de sendikaların oluşumu ve gelişmesinin işlendiği bölümlerle devam edeceğini belirtmiştim.
 
Tek tek ülkelerde verilen tüm mücadelelerin yetersizliğini gören sendikal hareket, işçi sınıfının haklarını korumanın, evrensel iş birliği içinde verilecek mücadelelerle mümkün olduğu bilincindeydiler. Bu bilinçle yola çıkan sendikal hareket, 1864 yılında Uluslararası İşçi Derneği 1. Enternasyonal’i kurdu. 1. Enternasyonal’in 1866 yılında Cenevre de yapılan kongresinde, 8 saatlik işgününü uygulamaya koymak üzere hükümetleri gerekli düzenlemeleri yapmaya çağırdı.
 
Elbette merkez kapitalist ülkelerdeki bu sendikal örgütlenme, kapitalizmin gelişmekte olduğu diğer ülkelerin işçi sınıfını da sendikal örgütlenme konusunda hareketlenmeye sevk etti. Özellikle Fransa ve Almanya işçi sınıfının mücadelesi, sanayinin geliştiği çevre ülkeler, İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, Avusturya, İsviçre ve İskandinav ülkeleri, Danimarka, İsveç¸ Norveç Finlandiya gibi ülkelerde işçilerin hızla sendikalarda örgütlenmelerini tetikledi. Kısacası 1860’lı yıllardan itibaren, sanayinin gelişmekte olduğu pek çok ülkede işçiler hızla sendikalarda örgütlendiler. Bu süreçte sendikalarda örgütlenen işçiler, örgütsel güçle birçok ekonomik ve sosyal hak elde etmenin yanı sıra, çalışma süresinin düşürülmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi gibi hayatlarına dokunan birçok kazanım sağladılar.
 
Elbette bunlar önemli kazanımlardı. Ancak işçi sınıfının bunların kalıcılığını sağlayacak siyasi güce sahip olmaması, işverenler ile devletin zaman zaman bu hakları tırpanlamalarına yol açıyordu. Dolayısıyla işçiler bu süreçte sadece sendikalarda örgütlenmekle kalmadılar. İşverenlere karşı verdikleri mücadele ile elde ettikleri ekonomik ve sosyal hakların kalıcılığını sağlamak ve daha ileri haklar elde etmek için, siasetle ilgilenmeye ve siyasette temsil hakkı elde etmek için çalışmalara başladılar. Zira gelişmiş kapitalist ülkelerin tekelci sermayesinin gelişmekte olan üçüncü dünya ülkelerine girmesi ve bu ülkelerin ekonomilerini kontrol altına almasının yaygınlaşması, ulusal sermayelerin rekabet gücünü geriletti. Kuşkusuz bu gerileme sonucu, tekelci sermayenin ortaya çıkan kontrol edilemez sömürüsüne karşı çıkmak yeni mücadele alanı olarak kendisini dayatıyordu. Böylece işçi sınıfı, sermayenin azgın sömürüsüne karşı koymak için sendikal mücadele ile yetinilemeyeceğini, sendikal mücadelenin yanı sıra ülke yönetiminde söz sahibi olmak üzere siyasi mücadelenin aracı sınıf partilerine de ihtiyaç olduğu bilincine ulaştı. 1825- 1850 yılları arasını kapsayan dönemde, Fransız düşünürleri arasında üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılması ve üretimin devlet tarafından, toplumun tüm bireylerinin yararına olacak şekilde planlaması fikri yaygınlaştı. Bu fikir işçi sınıfının ilgisini çekmeye başladı.
 
Fransa’da gelişen bu düşünceye paralel olarak, İngiltere’de kooperatifçiliği öne çıkaran bir akım ortaya çıktı. Başını Sosyal Politikacı Robert Owen çektiği için, adına Owenizm denen bu hareketin hedefi, işyeri ve çevresinde işçiler ile ailelerinin hayatlarını kolaylaştıracak tedbirler geliştirmekti. Aynı zamanda bir işveren olan Owen, sistemi kendi işyerinde uygulamaya koydu. Yoksul işçiler ile ailelerinin yaşadıkları konutları yaşanabilir hale getirmek için elden geçirdi. 10 yaşından küçük çocukları çalıştırmadı okula gönderdi. Acil durumlar için sağlık birimi oluşturdu ve işçileri piyasanın acımasız koşullarından korumak için onların temel ihtiyaçlarını karşılayacakları tüketim kooperatifi kurdu. Bu sistem, devlet ile işverenlerin karşı çıkışlarından dolayı başarılı olamadı. Ancak sosyalist düşüncenin uç vermesine ve işçilerin siyasete yönelmesine önemli katkı sundu.
 
İşçi sınıfının, siyasette temsilinde de İngiltere işçi sınıfı öncü rolü üstlendi. Yerelde veya işyeri ölçeğinde işçilerin ekonomik ve sosyal hayatlarını kolaylaştırmaya dayanan Owenizmin başarısızlığı işçi sınıfını arayışa itti. 1836 yılından itibaren harekete geçen işçi sendikaları, seçme ve seçilme hakkı kazanmak için mücadeleyi yükselttiler. Zira o ana kadar İngiltere’de toplam nüfusun cüzi bir kısmı, belli bir gelir düzeyine sahip serfler ile işverenler oy kullanma hakkına sahiptiler. Böylece ülkede eski ve yeni varlıklı kesimlerin ağırlıklı oldukları bir parlamento vardı. Elbette işçiler bu parlamento yapısının haklarını elde etmenin önünde engel olduğunun bilincindeydiler. Bu nedenle mücadeleyi ekonomik ve sosyal hakların kazanımı ile sınırlı tutmak yeterli değildi. Siyasette söz sahip olmak zorunluydu ve bunun için yapılacak ilk iş tüm işçiler için oy hakkı talebiyle mücadeleyi yükseltmekti. Bu hedefe ulaşmak için ilk etapta 6 talep belirendi. Bunlar; genel oy hakkı, gizli oyla seçim, parlamentonun yılda bir defa toplanması, parlamento üyelerine maaş ödenmesi, parlamentoya seçilebilmek için konan mülkiyet şartlarının kaldırılması,  seçim bölgeleri arasında eşitlik sağlanmasıydı. Bu talepler için işçi sınıfı önemli mücadeleler verdi ise de devlet ile işverenlerin katı tutumlarından dolayı ilk başlarda sonuç alınamadı. Ancak mücadelenin kesintisiz devam etmesi sonucu, İngiltere’de 1867 ve 1884 yıllarında kısmı reformlar yapılarak, oy kullanma hakkı daha çok insana tanındı. 1918 yılında yapılan reform ile tüm yurttaşlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Tüm bu hareketler başlarda başarısızlıkla sonuçlandı ise de uzun vadede önemli kazanımlar elde edildi ve işçi sınıfı mücadelesinin önemini bilince çıkardı.  
 
Kuşkusuz tüm bu mücadeleler, işçi sınıfının sömürüyü sınırlandırmanın, hatta ortadan kaldırmanın, ülke yönetiminde söz sahibi olmakla mümkün olduğunun bilincine varmasını sağladı. Böylece bilinç düzeyi yüksek önder işçilerin, yönetimde bulundukları sendikalar, sınıfın siyasete müdahalesinin öneminden hareketle, birçok ülke de işçi partilerini kurdular veya kurulmuş sosyalist, sosyal demokrat partiler içinde siyasete atıldılar ve işçilerin taleplerini ülke parlamentolarına taşıdılar.          
Bu süreçte sendikacılığa yön veren en önemli unsur, bilimsel sosyalizmin fikir babaları Marx ve Engels’in sosyalist teorisidir. Bu teori sınıf sendikacılığının ortaya çıkmasında ve sendikalarda vücut bulmasında önemli rol oynadı. Zira Marx ve Engels’e göre, kapitalist sistemde iki ana sınıf, Burjuvazi ile İşçi Sınıfı arasındaki çıkar çatışması uzlaşmaz bir çelişkiydi. Dolayısıyla sendikalar bir yandan sistem içinde verdikleri mücadelelerle, işçilere sağladıkları ücret ve sosyal haklarla sömürüyü sınırlandırmaya çalışırken, diğer yandan işçi sınıfı iktidarı için siyasette aktif rol almak zorundaydılar. Kısacası tamamı olmasa da sendikal hareketin önemli bir kısmı sosyalist teorinin yönlendirmesiyle sınıf mücadelesi çizgisinde yapılandı.  
 
İşçi sınıfının, önemli kazanımlar elde etmesini sağlayan tüm bu mücadeleler ve sınıf çizgisinde yapılanma, sendikaların örgütlenmesinde önemli bir işleve sahiptir. Bu nedenle, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesi, 1910 yılında dünya genelinde 3 milyon işçi sendikalarda örgütlüydü. Siyasi bilinç düzeyi oldukça yüksek olan örgütlü işçi sınıfı, savaşa karşı çıkarak barıştan yana tavır koydu. Bu karşı çıkış, savaşı engellemese de uluslararası sınıf dayanışmasının gelişmesine önemli katkı sundu.
 
Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü yıllarda, Rusya işçi sınıfının, toplumun emekçi diğer katmanları ile iş birliği yaparak Lenin öncülüğünde 1917 Ekim Devrimini gerçekleştirerek iktidara gelmesi, toplumsal ve siyasal mücadelelerde yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte kapitalizm, bant üretim biçimi fordist üretim sistemini uygulamaya koydu. 1920 yılında, artık dünya genelinde 50 milyon işçi sendikalarda örgütlüydü. Bu süreçte özellikle Almanya, Avusturya, Macaristan ve İtalya gibi ülkeler başta olmak üzere, Avrupa’da işçi sınıfı önemli grev ve direnişlerle, kazanımlar elde etti. Kıta Avrupası’nda işçi sınıfının hareketli olduğu bu yıllarda, ada ülkesi İngiltere’nin işçi sınıfı, 1920’li yılların ortasında harekete geçti ve 1926 yılında gerçekleştirdiği genel grevle ülkenin siyasi ve toplumsal dengelerini sarstı. Tüm bu grev ve direnişler, dünya işçi sınıfı mücadelesine önemli birikimler sağladı. Aynı süreçte dünyanın diğer bölgeleri Asya ve Güney Amerika’da sanayinin gelişmesine paralel olarak, işçiler bir yandan sendikalarda örgütlenirken diğer yandan ise siyasette işçi sınıfının temsilini sağlama çalışmaları yapıyorlardı.  
 
Sendikaların ortaya çıkışı, gelişimi ve toplumsal rolü başlıklı yazı serimiz, İkinci Dünya Savaşı süreci, sonrası ve Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne sendikacılık bölümleri ile devam edecek. Bir dahaki yazıda görüşünceye dek hoşça kalın, sağlıcakla kalın!                                                 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)