Son Dakika Haberler

Sıkıntının sebebi yeni sistemdir! / Veli BEYSÜLEN

Sıkıntının sebebi yeni sistemdir! / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

Sıkıntının sebebi yeni sistemdir!

Veli BEYSÜLEN yazdı:


➡️Türkiye’nin, gündemi çok hızlı değişen veya bilerek değiştirilen bir ülke olduğu bilinen bir gerçektir. Kuşkusuz bunun en önemli nedeni, ülkeyi yönetme erkini elinde tutan AKP-MHP blokunun; salgın, işsizlik, çalışanlar ile emeklilerin yetersiz ücretleri, yoksulluk, yüksek enflasyon, eğitimsizlik, dış politika başarısızlığı, hukuksuzluklar ile anti demokratik uygulamalar gibi gerçek gündemlerin tartışılmaması için, olmayan şeyleri varmış gibi göstermek suretiyle siyaseti germesidir. 

Zira iktidar bloku, kontrolünde tuttuğu medyanın büyük bölümünün yanı sıra, özellikle sosyal medyadaki yandaşlarıyla tartışılacak konuları belirlemede oldukça maharetlidir. Bu öylesine bir maharet ki, muhalefet partilerinin genel başkanından başlayarak, il, ilçe yöneticisine, kendilerine muhalif olduklarını bildikleri bireylerin yazdıklarından, çizdiklerinden, konuştuklarından kelimeler cımbızlayarak gündem belirlemeyi çok biliyorlar. Buna bir de muhalefet sözcüleri ile muhaliflikleri bilinen bireylerin, söylediklerinin bu kadar rahat manipüle edilebileceğini düşünememelerinden dolayı dikkatli davranmamaları da eklenince, tepede tartışılan gündem, toplumun genelinin gündeminden kopuk olmaya devam ediyor. 

Son günlerde bu şeklide gündem yapılan bir konu var ki, üzerinde uzun uzadıya durulması gerekir kanısındayım. Zira bu tartışmada, taraflar birbirlerini alabildiğine hırpalayıp konuyu yargıya taşımış olsalar da, sorunun ana kaynağı, 2017 Anayasa değişikliği ile getirilen ve 24 Haziran 2018 genel seçimleri ile uygulanmasına başlanan, uygulayıcıların adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dedikleri sistemdir. Bu nedenle, bu sorunun sistemle ilintisi değerlendirilip tartışılmalı ve sistemin buna yol açan yapısı masaya yatırılmalıdır. Aksi durumda, ülke daha uzun yıllar bu tartışmalarla zaman kaybetmeye devam edecektir. 

Hepiniz biliyorsunuzdur, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü için yaptığı basın toplantısında Cumhurbaşkanını eleştirirken, “Sözde Cumhurbaşkanı” demesi tartışmalara neden oldu. Öncelikle birey olarak sadece bu sözle ilgili değil, genel anlamda ülkedeki siyaset yapma biçimini tasvip etmediğimi belirtmeliyim. Zira bu ülkede siyaset, halkın sorunlarından kopuk, insanları ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir tarzda yapılmaktadır. Bu ise karşıtlığa yol açarak, insanların takım tutar gibi parti tutmalarına, yani taraflı davranmalarına ve  objektif düşünme yetisinden uzaklaşmalarına yol açmaktadır.

Eleştiriler genelde, Cumhurbaşkanı makamının önemi ve Cumhurbaşkanını seçen seçmenlerin iradesinin yok sayılması üzerinde yoğunlaştı. Eleştirenlere göre Cumhurbaşkanı, halkın %52’sinin oyuyla seçilmiştir. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu, bu söylemle ona oy verenlerin iradesini yok saymıştır.

Yukarıda dedim ya makam olarak bakıldığında, makam korunmalı mantığıyla bu eleştiriler insanlara doğru gelebilir. Ancak unutulmamalıdır ki, yeni yönetim biçiminde Cumhurbaşkanı aynı zamanda siyasi parti genel başkanıdır ve siyasetin göbeğindedir.

Ve maalesef makam olması gerekenden uzaklaştırılmıştır.  Nasıl mı? Bakın açıklayayım! 

Aynı zamanda parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı, konuşmalarında muhalefete çok ağır sözlerle yüklenmenin yanı sıra başında bulunduğu iktidar blokunun çoğunluğa sahip olduğu yasama organı olan TBMM çalışmalarında, kendisine bağlı bürokrasi eliyle yargıyı etkilemekle, medya üzerindeki hâkimiyeti yoluyla, makamı muhalefete karşı üstünlük sağlamak için kullanmaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanının birçok konuşmasında, demokratik kurallar içinde rakipleri olan muhalefet partilerinin liderlerine çok daha ağır sözlerle yüklendiğine bu ülkede yaşayan taraflı tarafsız her insan şahittir.

Cumhurbaşkanı ile ittifak ettiği MHP Genel Başkanı, bu ülkede milyonlarca seçmenden oy almış muhalefet partilerine çok ağır ithamlarda bulunmaktadırlar. Söz gelimi, onlara göre muhalefet partileri, “İllettir, zillettir, terörle işbirliği içindedir, teröristtir, bölücüdür, dış güçlerin adamlarıdır, Türkiye düşmanları ile işbirliği yapmaktadır, zekâ özürlüdür, Türklük ve din düşmanıdır”  vs…

Cumhurbaşkanı bunlarla muhalefete yüklenirken AKP Genel Başkanıdır. Ancak muhalefet sözcüleri bu eleştiri ve ithamlara cevap verdiklerinde, Cumhurbaşkanıdır ve Cumhurbaşkanına hakaret edilmiştir. Yani dokunulmaz olması gereken makama dokunulmuştur. Böylelikle eleştiriyi yapan hakkında, Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılmaktadır. 

Evet, milletin iradesine saygı gösterilmeli. Ancak Anayasa değişikliğine destek vermek suretiyle makamı siyasetin merkezine çeken ve bugün yapılan siyasi eleştirileri, “Makam korunmalıdır” savı ile eleştirenlerin şu soruları cevaplamalarına ihtiyaç vardır:

-Siz, Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olmasını sağlayan Anayasa değişikliğini savunurken, makamın siyaset aracı haline getirileceğini ve günlük siyasi tartışmalara maruz kalacağını bilmiyor muydunuz?

-Devletin en üst makamı olan ve devleti temsil ağırlığı bulunan Cumhurbaşkanlığı makamının korunmasının birinci sorumlusu Cumhurbaşkanının kendisi değil mi?

-Cumhurbaşkanlığı makamı; bir siyasi partinin, siyasi rakiplerini bertaraf etmek ve iktidarda kalmak aracı haline getirilerek, makamda bulunan parti genel başkanı siyasi rakiplerine ağır sözlerle yüklendiğinde yıpranmıyor mu?

-Cumhurbaşkanını eleştirmek, ona oy veren seçmenin iradesini tanımamaksa; muhalefet partilerine ağır ithamlarda bulunulması, bu partilere oy veren seçmenlerin iradesinin yok sayılması olmuyor mu?

-Onlar bu ülkenin yurttaşları değil mi? Onların iradeleri yok mu? Yoksa sadece çoğunluğun iradesi mi iradeden sayılıyor? 

Özen gösterilmesi gereken, devleti temsil makamı olan Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsız olması ve toplumun tamamını kucaklamasıdır. Bu nedenle, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumunda, parti genel başkanının, Cumhurbaşkanlığı makamında oturmasının sakıncalarına dikkat çekildi.

Referandumda “hayır” çalışması yapan muhalefet partileri, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, bilim insanları, Cumhurbaşkanı parti genel başkanı olduğunda, devleti temsil eden bu makamın siyaset aracı haline geleceğini biliyorlardı ve bu nedenle ısrarla hayır çalışması yaptılar. Bu makam, siyasi ikbalin aracı haline getirilmesin diye karşı çıktılar.

Bugün geldiğimiz nokta tam da budur.

Ne gariptir ki, o gün Anayasa değişikliğinin arkasında duran ve ısrarla evet diyerek makamın siyaset aracı haline getirilmesine onay verenler, siyasi parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanının, siyaset yapma tarzı ile siyasetin merkezine çektiği Cumhurbaşkanlığı makamının korunmasından bahsediyorlar. Cumhurbaşkanlığı makamının korunmasının ilk sorumlusu Cumhurbaşkanının kendisidir. Zira kendisi, siyasi bir kişi olsa da, tarafsızlık yemini etmiştir. Daha da önemlisi, bu ülke toplumunun veya bir bütün olarak insanlığın sahip olduğu değerlerin korunmasına ihtiyaç vardır. Bunun için siyasi nezaket, sevgi ve hoşgörüye,  toplumsal sorunlara ortak akılla çözüm bulunmasına ve de en önemlisi, toplumu karşıtlıktan uzak tutarak toplumsal barışın korunmasına ihtiyaç vardır.   

Maalesef yeni yönetim biçiminde, siyasetin merkezinde yer alan Cumhurbaşkanı makamı siyaset aracı haline getirilmiştir. Bu nedenle siyasetin doğası gereği, muhalefet liderleri, partili Cumhurbaşkanının, kendileri veya partileri hakkındaki ağır ithamlarına cevap verdiklerinde, bir siyasi parti genel başkanına cevap verdiklerini düşünürler. 

Bu ülkenin en büyük sorunu; kutsanmış devlet, kutsanmış makam ve kutsanmış dokunulmaz kişidir.

Devlet, ülkede yaşayan tüm insanların iyi yaşamalarına yetecek gelire sahip olmalarını sağlayarak, onların belirlenmiş kurallar içinde, sağlıklı, eşit ve barış içinde yaşamaları için gerekli tedbirleri alan mekanizmadır. Daha açık bir ifade ile insanlar devlet için değil, devlet insanlar içindir.

Makamlar devletin görevlerinin ifa edildiği yerlerdir. Makamda oturan kişi demokrasilerde, seçimle gelen ve seçimle giden kişidir.

Gördüğünüz gibi hiçbirisi dokunulmaz değildir.

Dokunulmazlık veya kutsallık atfetmek, makama geleni eleştirilerden azade tutmak, makamda bulunan kişinin keyfi davranmasına yol açar. Sadece bu da değil, makamı ve makamda oturan kişiyi atfedilen dokunulmazlık, siyasette seviyenin düşmesine neden olur ve toplumun gerçek sorunlarının tartışılmasının önünü kapatır.  

Sonuç olarak, özellikle son yıllarda, bu ülkede siyaset yapma biçimi hamasetin ve ayrıştırıcı dilin hakim olduğu, bütünleştiricilikten uzak, toplumun hassasiyetlerinin ölçüsüz kullanıldığı, siyasi figürlerin rakiplerini hedef haline getirdiği, bu nedenle, siyasetçilerin, saldırı ve tehditlere maruz kaldığı, toplumun kutuplaştırıldığı bir tarzla yapılmaktadır.

Herkes buna yol açan dili terk etmedikçe bu kutuplaşma artarak devam edecektir.

İktidarıyla, muhalefetiyle, herkes kuşkusuz en çok da Cumhurbaşkanı, kullandığı dile dikkat etmek ve bulunduğu makamı korumakla yükümlüdür.

Ne yazık ki bu kutuplaştırma siyasetinin en önemli aktörlerinden biri de medyadır. Tamamı olmasa da, medyanın önemli bir kısmının haber verme tarzı, tartışma programları da dahil olmak üzere, yandaşlık üzerine kurgulanmakta ve siyasetteki gerginliğin değirmenine su taşımaktadır.                                                                                        

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)