Şili / Doğan Alpaslan DEMİR - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Şili / Doğan Alpaslan DEMİR

Şili / Doğan Alpaslan DEMİR
Yorum Yap

Şili …

Dünya ülkelerinin, bölgelerin ve hatta kıtaların ekonomik seviyelerini farklı bir bakış açısıyla karşılaştırmak için kullanılan bir istatiksel terim bulunuyor. İlk kez İtalyan istatistikçi Corrado Gini tarafindan 1912 yılında ortaya atılmış ve onun adına ithaf edilerek “Gini katsayısı” adı verilmiştir. Bu katsayı, ölçümü yapılan bölge veya ülkede gelir dağılımının eşitsizliğini gösteriyor. Yapılan ölçüm sonucu bu katsayı 0 ile 1 arasında bir rakam ortaya koyuyor. Çıkan rakamın büyümesi o ülkede gelir dağılımındaki eşitsizliğinin de arttığını gösteriyor. Bir ülkenin ekonomik durumunu göstermekte tek başına çok anlamlı olmayabiliyor. Çünkü herkesin yoksul veya herkesin zengin olduğu iki ülkenin sonuçları birbirine çok yakın çıkıyor. Gini katsayısının önemi şurada: Gayri safi milli hasıla, kişi başına düşen ortalama gelir gibi rakamlarla toplumun gözünü boyamaya çalışan siyasilerin ağzına ot tıkamakta gini katsayısı çok kullanışlı bir ölçek. Yani ki kişi başına düşen ortalama geliri o ülkenin zenginlik göstergesi olarak kullanamazsınız… 10 kişilik bir toplulukta iki kişinin 2000’er lirası, 8 kişinin ise hiç parası yoksa kişi başına ortalama gelir 400 lira olarak hesaplanır. Bize sunulan bu 400 liralık ortalama, 8 kişinin ağır bir sefalet içinde yaşadığını gizler. Oysa bu örnekteki toplulukta, gini katsayısı yüksek bir değer verecek ve gelirin eşitsiz olarak dağıldığını gösterecektir. Gini katsayısının yüksek olması o ülkede sömürü düzeninin varlığının kesin kanıtıdır. Çünkü az sayıda zengin ile çok sayıda yoksulun bir arada oluşunu açıklayacak başka bir sosyal/siyasal açıklama bulunmamaktadır. Gini katsayısı yüksek olduğu halde halkın kaderine razı yaşaması hayatın akışına aykırıdır; aykırıdır ama çok sık görülmektedir. Çünkü yukarıda verdiğim örnekteki 10 kişiden ikisi ellerindeki paranın küçük bir kısmını harcayarak din, gelenek, töre, ahlak, eğitim ve hukuk gibi ideolojik/siyasi aygıtlar, Müge Anlı gibi televizyon programcıları, polis ve ordu gibi kurumlar geliştirir ve yetiştirirler. Hatta daha da sağlam olsun diye toplumun bir yarısı diğerine ve toplumun tümü diğer toplumlara düşman hale getirilir ki gerektiğinde “B” ve “C” planları olarak yürürlüğe sokulur. Nedir, bütün bu saydığım ideolojik aygıtların da taşıyabileceği bir “istiap haddi” vardır. İstiap haddi dolunca halk sokaklara dökülür. Siyasi iktidarlar ideolojik aygıtların işe yaramadığı durumlarda silahlı güçler veya B, C planları devreye girer. Bu aşamaya gelmiş toplumların ortak özelliği gini katsayısının yüksek olmasıdır.

Hepimiz izliyoruz, son zamanlarda bazı ülkelerde hükümet karşıtı gösteriler giderek artıyor. Bu gösterileri durdurmak isteyen hükümetler, göstericilere karşı en sert “tedbirlere” başvurmaktan çekinmiyorlar. Göstericilere karşı silah kullanımı, gözaltına alınanlara karşı işkence ve cinsel saldırı haberleri dünya basınının manşetlerinden inmiyor. Son günlerde manşetlerin zirvesinde Şili ve İran var. Her iki ülkede de hükümet karşıtı gösteriler benzer şiddet olaylarına ve ölümlere sebep olsa da her iki ülkenin özgül koşulları arasında büyük farklar var. İran’da yapılan gösteriler Şili’de olduğu gibi artan yoksulluğa ve eşitsizliğe karşı olsa da ABD tarafından destekleniyor. Çünkü İran’da iktidarda bulunan radikal dini yönetimin iplerini eline alamayan ABD, yönetimi devirebilmek için sosyalistlerle bile işbirliği yapmaya hazır hale geldi. Tabii bunu 1953’de Başbakan Muhammed Musaddık’ı devirirken düşünecekti ABD. İran incelemesini bir diğer yazıma bırakarak gözlerimizi Şili’ye çeviriyoruz. Hadi başlayalım…

Şili 16. Yüzyılda İspanyol konkistadorları[i] tarafından istila edilmesinden itibaren her türlü sömürü ve şiddetin katmerlisini yaşadı. Şili’nin İspanyol istilacılara karşı bağımsızlık kazanmasının yoksulluğa ve eşitsizliğe zerre kadar faydası olamazdı, nasıl olsun, İspanyol istilacıların yerini konkistadorların toprak sahibi olmuş ve kendilerini Şilili sayan büyük toprak sahibi torunları almıştı. 1969 yılına gelindiğinde Şili’de sosyalistlerin başı çektiği, sosyal demokratların da destek verdiği sol ittifak iktidara geldi ve Allende Devlet Başkanı seçildi. Allande’nin proletarya diktatörlüğü gibi bir amacı yoktu şüphesiz, nedir, ülkenin zengin doğal kaynaklarını devletleştirme girişimi kıyametin kopmasına yetti. ABD huzursuzdu. 1954 yılında ABD Başkanı Eisenhower tarafından ilk kez dile getirilen “Domino teorisi[ii]” komünizm paranoyasına dönüşmüştü. Küba devriminin Şili’yi tetikleyeceği ve oradan da tüm Latin Amerika ülkelerine yayılacağı korkusuyla harekete geçti ABD. General Pinochet yönetime el koydu, Başkanlık sarayı bombalandı, Allende cuntacı güçlerle çatışarak öldü, öldürüldü[iii]. Ardından uzun yıllar ülkeyi Pinochet faşizmi yönetti, on binlerce devrimci, sosyalist, yurtsever, demokrat cezaevlerinde, işkencelerde öldürüldü[iv]. 15 yıl sürdü Pinochet askeri diktatörlüğü; 1988 referandumunu ilerici güçlerin “NO” kampanyası kazandı. Askeri diktatörlük yıkıldı ama geçirilen baskıcı 15 yıllık kültürel/sosyal yıkımın üstüne inşa edilen Pinochet Anayasası, sivil iktidarların “kullanışlı” buldukları için değiştirmedikleri kurumlar ve yasalar, neoliberal yönetimlerin içinde yaşamayı sürdürdü. Özcesi, insan hakları, gelir dağılımı, adalet, sağlık, eğitim gibi en temel yaşamsal hakları elinden alınmış bir Şili toplumu yaratıldı.

Sığ bir bakış açısıyla Şili değerlendirmesi yapan ve Şili’de meydana gelen protesto gösterilerini “anarşik” olarak tanımlayanların temel argümanı şudur: Şili Latin Amerika’nın en zengin ülkesidir. Şili’de halkın sokağa dökülmesine sebep olan olay metronun yoğun saatlerdeki ücretlerine 30 peso (%3) zam yapılmasıdır. Doğru, Şili Latin Amerika’nın “en zengin” ülkesidir ve olayları tetikleyen metro ücretlerine yapılan %3 zamdır. O zaman soracaksınız, halk niye sokakta, belalarını mı arıyorlar?

Şili, Latin Amerika’nın en zengin ülkesidir! Evet ama gini katsayısı hesaplandığında bu zenginliğin nasıl bir kandırmaca olduğu anlaşılıyor. Çünkü aşağıdaki tablodan da görebileceğiniz gibi en zenginler ve en yoksullar arasındaki uçurum açısından OECD ülkeleri arasında en kötü durumda olan ülke Şili’dir.

Şili’de halkın sokağa dökülmesine sebep olan veya daha doğru bir ifadeyle tetikleyen olay metronun yoğun saatlerdeki ücretlerine %3 zam yapılması olduğunu yukarıda yazmıştım. İlk gösteriler başladığında Ekonomi Bakanı Juan Andres Fontaine, halkı zıvanadan çıkartan bir açıklama yaptı; fiyat artışından rahatsız olanların daha erken kalkıp daha düşük ücret ödeyebileceklerini açıkladı. Devlet Başkanı Piñera protestoların ilk başladığı günlerde olağanüstü hal ederek olayları toplum desteği olmayan anarşist eylemler olarak yorumladı. Bu açıklamalar “bir avuç” denilen protestocuların sayısının 18 milyon nüfuslu Şili’de, sadece başkentte 1 milyon kişiye ulaşmasına sebep oldu. İşçi sendikalarının ve çok sayıdaki siyasi örgütlenmenin çağrısı ile 48 saatlik genel greve gidildi.

Görsel: Photo/Esteban Felix
Görsel: Photo/Esteban Felix

Ulusal İnsan Hakları Enstitüsü (INDH), 1233’ten fazla sivilin yaralı olarak hastaneye kaldırıldığını, yaralananların en az 688’inin silahlardan kaynaklanan yaraları olduğunu ve en az 20 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. On binlerce kişi tutuklu veya gözaltında. Devlet Başkanı Piñera protestoları şiddetle bastıramayacağını anlayınca geri çark etti. Başlangıçta durumu yeterince idrak edemediklerini, emeklilik, sağlık, ekonomik koşulların iyileştirilmesi sözü ve Pinochet dönemi Anayasa’sını referanduma götürme teminatı verdi. İçlerinde kuzeninin de olduğu 8 bakanı görevden aldı. Olaylar sırasında güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu ölenlerin hesabını kim verecek, tutuklanan, işkence gören insanların durumları ne olacak belirsiz. Muhtemelen birkaç bürokrat ve siyasetçinin kafası koparılacak, sosyal/ekonomik fay hatları biraz rötuşlanacak ve “yola devam” denecek. Şili halkı izin verirse!

Şili’de son bir ay içinde cereyan eden bütün bu olup bitenler içinde ilgimi çeken iki haberle karşılaştım. İlk haber çok cılız olarak yer aldı ülkemiz basınında. “Şili’de Eylemciler Polis Veri Tabanını Hackledi” başlıklı haber, önümüzdeki yıllarda protesto gösterilerinin dijital enstrümanlarla destekleneceğini ve belki ön plana çıkacağını gösteriyor. Bu konudaki fikirlerim olgunlaştıkça ayrı bir yazı olarak yazacağım, tahmin edebileceğimizin çok ötesinde olanaklar veriyor dijital dünya. Biraz metaforik bir anlatımla şunu söyleyebilirim: Lenin günümüzde yaşasa “Ne yapmalı?” kitabını yeniden yazardı…

İkinci haberin ayrıntılı analizi için bu yazının “istiap haddi” doldu. Haberi ana hatları ile anlatmakla yetineceğim. Konu üzerinde ayrı bir yazı yazabilmek için yorumlarınızı bekliyor olacağım:

Latin Müziği ile çok haşır neşir değilseniz Müzisyen Mon Laferte adını duymamış olmanız normal. Birkaç gün önce ABD’nin Las Vegas kentinde 20’nci Latin Grammy Ödül Töreni yapıldı. Meksika ve Şili vatandaşı olan Mon Laferte, En İyi Alternatif Müzik ödülünün sahibi oldu. Ödül törenine damgasını vuran olay, Mon Laferte’nin kırmızı halı üzerinde yürürken gerçekleştirdiği eylemdi. Laferte kırmızı halıda yürürken üzerindeki paltoyu indirdi, göğsünde “Şili’de işkence yapıyorlar, tecavüz ediyorlar ve öldürüyorlar” yazıyordu. Kürsüye geldiğinde Şili’de yaşananları özetleyen bir konuşma yaptı ve sözlerini “Adalet gelene kadar mücadele durmayacak” diyerek bitirdi. Mon Laferte daha sonra törende göğsünü açtığı fotoğrafı “Özgür ülkem için özgür bedenim” yazarak Twitter hesabında paylaştı.

Mon Laferte’nin eylemini çok önemli bulduğumu belirtmek isterim. Ülkemizde konu ile ilgili tartışmalar Laferte’nin memeleri üzerinden yapıldı. Bazı istisnaları saymazsam yapılan yorumları tanımlamak için “bayağı ve iğrenç” kelimeleri az gelir. Oysa dünyanın pek çok yerinde kafalarının içinde talaş değil de beyin taşıyan çok sayıda insan Mon Laferte’nin davranışını politik bir eylem modeli olarak ciddiyetle tartıştı, öneriler sundu, sahip çıktı veya eleştirdi. Bir yazımda “Femen” örgütünün eylemleri ile beraber bu konuyu tartışacağım. 1980 döneminde, tutuklu devrimcilerin Selimiye Kışlası’ndan mahkeme salonlarına sıçrayan bir eylemini de yanına iliştireceğim.

Dünyanın dört köşesinde yoksulluğun, açlığın, eşitsizliğin, adaletsizliğin, sömürünün kol gezdiği ülkelerde şiddetle bastırılmaya çalışılan gösteriler giderek artıyor. Gini katsayısı yükseldikçe artmaya devam edecek. Hemen yanımızda ölümlerin birer sayıya döndüğü İran var… Sıra İran yazısında. Bekleyin, yazacağım.

Doğan Alpaslan DEMİR

————————————–

DİPNOTLAR

[i] Konkistador: İspanyol istilacısı

[ii] Domino taşlarının devrildiklerinde sırayla yanlarındaki taşları da devirmeleri esasına dayalı oyundan esinlenerek, Amerikalı siyasetçilerin Soğuk Savaş döneminde bir ülkenin komünist idare altına düşmesinin komşu ülkelere de komünizmin yayılmasına sebebiyet verebileceği varsayımına dayanan teorileri. Kaynak: Vikipedi.

[iii] Şili Cumhurbaşkanlığı konutu darbecilerin uçakları ile bombalanmaya başlayınca Salvador Allende radyodan son kez seslendi Şili halkına: “Size son kez hitap ediyorum. Bu tarihsel geçiş anında, halkıma sadakatimi hayatımla ödeyeceğim. Ama yüzbinlerce Şililinin bilincine düşen tohum er geç yeşerecek.”

[iv] “Şili’de Korkuya ve Diktatörlüğe Hayır” başlıklı yazımı okumanızı öneririm: https://doganalpdemir.com/2017/02/26/silide-korkuya-ve-diktatorluge-hayir/

KAYNAKLAR

1-Doğan Alpaslan Demir, Şili’de Korkuya ve Diktatörlüğe Hayır, 26 Şubat 2017, https://doganalpdemir.com/2017/02/26/silide-korkuya-ve-diktatorluge-hayir/

2- Şili’de neler oluyor, 4 Kasım 2019, Sol Haber.

3- Şili’de Eylemciler Polis Veri Tabanını Hackledi, 11 Kasım 2019, Bianet.

4- Göğsüne yazdığı mesajla Şili’deki işkenceyi duyurdu, 15 Kasım 2019, Artıgerçek.

Kapak görseli: Chile November 8, 2019. REUTERS/Jorge Silva.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: