Sükûnete davet etmek otoritelerin işidir! / Murat ÖZPOLAT - Gazeteler, Haber Manşet, Son dakika Gelişmeleri

istanbul escort

istanbul escort

Anadolu yakası escort

istanbul escort

atasehir escort

escort bayan

Avrupa yakası escort

istanbul escort

beylikduzu escort

atasehir escort

capa escort

mecidiyekoy escort

porno izle

porno izle

porno izle

sexs hikaye

avrupa yakasi escort

brazzers porno

redtube

brazzers porno

porno izle

brazzers porno

porno

sexs hikaye

'; } ?>
Son Dakika Haberler

Sükûnete davet etmek otoritelerin işidir! / Murat ÖZPOLAT

Sükûnete davet etmek otoritelerin işidir! / Murat ÖZPOLAT
Okunma : Yorum Yap

Sükûnete davet etmek otoritelerin işidir!

Stand up gösterisine ağzından işeyebilme yeteneği de ekleyen malum şahsın sebep olduğu kendi içinde ikiye, üçe, hatta dörde bölünebilen bir denklemde ilk aklıma gelen bu karikatür oldu, arayıp buldum. Nereden bakarsınız oradan anlayacağınız türden bir çalışma.

Şimdi gelelim tarihten bugüne “Dokunmayın Şaban’ıma” diyenlerin neden olduğu bu çok bilinmeyenli denklemi çözme uğraşına.

Konunun arasına benim de mensubu olduğum hatta yüzlerce deyişin ve eserin sahibi, keman sanatçısı ve Cem yürüten bir dedenin torunu olarak Alev-i-lik konusunda birkaç bilgi serpiştirmek istiyorum. Bilindiğinin aksine, “Alevilik” “Ali” sözcüğünden türetilmiş bir sözcük değildir. O dönemlerde yapılan Cem-i ayininin gerçek anlamı evrenin ve insanın varoluşunun mistik bir sunumunudur. Evrensel bir şölendir. Alevilik büyük bir deryadır, ummandır. Kişi bu ummandan kabının yettiği kadar alır.

Aleviliği anlamak için önce kendi anlayışının, eğitiminin, görgüsünün ve kabının geniş olması gerekir çünkü Alevilik insanlık tarihi kadar eskidir.

Kökeni İslamiyetten çok öncesine Hitit medeniyeti ile aynı dönemde yaşayan Luvi‘lere ve Likyalılara kadar dayanır.

Luvi sözcüğü Hitit dilinde “ışık insanı”, Likya ise “ışık ülkesi” anlamına geliyordu. Alevi sözcüğü alev kelimesinin sonuna –i eki gelmesi ile oluşturulmuş, “aleve ait, ışığa ait, alevden gelen, ışıktan gelen” anlamında bir kelimedir ancak ateşe ya da ışığa tapmıyorlardı sadece bir felsefe idi.

Çok tanrılı sistemde Alevilik anlayışına göre var oluşun kaynağı ışıktır, enerjidir. Alevilik, yeryüzündeki yaradılış esasının ışık vasıtasıyla gerçekleştiğini kabul eden ilk inanıştır. Bakın burası çok önemli! Alevilik, ışığı yaradan gibi değil yaradanın yansıyan yüzü olarak görür. Bugünkü tabirle “tanrının insanı değil, insanın tanrıyı yarattığı” anlamına gelir. Aleviler üzerinde baskı ve zulümler de o tarihlerde başlamıştır.

16. yüzyıla gelinceye kadar Alevilik içinde asıl zümreyi oluşturanlara verilen isim ışıklar veya ışık taifesi idi. Işık ve ışık taifesi sözcükleri küfre dönüştükten sonra ve bu insanlar üzerine sürek avları ve katliamlar düzenlendiği için bu insanlar isimlerini değiştirmek zorunda kalmışlardır.

Alevilik tüm tarihi boyunca defalarca isim değiştirmiştir. Alevilik kadar farklı isimlere bürünen bir başka topluluk, bir başka inanış daha yoktur yeryüzünde. Bu onlara karşı sürdürülen saldırıların ve katliamların doğal sonucudur. Sonraki süreçte, tüm azınlıklar gibi birçok ulusun himayesi altında yaşamış, dejenere ve asimile olmuş, yine birçok isme ayrılmış ve farklı kültürler ve ritüeller oluşmuştur.

Anadolu’da yaşayan ilk topluluktur Aleviler ve Anadolu Bektaşi Aleviliğinin Arap Aleviliği ile ilgisi yoktur hatta Arap Aleviliği, Şialık vb mezhepler, kökeni İslama ve şerri hukuka dayalı bir sistemdir. Dolayısıyla Anadolu Alevilerinin sembol olarak gördüğü Hz Ali, Hz Hüseyin ve Hz Hasan hiçbir alakası, yakınlığı ve hiçbir bağı yoktur.

Hoca Ahmet Yesevi kültürü ile iyice asimile olan Aleviler, İslamla tanışmış ve Arap Aleviliği ile harmanlanmıştır. Yavuz Sultan Selim’in Araplarla olan savaşının neticesinde Anadolu’da hakim olan Hoca Ahmet Yesevi kültürü de yerini Hanifi mezhebine bırakmış, Anadolu sünnileştirilmiştir. Yani Alevilik çok bilinmeyenli bir denklemdir bu ülkede. Bu yüzden kültür kargaşası yaşanır, bu yüzden inançlar ve ritüeller ayrılır.

Anadolu’da Alevilik kan, klan, din ve mezhep değildir yalnızca, bir kültürdür. Yalnızca Arap coğrafyasında mezheptir, adı da Şia’dır. Tarihsel süreci Hz Ali ile başlar ve bugünlere gelir. Anadolu Aleviliği islamdan çok öncesine dayanan Anadolu’daki ilk medeniyetlerdendir.

Birkaç başlıkla özetleyebilirdim aslında fakat bu konuda pek bir bilgi sahibi olmayan tembihlenmiş öğreti ile sığ ve bağnaz bir anlayışa sahip olan kültürünü İslamla sentezleyen Alevi yurttaşlarımın fütursuz ve eksik bilgilerle yorumlamalarına mani olmak için detaylandırdım.
Yani şu anda yaşadığımız Alevi kültürü İslamla sentezlenmiş, Ehli Beyt ile özdeşleşmiş, Şia (inancı) kültürüyle harmanlanıp sadece ritüellerle ayrıştırılmış bir kimlik karmaşasıdır. Her oluşumda yerini alan bir otorite sınıfı olduğu gibi Alevilikte de vardır ama ne yazık ki üst erkanın (devlet – otoritenin) sadık hizmetkarıdır. Kimilerine göre de kültür ataşesi.

İçinde tasavvuf, tevazu, sevgi, hoşgörü ve edep gibi çok güzel olgular barındırır. Bunlar insanı insan yapan en değerli olgulardır fakat dayatılan yaşam koşulları ve toplumsal etkileşim ile ne kadar doğru orantılıdır?

“İncinsen de incitme” gibi güzel ve özlü sözler, tasavvuf dünyasında yaşıyor olsak, eşsizdir fakat ya yaşadığımız coğrafyada? Yaşanan bunca zulüm neden? Maruz kalanlar kimler? Bu tembihlenmiş öğretiler değil midir bizleri dağlardan dağlara süren, kanımızı nehirlere döken?

12 yaşındaydım “Sivas’ın hesabı sorulacak” naraları yükseldiğinde. Babam da “Çorum’un Maraş’ın hesabının sorulacağı günü” beklemiştir muhtemelen; dedem de devlet eliyle yapılan Dersim katliamının sorumlularının hesap vermesini. Şimdi de Suruç’ta, Ankara’da, Diyarbakır’da, halayın ortasında bomba patlatanların hesap vermesini beklediğimiz gibi.

Neden mi konu nerden nereye geldi?

Konu hiçbir yere gitmemişti, hep bizimleydi.

Şimdi şu tarihin gördüğü en berbat stand up soytarısına tepki vermeyin, ironi yapmış diyenler hatta Alevi olduğu için konuyu meşrulaştırmaya çalışan entelektüel ve marjinaller; bu kişi Alevi değil ise kötü, iddia ettiği gibi Alevi ise daha da kötü; ki tarihten hiç ders almamış, o otelde yanarak ölen 39 canı ve nicelerini ironi ya da espri malzemesi yapmış, gülüşmeler ile sahne performansının başarılı olduğu duygusunun gururunu yaşamıştır.

Bu tür toplumsal konularda yalnızca sandıkta bir araya gelen, milyonlarca Alevinin oylarıyla ayakta duran ama varlığı yokluğu belli olmayan, asimilasyon merkezi ve proje partisi olan bir partiye babadan bağlı olan farkındalık sahibi kişilikler; Mevlanalığa, mesneviliğe soyunmayın. Şahsınıza ve sevdiklerinize zarar verene dünyayı dar edecekken saygınlık ve kabul görme dürtüsüyle toplumsal konularda sükunet gibi gereksiz duyar kasmayın. Zira sükunete davet etmek otoritelerin işidir; tıpkı Alevilerin sahipliğine soyunmuş CHP’nin 50 yıldır sükunete davet ettiği, kanaat önderlerimizin elimize bağlama verdiği gibi.

İran rejiminin Tansu Çiller’e, “Alevileri ya sünnileştirin ya da biz şiileştirelim” dediğini hatırlatayım ve bu sürecin ondan da önce düğmeye basılan bir asimilasyon süreci olduğunu unutmayalım..

Murat ÖZPOLAT

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)