Son Dakika Haberler

Türkiye’de yozlaşan sistem ve Ortaçağlılaş(tır)ma pratikleri / Özgür ÇOBAN

Türkiye’de yozlaşan sistem ve Ortaçağlılaş(tır)ma pratikleri / Özgür ÇOBAN
Okunma : Yorum Yap

Türkiye’de yozlaşan sistem ve Ortaçağlılaş(tır)ma pratikleri

Özgür ÇOBAN yazdı:

“Parlamenter sistem gericiliktir, geriye gitmektir. Bugün parlamenter sistem üzerinde ortak paydada buluşanlar aslında Türkiye’yi kaosa, vesayete sürüklemek isteyenlere, milletin egemenliğinden rol kapmaya çalışanlara yeşil ışık yakmaktadır…” Bu sözler bir süre önce iktidar partisinin bir yetkilisi tarafından sarf edildi. Tırnak içinde yer alan “kaos” ve “vesayet” kelimelerinin görüntü anlamında cümleye renk kattığı açık ancak içlerinin kullanıldıkları yer bağlamında ne kadar boş olduğunu açıklamak gerekiyor.

Türkiye’de, uzun zamandır siyasal İslam eliyle yürütülen/dayatılan Orta Çağlılaş(tır)ma sürecinin epeyce yol katettiği görülüyor. “Bizi kıskandığına” inanılan ülkelerde dijital devrimler art arda patlak verirken, kuantum bilişim teknolojilerine akıl almaz miktarlarda yatırımlar yapılırken, bir zamanlar alkış tufanı arasında “anonim bir şirket gibi” yönetileceği ilan edilen Türkiye’nin iflas hali yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Zannediyorum “kaos” kelimesi bu bağlamda daha anlamlı duruyor.

Tabii ki uygulanmakta olan, modernite öncesi dönemlere ait yönetim anlayışına salt dinselleşmeyle atıfta bulunmak eksik kalır. Yönetmede kullanılan plütokrasi, oklokrasi, oligarşi ve otokrasi hibridi rejim de bizzat orta çağlılaşmaya atıfla geriye kat etme sürecini destekliyor.

Orta Çağ, özetle yönetici sınıfının ikamet ettiği “saray”dan ibarettir. Günümüzde de sarayın olduğu bir ülkede, genel siyaset parlamentolardan değil buradan yönlendiriliyorsa, makamlar ayak oyunlarıyla el değiştiriyorsa, liyakat sistemi paramparça olmuşsa -örneğin hukuk fakültelerine veteriner dekan atanıyorsa- dönemsel benzerlikler açısından bir Orta Çağ düzeninden söz edebiliriz. “Vesayet” kelimesinin de bu paragrafın sonuna yakıştığı açık bir şekilde ortada. Parlamenter demokrasi karşısında Orta Çağ özentisi bir saray rejimi hangi bağlamda “ilerici yönetim” modeli olarak değerlendiriliyor anlamak güç doğrusu. Bununla birlikte Orta Çağ yönetim şekilleri, yine kişisel ve mutlak iktidarlardan müteşekilldir. Bu durum günümüzde yönetenlerin, “benim memurum”, “benim valim”, “benim polisim”, “benim milletim” vb. ifadelerinde ete kemiğe bürünür. Dolayısıyla burada iktidarı denetim altında tutan bir parlamento, anayasa ya da güçler ayrılığı ilkesinden bahsedilemez. Hukuk zaten hiç yoktur. Anayasa, parlamento ve sağlıklı bir şekilde işleyen hukuk sisteminin olmadığı ya da varlıklarının bir anlam ifade etmediği ülkelerde “Orta Çağ” vardır.

Bu nedenle, verili gerçekleri kullanarak medeniyet üreten bilim yerine cehaleti ve mitleri yücelterek, oradan kendisine iktidar üretmeye çalışan siyasal yapılara, “bilime ve eğitime ağırlık ver” demek eşyanın tabiatına aykırıdır. Örneğin, her yıl çıkan orman yangınlarında binlerce dönüm flora alanını, yerin altında ve üzerinde yaşamakta olan milyonlarca hayvandan oluşan devasa büyüklükte faunasını kaybeden bir ülkede, cehaleti bu derece kutsayan yöneticilere, “akla ve öngörüye dayalı icraatta bulunmalısın” demek yine akla ziyan bir yaklaşımdır.

AKLETMEK, EMPATİ…

“Akıl” demişken, “akletmek”, genel anlamıyla tefekkür yani düşünmek, hissetmek ve anlamakla ilişkili eylemleri anlatır. Bununla birlikte insanın 5 duyusunu da kapsamı içerisine alan bir ifadedir. Siyaset açısından bakarsak, akletmek doğru bir hükme varmanın, gerçeğe uygun karar vermenin ve ölçülü davranmanın eylemidir. Empatiye ilişkin bir yönü de vardır doğal olarak. Bu nedenle kendisini, karşısındaki anlayamayan ve hissedemeyen yöneticilerin insafına terk eden bir halkın orman yangınları, depremler benzeri afetlerde canını, malını ve geleceğini kaybetmesi oldukça anlaşılabilir bir durumdur. Bu bağlamda duyacağınız en bilimsel cümle, “mangoyu kurutarak saklayın” ya da “porsiyonları küçültün” olabilir mesela.
Anlaşılan o ki ülkemizin en azından 2002 yılı öncesi bulunduğu noktaya yeniden getirilebilmesi, kaybettiği 20 yılın telafi edilebilmesi için en az bir 50 yıl daha gerekmektedir. Bu da gelişimine devam eden ülkelerle neredeyse 1(bir) yüzyıllık zamansal farka tekabül etmektedir. Zihinsel açıdan ortaya çıkan farkın ise kapatılmasının çok daha zor olduğu görülüyor. Bu durumu, otokrasiye meyilli popülistlerin ülkeler açısından neye mal olduğunu göstermesi açısından değerli bir örnek olarak değerlendirmek gerekiyor.

Bir de Sezen Aksu meselesi var bugünlerde. İlginç gelişmeler yaşanıyor. Daha önce Hollanda’yı protesto ederken portakal bıçaklayan, Trump’ı protesto ederken turp ısıranların fikirdaşları Aksu’nun evinin önünde “dini hassasiyetlerini” dile getirdikleri bir açıklama okumuşlar! “Bize oy verin cennetin anahtarı cebinizde”, “Adayımıza oy vermek mahşerde beraat belgesidir”, “Bakara makara” sözlerine ağzını açamayanlar -diyanet de dahil- şimdi Aksu’ya efeleniyorlar. Yarın seçim zamanı, oy karşılığında yine endüljans satışlarına başlandığında göreceğiz “dini hassasiyetinizi”… Diliniz ensenize kaçacaktır yine kesinlikle.

Her şeye rağmen yine de umudu kaybetmemek önemli. Ne diyor yazar Cenap Şahabetin, “En geveze kuş ümittir. Kalbimizde hiç susmaz.”

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

slot siteleri bahis siteleri hacklink