Son Dakika Haberler

Unutulmaması gerekenler ve unutmaması gerekenler / Veli BEYSÜLEN

Unutulmaması gerekenler ve unutmaması gerekenler / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

UNUTULMAMASI GEREKENLER VE UNUTMAMASI GEREKENLER! / Veli BEYSÜLEN

7 Haziran 2021 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması için hazırladığı, ancak eksikliklerden dolayı Anayasa Mahkemesi’nin daha önce kendisine iade ettiği iddianameyi yeniden mahkemeye göndererek kapatma davasını yeniledi. Aynı gün açıklama yapan HDP sözcüleri, davanın bilinçli bir şekilde 7 Haziran 2015 seçimlerinin yıldönümünde açıldığını, yani 7 Haziran 2015 seçimlerinden intikam alındığını söylediler. İki gün sonra partisinin grup toplantısında konuşan partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “7 Haziran’ı unutmuyoruz” diyerek, 7 Haziran 2015 seçimlerinde iktidarı kaybetmelerini unutmayacaklarını ifade etmek suretiyle HDP sözcülerinin söylediklerini bir nevi doğrulamış oldu. Cumhurbaşkanı’nın, “unutmuyoruz” dediği seçimlere parti olarak giren HDP, başta Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden çıkardıkları olmak üzere, 80 Milletvekili çıkararak AKP iktidarının mecliste çoğunluğu kaybetmesinde büyük pay sahibi olmuştu.

Partili Cumhurbaşkanı’nın, HDP hakkındaki kapatma davasının açıldığı 7 Haziran’dan iki gün sonra, “7 Haziran’ı unutmuyoruz” demesi, davanın hukuki olmaktan çok siyasi olduğunun göstergesidir. Nitekim davayı açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, “Hukukun gereğini yaptık” demek yerine, “Biz elimizden geleni yaptık” diyerek, dava açmak için delil oluşturmaya çalıştıklarını itiraf ediyordu. Evet tüm bunlar, 7 Haziran’ın 2015 seçimlerinin iktidar cephesinde büyük bir travmaya yol açtığını gösteriyor. Yani hep iktidarda kalacağını düşünen ve “Ne olursa olsun iktidarda kalmalıyım” anlayışıyla demokrasi yok edilmiş ve ilkel bir duygu olan intikam duygusu ile hakim gelmiştir. Bugün geldiğimiz noktada, iktidar elinde bulunan yönetme erkini, 7 Haziran 2015 seçimlerinde parlamento çoğunluğunu kaybetmesinin sebebi olarak gördüğü HDP’den intikam almak için kullanıyor. Bir yandan parti hakkında kapatma davası açılırken, diğer yandan bu davayı desteklesin diye 7 yıl önce yaşanmış olan “6-8 Ekim Olayları” gerekçe gösteriliyor ve dönemin parti yöneticileri hakkında ceza davası açılıyor.

Halbuki 6-8 Ekim Olayları, demokratik gösteri hakkına karşı girişilen bir provokasyon olup, ölenlerin çoğunluğu HDP üyesidir. Zira 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde, bu ülkenin milyonlarca Kürt yurttaşı, Suriye iç savaşının yol açtığı otorite boşluğunu kullanan, birçoğu başka ülkeler eliyle dışarıdan bu ülkeye transfer edilmiş cihatçı çetelerin oluşturduğu barbar IŞİD çetesinin, Kürt nüfusun yoğun yaşadığı Türkiye sınırındaki Kobane’ye saldırmasına ve katliama hazırlanmasına hükümetin seyirci kalmasına karşı demokratik gösteri hakkını kullanmıştı. Anayasal bir hak olan demokratik gösteri hakkına karşı, asker, polis ve paramiliter güçlerce girişilen saldırılar sonucu onlarca insan hayatını kaybettiği halde, olaylarda sorumluluğu bulunan devlet görevlileri hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmamıştır. HDP’nin olayların araştırılması ve sorumların ortaya çıkarılması için defalarca verdiği, “Meclis araştırma komisyonu kurulsun” talepli önergeler ise, AKP-MHP bloku tarafından reddedilmişti.

Aslında AKP Genel Başkanı’nın iktidarı kaybetmelerinin tarihi olarak belirttiği 7 Haziran 2015, “unutmayacaklarını” söylemesinden bağımsız olarak Türkiye yurttaşlarınca unutulmaması gereken bir tarihtir. Zira halkın sandığa yansıyan iradesinin, iktidarca tanınmadığı ve sonuçlarının boşa çıkarıldığı 7 Haziran seçimleri ile seçimlerin 1 Kasım 2015 tarihinde yenilenmesine kadar geçen süreçte, Türkiye’nin içine girdiği şiddet sarmalı, patlayan bombalar ve yaşanan katliamların yanı sıra barış sürecinin sonlandırılması ile Kürt sorununda çatışma ortamına geri dönülmesinin bu ülkenin yoksul halklarına, ödettiği bedeller asla unutulmamalıdır. Ne yazık ki, iktidarın seçim sonuçlarını boşa çıkaran hamlelerine, muhalefetin tepkisizliği de eklenince, 1 Kasım tarihinde yenilenen seçimde, iki seçim arasında yaşanan şiddetten gözü korkan seçmen AKP’yi yeniden tek başına iktidara taşıdı. Bir başka deyişle, 7 Haziran 2015 tarihinde sandığa yansıyan halk iradesinin son verdiği AKP iktidarı, Anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde hükümet kurdurulmamasının yanı sıra ülkenin sürüklendiği şiddet ortamı ve yeniden başlayan çatışmaların gölgesinde iktidarda kalmaya devam etti. Ancak gerek iki seçim arasında yaşananlar gerekse sonrasında yaşananlar ve hâlâ yaşanmaya devam edenler, bu ülkeye ağır ekonomik ve siyasi bedeller ödetiyor. Bu nedenle, ayak oyunları ile ülkenin geleceğini belirlemede tek söz sahibi olmaya devam eden iktidar blokunun, aslında iktidarı kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri asla unutulmamalıdır.

Elbette 7 Haziran, sadece seçim sonuçlarının tanınmaması ve AKP’nin yeniden iktidar olması ile sınırlı kalmayan, sonrasında peş peşe birçok olayın yaşandığı bir tarihtir. Zira bu ülkede yaşayan herkesin unutmaması gereken bir başka gerçek ise; 7 Haziran seçimleri ile başlayan süreçten bugüne, bu ülkede yaşananlardır. Seçimlerden 1 yıl sonra, Cumhurbaşkanı’nın ne istediniz de vermedik dediği, AKP’nin iktidar ortağı paralel (FETÖ) yapının,15 Temmuz 2016 tarihinde kalkıştığı darbe girişimi, ardında iktidarın kendi darbesini yapmak suretiyle 20 Temmuz 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etmesi, ülkenin açık cezaevine çevrilmesi, Anayasa güvencesinde olan, demokratik birçok hakkın kullanılmasının yasaklanması, HDP Eşgenel başkanları ile milletvekillerinin tutuklanmaları, AKP-MHP İktidar blokunun OHAL şartlarında dayattığı anayasa değişikliği ile birçok eksiği olmakla birlikte, 1950 yılından beri Türkiye de uygulanmaya çalışılan demokratik parlamenter sisteme son verilmesi ve yerine her şeye tek adamın karar verdiği, iktidar blokunun adına “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” dediği, dünyada örneği bulunmayan yeni yönetim sistemine geçilmesi gibi bir sonucu olan seçimdir 7 Haziran 2015 seçimi. Ve ne yazık ki bu ülkede yürütme, yasama, yargı yetkileri artık tek kişide toplanmış bulunuyor ve denetleme yetkileri ellerinden alınmış olan yasama ile yargı yürütmeyi denetlenmiyorlar.

Aslında hakkında kapatma davası açılmış olsa da, tek hedef HDP değil ve iktidar sadece 7 Haziran 2015 seçimlerinin hesabını sormuyor. Bir bütün olarak muhalefete 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’nin hesabını da soruyor. Zira iktidar 31 Mart Yerel Seçimleri’nde, Türkiye’nin omurgasını oluşturan birçok büyükşehrin belediye başkanlığını, muhalefete kaptırmış olmayı da hazmedemiyor. Bu nedenle seçilmiş HDP’li belediye başkanları ile meclis üyelerini görevden alıp yerlerine memur atadı. Şimdilik diğer partilere mensup başkanları görevden almadı. Ancak onların da yetkilerini kısıyor, çoğunlukta olduğu belediye meclislerinde karar almalarını ve kendi projelerini uygulamalarını engelliyor. Halkın iradesinin temsilcisi, hatta iradenin kendisi olan muhalefete mensup.belediye başkanlarını yok sayıyor. Bu yok sayılma o kadar ileri boyutta ki, muhalefete mensup belediye başkanlarının yönettiği kentlerle ilgili merkezi kararların alınmasında ve uygulanmasında, belediye başkanları değil, devlet memuru olan Vali/Kaymakam gibi mülki amirlerle toplantılar yapılıp kararlar alınıyor. Özellikle 31 Mart 2019 tarihinde kazandığı seçim YSK eliyle iptal edilen ve 23 Haziran 2019 tarihinde tekrarlanan seçimi açık ara kazanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un ölüm fermanı niteliğindeki “Kanal İstanbul” projesine karşı çıkışı nedeniyle hedef tahtasında.

Halbuki Ekrem İmamoğlu, gerek 31 Mart seçimlerinin, gerekse 23 Haziran seçimlerinin propaganda döneminde, Kanal İstanbul’a karşı çıkacağını açıkça beyan etmiş ve halktan oy istemiştir. Dolayısıyla, İmamoğlu’na oy veren İstanbul’un milyonlarca seçmeni, Ekrem İmamoğlu’nun “Kanal İstanbul” projesine karşı çıkmasına onay vermiştir. Daha açık bir ifadeyle onu karşı çıkmakla görevlendirip yetkilendirmiştir. O zaman demokrasinin olmazsa olmazlarından biri olan sandıktan çıkan İstanbul halkının iradesi, iktidarın projesine karşı çıkış yönünde tecelli etmiştir. Zira halk (seçmen) iktidarın projesine onay vermiş olsaydı, İmamoğlu’nu değil, iktidarın adayı Binali Yıldırım’ı seçerdi.

Öte yandan, 24 Haziran 2018 seçimlerinin hemen ardında girilen ekonomik kriz ve üstüne binen pandemiden dolayı derin bir ekonomik krizle boğuşan Türkiye’yi yöneten hükümet, bunlara çözüm bulmak yerine, bilim insanlarının İstanbul’un fermanı dedikleri bir projede ısrar ediyor. Kuşku yok ki, bu proje Türkiye’yi, uluslararası tefeci sermayeye borçlandıracak ve uzun yıllar borç ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya bırakacaktır. Nitekim Cumhurbaşkanı, iki gün önceki konuşmasında, yapılacak ilk seçimlerde iktidar oldukları takdirde Kanal İstanbul’a kredi veren kredi kuruluşlarının paralarını ödemeyeceklerini söyleyen muhalefete, “Söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla alırlar” demek suretiyle, olacaklara dair ipucu verdi. Halbuki ülkede işsizlik hızla artıyor, enflasyon dur durak bilmiyor, temel tüketim ürünlerinin fiyatları her gün artıyor. Yoksulluk hat safhada, işsizlik ve yoksulluktan bunalan insanlar intihar ediyor. Milyonlarca işsizin önemli bir kısmı, genç ve üniversite mezunu. Yüz binlerce öğretmen göreve atanamıyor, emeklilik hakları gasp edilen milyonlarca insan emeklilik haklarının iadesini bekliyor. 13,5 milyon emeklinin 8 milyonu açlık sınırı altında, tamamı ise yoksulluk sınırı altındaki maaşıyla yaşam savaşı veriyor. Nitekim 4 milyon emekli ya bir işte çalışıyor ya da çalışmak için iş arıyor. Tüm bunlara çözüm bulmak yerine, muhalefeti baskı altına almak hatta mümkünse ülkede muhalefet bırakmamak için adımlar atmak iktidarın en önemli hedefi.

Çok açık ki iktidar aynı zamanda, HDP’nin fiili lideri Selahattin Demirtaş’ın da katkısıyla doğru bir şekilde, gerek 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde gerekse 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sürecinde “oyumuzu demokrasi için kullanıyoruz” yönündeki stratejiyi izlemeleri sonucu, birçok büyükşehirde muhalefet adaylarının seçim kazanmasını sağlamasının intikamını da almaya çalışıyor. Zira bu doğru strateji, muhalefeti yakınlaştırmış ve bundan sonraki seçimlerde birlikte hareket etmesinin yolunu açmıştır. Bu strateji ayrıca, farklı siyasi partilere oy veren seçmenler arası dayanışmanın ve demokrasiye inancında pekişmesine vesile olmuştur. İktidar bloku bu birlikteliği bozmak için, bir yandan HDP’yi kıskaca alırken, diğer yandan millet ittifakı bileşenlerinin onunla iş birliği yapmalarının önünü kesmeye çalışıyor.

Elbette tüm bu sorunlar, muhalefet partilerinin, iktidar blokunun bu taktiklerini boşa çıkaracak adımlar atması ile aşılacaktır!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)