Son Dakika Haberler

Veli BEYSÜLEN: Çare yok; siz gideceksiniz, Gezi kalacak!

Veli BEYSÜLEN: Çare yok; siz gideceksiniz, Gezi kalacak!
Okunma : Yorum Yap

ÇARE YOK; SİZ GİDECEKSİNİZ GEZİ KALACAK!

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Yaşadığımız ülke Türkiye, ekonomik, siyasi, hukuki birçok krizin iç içe yaşandığı bir süreçten geçiyor. 21. yüzyılın birinci çeyreğinin sonuna yaklaşıldığı bu dönemde, ülke adeta 19. yüzyılı yaşıyor. Zira insanlığın yüzyıllardır verdiği mücadelelerle elde ettiği demokrasi, insan hakları, düşünce özgürlüğü, hukuk gibi temel kazanımlar yok edildi. 84 milyon insanın ortak değerler etrafında, barış içinde, eşit ve onurlu yurttaşlar olarak yaşamalarını sağlamaya dair kararlar alıp hayata geçirmesi gereken iktidar, eline geçirdiği gücü kendisi gibi düşünmeyenleri baskı altına almak, hapislerde çürütmek, fizikken olmasa da düşünce olarak yok etme politikası uyguluyor.

İktidara geldiğinden bu yana, devletin elinde ne varsa özelleştirme adı altında yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çeken, sosyal devleti yok eden, hazineyi sıfırlayan, üretimi bitiren, ülkeyi uluslararası tefecilere borçlandıran ve uyguladığı ekonomik politikalarla, emeğiyle yaşayan milyonlardan topladıklarını bir avuç sermayeye aktaran, bu uygulamalarının sonucu olan yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik gibi sorunlara çözüm bulamayan iktidar, tüm bunların üstünü örtmek üzere sürekli gerginlik politikası güdüyor. Uyguladığı gerginlik politikası sonucu, daha önce beraatla sonuçlanmış ya da delil yetersizliğinden düşmüş soruşturmaları, uydurma gizli tanık veya üretilmiş sahte delillerle tekrar tekrar açıyor ve düzmece delillerle insanları mahkum ediyor. Bu tür davaların en bariz iki örneği, HDP’li siyasetçilerin yargılandıkları Kobane Davası ile 25 Nisan tarihinde iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, diğer 7 kişiye ise 18’er yıl hapis cezası verilmesi ile sonuçlanan üçüncü Gezi davasıdır. Daha önce iki defa kapanmış bir sorgulamanın olmayan delillerle açılması ve bu denli ağır cezalar verilmesi, yargının, iktidarın muhalifleri susturma sopasına dönüştüğünün kanıtıdır.

Evet, bundan 9 yıl önce, 2013 yılının Mayıs ayının son günlerinde başlayan Türkiye tarihinin, en demokratik, en barışçıl, en yaratıcı, en yaygın ve yüksek katılımlı eylemi olan “GEZİ DİRENİŞİ” yaşandı.

Kuşkusuz bu direniş durup dururken ortaya çıkmadı. Ya da bu direniş birilerinin canı sıkıldı, “Haydi çıkıp eylem yapalım!” demesiyle başlamadı. Milyonlarca insanın ülkenin nerdeyse tamamında sokağa dökülmesine yol açan böylesine yaygın ve geniş katılımlı eylemin görünen nedeni, Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesi ve yerlerine kışla AVM yapılmak istenmesiydi. Hâlbuki hem İstanbul 6. İdare Mahkemesi, hem de İstanbul 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, bu proje hakkında durdurma kararı vermişlerdi. Bu kararlara rağmen, 27 Mayıs 2013 akşamı Parkta çalışma başladı. Ağaçların yerinden sökülmesi üzerine parka gelen Taksim Dayanışması üyeleri, araçların önüne geçerek çalışmalara engel oldular. Ancak ertesi gün çalışmaların yeniden başlaması üzerine, binlerce kişi parkta toplandı ve insanlar ağaçlara sarılarak sökülmelerine engel oldular. Olay bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu ve Türkiye’yi bir ay boyunca sarsan bir eylem dalgası başladı.

Aslında Gezi Direnişi, Gezi Parkı’na yapılmak istenen Topçu Kışlası ile AVM için parktaki ağaçların yerinden sökülmesine karşı başlayan bir direniş olarak gözükse de derinlerde birikmiş bir öfkenin sokağa taşmasıydı. Geniş katılımlı Gezi Direnişi, kendiliğinden gelişen ve herhangi bir otoriteye bağlı olmadan yürüyen bir eylemdi. Kendi hukukunu pratik içinde yazıyor, karşı karşıya kaldığı polis baskısına karşı her seferinde yeni yöntemler geliştirerek yenileniyordu. Bu bir öfke patlamasıydı zira 2002 yılında iktidara gelen AKP, devlete hakim olup iktidarını tahkim ettikçe  baskıyı artırıyor, hayatın her alanına müdahale ediyordu. Yaşama ve yaşam alanlarına müdahalede sınır tanımıyordu. Artık iktidar ne yenip içileceğinden, nasıl giyinileceğine, kimin kiminle yaşayacağından, ailelerin kaç çocuk yapacağına kadar özel hayata müdahale etmeyi kendinde hak olarak görüyordu. Buna, bilimsellikten uzak idari kararlarla hazırladığı rant projelerinin, hukuk tanımazlıkla uygulamaya koyması da eklenince, toplum patlama noktasına gelmişti. Kısacası bu direniş, uzun süredir biriken öfkenin yanardağ misali patlamasıydı. Nitekim Konda Araştırma Şirketi‘nin daha sonra Gezi’ye katılanlardan 4 bin kişiyle yüz yüze yaptığı görüşme sonucu, eyleme katılanların profili ile katılma nedenlerini ortaya koydu. Buna göre katılımcıların eğitim düzeyi yüksekti. Zira %91’i en az Lise mezunuydu. Katılanların %58’i özgürlükleri kısıtlandığı için, %37,2’si hükümet politikalarına karşı olduğu, %30.3’ü ise Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarına tepki gösterdiği için katıldığını söylemişti. Görüldüğü gibi direnişin katılımcıları eğitimli bireylerdi ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına tepki gösteriyorlardı. Bu oranlar, eylemin en önemli nedeninin, hükümet uygulamalarına karşı biriken bir enerjinin patlamaya dönüşmesi olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Polis saldırısının, 27 Mayıs 2013 tarihinde ölçüsüz şiddete dönüşmesi üzerine, Gezi Parkı’ndan yükselen, sağlıklı ve yaşanılır kentlerin, bilimin yol göstericiliğinde tüm demokratik mekanizmalar işletilmek suretiyle alınacak ortak kararlarla kurulması talebi, milyonlarca yurttaşın daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi talebiyle birleşince, 31 Mayıs 2013 tarihinde Gezi Parkı’ndan ülkenin dört bir köşesine yayılarak yepyeni bir boyut kazandı. Biray boyunca ülkenin tamamında milyonlarca insan bazen sokaklara çıkarak, bazen ise balkonlardan tencere tava çalarak gezi parkında nöbet tutanlara destek verdi, onları selamladı. Ne yazık ki, 2013 Mayıs’ının son günlerinden itibaren Haziran ayı boyunca, ülkenin geleceğine sahip çıkmak için alanlara çıkan, slogan atan, şarkı söyleyen, yürüyen, oturan veya duran adam olup kitap okuyan, eylem içinde geliştirdikleri yöntemlerle, dünyanın en barışçıl eylemlerinden birini gerçekleştiren genç, yaşlı, çocuk, kadın erkek milyonlarca insana polisi hınçla saldırttılar, şehirleri gaza boğdular. Binlerce insan yaralandı, polisin gaz fişeklerini ve plastik mermileri nişan alarak atması sonucu, onlarca insan gözünü kaybetti. 8 gencecik insan hayatını kaybetti.

Bütün baskılara rağmen, eylemin ilk gününden itibaren insanlar Gezi Parkı’nda toplandılar. Burada komün oluşturdular, doktorlar, hemşireler ve diğer sağlıkçılar yaralılara anında müdahale edebilmek için nöbet tuttular. İnsanlar evlerinde yemek, börek, çörek, pasta türü şeyler yapıp, parka taşıdılar. Binlerce çalışan iş çıkışı saatlerce parkta nöbet tuttu. Diğer kentlerde her akşam milyonlar, kent merkezlerinde “Her Yer Taksim! Her Yer Direniş!” sloganları ile kentleri inlettiler. Türkiye’nin ilk doğrudan demokrasi ve komün alanı haline getirilen Taksim Meydanı ve Gezi Parkı artık dünya gündemindeydi.

Düşünmekten ve empati yapmaktan uzak, dediğim dedik havasında olan iktidar, baştan beri, kendisinin hukuk tanımaz, baskıcı uygulamalarının yol açtığı bu barışçıl eylemi terörle ilişkilendiriyor ve darbe kalkışması olarak yaftalıyor. Olaylardan sonra, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturmayla, 16 kişi hakkında hazırlanan 657 sayfalık iddianamede, Gezi direnişi bir darbe kalkışması olarak tanımlandı. Sanıklara, protestoları örgütlemek ve finanse etmenin yanı sıra, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçlamaları da yöneltildi. Şubat 2020’de sonuçlanan davada, Osman Kavala dahil dokuz sanık beraat etti, yedi sanığın dosyaları ise ayrıldı.

Kim ne derse desin, Gezi Direnişi farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelerek mücadele ettiklerinde başarabileceklerinin en net göstergesidir. İşte tamda bu nedenle insanların bir araya gelmelerinden çokça korkan iktidar, Gezi ruhunu kirletmek için bu demokratik ve barışçıl eylemi darbe olarak yaftalıyor, terör örgütleri veya faiz lobisi ile iş birliği yapmakla suçluyor.

Gezi Direnişi’ni, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı iddialarıyla yaftalamak ve suç kapsamına almaya çalışmak beyhude bir çabadır. Gezi gizli kapaklı toplantılarda alınan kararlarla hayata geçirilmedi. Gezi hiçbir kimseden emir almadan, tamamen katılımcılarının özgür iradeleri ile aldıkları kararlarla hayata geçmiş bir direniştir.

AİHM’in Osman Kavala kararını uygulamamak için bitmiş davayı uydurma delillerle yeniden açarak hukuku ters yüz etmek ve suçsuz insanlara onlarca yıl ceza vermek, Gezi’nin demokratik ruhunu ve barışçıl eylem olma özelliğini yok etmiyor. Hele ki kendisi Olağanüstü Hal ile Anayasa ve yasaları yok sayan, on binlerce yurttaşı Kanun Hükmünde Kararnamelerle işinden eden, suçun bireyselliğini bir kenara bırakan, evrensel hukuk ilkesi olan “masumiyet karinesini” yok sayarak yargıda ceza almamış insanları suçlu ilan eden bir iktidarın, başkalarını darbecilikle suçlaması kabul edilir bir durum değildir.

Tüm bu nedenlerle, ne kadar ceza verirseniz verin, bu ülkenin emeğiyle yaşayan, ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan milyonlarının sesi olmuş, insanların onur duydukları Gezi direnişi geleceğe yol göstermeye devam ediyor. Yani ne yaparsanız yapın, çare yok, siz gideceksiniz, Gezi kalacak! Tarihin akışını değiştiremezsiniz, tarihte son sözü daima direnenler söylemiştir!

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

slot siteleri bahis siteleri hacklink