Son Dakika Haberler

Veli BEYSÜLEN: Sendikaların ortaya çıkışı ve toplumsal rolü (7)

Veli BEYSÜLEN: Sendikaların ortaya çıkışı ve toplumsal rolü (7)
Okunma : Yorum Yap

SENDİKALARIN ORTAYA ÇIKIŞI, GELİŞİMİ VE TOPLUMSAL ROLÜ! (7)

Daha önce 6 bölümü yayınlanan yazı serimize, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu izleyen ilk yıllarını değerlendirmeye devam ediyoruz.

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Yazı serimizin altıncı bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu’nun sanayileşmeyen feodal bir toplum olduğunu, dolayısıyla sendikaların kurulmasının batı ülkelerinden yaklaşık yüz yıl sonra ortaya çıktığını belirtmiştim. Buna rağmen 1870’li yıllardan itibaren grevler yaşandığını, 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra ise, sendikalaşma konusunda hareketlenmenin başladığını örnekleriyle açıklamıştım. 1908 yılında ikinci Meşrutiyet’in ilanı ile ilk iki ayda 100 civarında grev yaşandığını, buna karşı İmparatorluk sınırları içinde faaliyet gösteren yabancı sermaye ile dönemin basınının baskısı altında kalan hükümetin bir dizi yasaklar getirdiğini yazmıştım. Bu hareketlilik ilk aylardaki düzeyde olmasa da özellikle Rumeli’de 1912 yılına kadar devam etti. Ta’til-i Eşgal Kanunu’nun getirdiği sendikal yasaklamaların yanı sıra, 1909 yılında patlak veren 31 Mart olayı nedeniyle ilan edilen sıkıyönetim, dönemin Osmanlı hükümetinin işçileri baskı altına almasına zemin hazırladı. Öte yandan Balkan Savaşı arkasından patlak veren birinci emperyalist paylaşım savaşı (Birinci Dünya Savaşı) sırasında, çalışma şartları çok ağırlaştı ise de getirilen yasaklamalar ve baskılardan dolayı işçi örgütlenmelerinde ve grevlerde ciddi bir gerileme oldu. Kuşkusuz tüm bunların temel nedeni, peş peşe gelen savaşlardan dolayı ülkede uygulanan baskı rejimiydi. Ayrıca işçiler arasındaki, din ve etnik köken farklılıkları da bu gerilemede önemli bir role sahipti. Diğer yandan Osmanlı Devleti’nin feodal yapısı nedeniyle, kentlerde çalışan birçok işçi köyle bağını koparmadığı için mücadeleye sıcak bakmıyordu. Bu dönemde örgütlenmeler genelde Cemiyet adı altında yapıldı. Bunun yanı sıra, Rumeli’de ortaya çıkan sosyalist hareketler ve kurulan sosyalist fırkalar (parti) işçi örgütlenmeleri ile grevlere aktif destek vermeye çalıştılar. 1912 yılından itibaren işçi hareketi ivme kaybetti.

1918 yılında mütareke imzalanıp savaş son erdi ise de Almanya’nın yenilmesi üzerine, onun müttefiki olan Osmanlı İmparatorluğu’nun, başkenti İstanbul başta olmak üzere birçok önemli kenti işgal edildi. 1919 yılı başından itibaren işçi hareketi yeniden canlandı. İşçiler 1919, 1920, 1921 ve 1922 yıllarında yıllarında birçok grev ve eylem yaptılar ve 1 Mayıs’ı kutladılar.

Böylece Kurtuluş Savaşı yılları geride kaldı ve Osmanlı İmparatorluğu sona erdi. 1923 yılının başında henüz adı konup kuruluşu resmen ilan edilmemiş olsa da 23 Nisan 1920 tarihinde Meclis’in açılması ve Kurtuluş Savaşı’nı yönetmiş, başkenti Ankara olan yeni bir devlet vardı.

Evet, Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, yerine Cumhuriyet kurulmuştu. Yani artık devleti yönetmek babadan oğula geçmeyecek, onun yerine halkın temsilcilerinin yer aldığı meclisin yapacağı yasalara uygun olarak yine meclisin içinden çıkacak olan bir hükümet ülkeyi yönetecekti.

Türkiye Cumhuriyeti resmen kurulmadan önce, 17 Mart-4 Nisan tarihleri arasında toplanan İzmir İktisat Kongresi bir anlamda yeni devletin kalkınmasının yolunu ve uygulayacağı ekonomik sistemi belirleme kongresiydi. Kongrede gündeme getirilen konular tartışıldı ve kararlar alındı. Böylece yeni devletin ekonomik modeli kapitalizm olarak karara bağlandı. İşçi hareketinin güçlü bir şekilde temsil edilemediği kongrede, sermaye baskın çıktı ve liberal iktisat politikası uygulanması benimsendi. Zira kongreye işçiler adına katılan Umum Amele Birliği, işçiler arasında sınıf bilincinin gelişmesinin önüne geçmek üzere sermayenin desteği ile kurulmuş bir birlikti. Kongrede işçi haklarıyla ilgili birçok öneride bulunuldu. Ancak kongreye katılan, çiftçi, tüccar ve sanayi gruplarının iş birliği ile çoğu reddedilirken, kabul edilenlerin çoğunluğu ise kâğıt üzerinde kaldı.

İzmir İktisat Kongresi’nin ardından, ulusal bir işçi örgütü kurma girişimleri oldu ise de katı baskıcı ortam nedeniyle devam edilemedi. Nitekim İstanbul Amele Birliği, ülke çapında bir federasyona dönüşmek üzere 1923 yılında adını ve tüzüğünü değiştirip, Türkiye Umum Amele Birliği adını aldı ise de üzerindeki baskılara direnemedi ve 1924 yılında kendini feshetti. Dağılan Türkiye Umum Amele Birliği’nin yerine Amele Teali Cemiyeti kuruldu. Ancak bu cemiyet, 1927 yılında Takrir-i Sükûn Kanunu’na muhalefetten kapatıldı.

Bu arada doğuda patlak veren Şeyh Sait isyanı nedeniyle, 1925 yılında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu’yla, “sükunu sağlamak” üzere hükümete her türlü cemiyeti kapatma yetkisi verildi. Böylece isyanla uzaktan yakından ilgisi olmayan işçi sınıfının sendikal ve siyasal örgütlenmelerinin tamamı kapatıldı. Nasıl? 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) sürecinde çıkarılan pek çok Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yapılanlarla birbirine benziyor değil mi? Yine Osmanlı döneminden başlayarak kutlanmakta olan 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü kutlamaları yasaklandı. 1935 yılında çıkarılan kanunla, “Bahar ve Çiçek Bayramı” ilan edildi. Aynı süreçte ceza kanununda yapılan değişiklerle de örgütlenme özgürlüğünün önüne bir dizi engel getirildi. Şöyle ki; 1933 yılında 1 Mart 1926 tarihli 765 Sayılı Ceza Kanunu”nun 201. maddesinin ikinci fıkrası şu şeklide değiştirilerek grevi teşvik edenlere hapis cezası getirildi. 8 Haziran 1933 gün ve 2275 sayılı yasanın ikinci fıkrası şöyleydi: “Her kim cebr-ü şiddet veya tehdit ile gerek ameleyi ve gerek ticaret ve sanat sahiplerini veya müteahhitleri yevmiyeleri azaltıp çoğaltmaya veyahut evvelce kabul edilen şartlardan başka şartlar altında mukaveleler kabulüne icbar etmek maksadiyle bir işin tatiline veya nihayet bulmasına sebebiyet verir veya tatilin devamına amil olursa, altı aydan beş seneye kadar hapis ile cezalandırılır.” (Yıldırım Koç, Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Tarihi, Sayfa 27) Bu düzenlemede her ne kadar, her türlü grev, direk yasaklanmıyor gözükse de “cebr-ü şiddet ve tehdit” kullanılması durumunda cezalandırılacağının düzenlenmiş olması, aslında tamamen yasaklanması anlamındadır. Zira bugün bile, bu tür muğlak ifadelerin nasıl kötü niyetle kullanıldığının hepimiz şahidiyiz.

1925 yılında çıkarılan Hafta Tatili Kanunu ile 1926 yılında çıkarılan Borçlar Kanunu’nda işçilere bazı haklar tanındı. Yine 1930 yılında çıkarılan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda kadın ve çocuk işçilerin çalışma usullerine yer verildi ve işçilerin çalışma koşullarında iyileşmeler yapıldı. 1936 yılında çıkarılan 3008 sayılı iş kanununda grevler yasaklanırken, sendikaların yerine, işyeri düzeyinde uyuşmazlıkların çözümü için birtakım mekanizmalar getirildi. Bu anlamda getirilen “İşçi Mümesilliği” uygulamada işletilmeyerek, kâğıt üstünde bir düzenleme olmanın ötesine geçmedi.

Kuşkusuz Cumhuriyet’in kurulduğu 1923 yılından 1946 yılına kadar olan birinci döneminin, çalışma hayatıyla ilgili en önemli kanunu, 1971 yılına kadar yürürlükte kalan 3008 sayılı kanundu. Kanun, içinde birçok yasak barındıran bir kanundu. Bu kanun, bireysel iş ilişkileri konusunda koruyuculuğu esas almışken, sendika, toplu sözleşme ve grev konularındaki yasakçı içeriğiyle alabildiğine otoriterdi.   

Nazi Almanyasının başlattığı ikinci emperyalist paylaşım savaşının bitmesinin ardından dünyada demokrasi ve insan hakları rüzgarının esmeye başlamasından etkilenen Türkiye’de 1946 yılında Cemiyetler Kanunu’nda değişiklikler yapılarak, sınıf temelli örgütlenmeler kurulmasına serbestlik sağlandı. Ancak sendika kurma özgürlüğüne kavuşan işçilerin, kısa zamanda birçok sendika kurmalarının telaşlandırdığı iktidar Aralık 1946’da sıkıyönetim ilan etti. Sıkıyönetim bütün işçi kuruluşlarını kapatarak yöneticilerini mahkemeye verdi.  

Tüm bu yasak ve ceza tehditlerine rağmen, işçilerin yükselen mücadelesi ile savaş sonrası dünya genelinde yükselen demokrasi ve özgürlük mücadelesi iktidarı sendikal hakların kullanımına imkân tanıyan düzenlemeler yapmaya zorladı. Kuşkusuz iktidarı bu düzenlemeyi yapmak zorunda bırakan bir başka etken ise, 1946 yılında çok partili hayata geçilmiş olmasıydı. Zira gerek Cumhuriyetin kurucu felsefenin temsilcisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile onun içinden çıkmış aynı felsefenin diğer temsilcisi Demokrat Parti (DP), demokratik hak ve özgürlükler konusunda kıyasıya bir yarış içine girmişlerdi. Tüm bu etkenlerin bir araya gelmesi ile 1947 yılında 5018 sayılı “İşçi Sendikaları ve Sendika Birlikleri (Konfederasyon) Hakkında Kanun” kabul edildi. Yasa, sendikaların asıl işlevleri olan Toplu Sözleşme ve Grev haklarını tanımayan, sendikaları hükümetin kontrolünde tutmayı amaçlayan bir yasa olmakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk sendikalar kanunu olması bakımından önemliydi.  

Yazı serimiz, çok partili hayata geçilmesinden başlayarak Türkiye’de sendikaların kurulması ve geçirdiği evrelerin anlatımıyla devam edecektir. Bir daha görüşünceye kadar hoşça kalın, sağlıcakla kalın!   

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

dedektif
Alanya escort Manavgat escort Fethiye escort Kemer escort Didim escort Çanakkale escort Aydın escort Muğla escort Tekirdağ escort Manisa escort Balıkesir escort Trabzon escort Elazığ escort Ordu escort Kütahya escort Isparta escort Rize escort Kahramanmaraş escort Yalova escort Giresun escort Yozgat escort Tokat escort Şanlıurfa escort Sivas escort Batman escort Erzurum escort Sinop escort Kırşehir escort Karaman escort Kırıkkale escort Bolu escort Amasya escort Niğde escort Uşak escort Edirne escort Çorum escort Osmaniye escort Zonguldak escort Van escort Erzincan escort Söke escort Bodrum escort Çerkezköy escort Akhisar escort Bandırma escort Ayvacık escort Akçaabat escort Karakoçan escort Altınordu escort Tavşanlı escort Eğirdir escort Ardeşen escort Afşin escort Altınova escort Bulancak escort Sorgun escort Erbaa escort Viranşehir escort Zara escort Kozluk escort Aziziye escort Ayancık escort Kaman escort Ermenek escort Keskin escort Gerede escort Göynücek escort Bor escort Banaz escort Havsa escort Osmancık escort Bahçe escort Alaplı escort Başkale escort Kemah escort Nazilli escort Fethiye escort Çorlu escort Alaşehir escort Altıeylül escort Biga escort Araklı escort Kovancılar escort Fatsa escort Simav escort Yalvaç escort Çayeli escort Dulkadiroğlu escort Çiftlikköy escort Espiye escort Sarıkaya escort Niksar escort Suruç escort Yıldızeli escort Sason escort Horasan escort Boyabat escort Mucur escort Sarıveliler escort Yahşihan escort Göynük escort Gümüşhacıköy escort Çamardı escort Eşme escort İpsala escort Sungurlu escort Hasanbeyli escort Çaycuma escort İpekyolu escort Refahiye escort Kuşadası escort Marmaris escort Süleymanpaşa escort Turgutlu escort Susurluk escort Gelibolu escort Of escort Ünye escort Domaniç escort Fındıklı escort Elbistan escort Çınarcık escort Tirebolu escort Akdağmadeni escort Turhal escort Eyyübiye escort Suşehri escort Yakutiye escort Gerze escort Mengen escort Merzifon escort Ulukışla escort Sivaslı escort Keşan escort Kadirli escort Ereğli escort Özalp escort Tercan escort Efeler escort Didim escort Çine escort Dalaman escort Menteşe escort Milas escort Ortaca escort Seydikemer escort Ergene escort Kapaklı escort Malkara escort Salihli escort Şehzadeler escort Soma escort Yunusemre escort Ayvalık escort Bigadiç escort Burhaniye escort Gönen escort Karesi escort Çan escort Yenice escort Ortahisar escort Yomra escort Perşembe escort Pazar escort Onikişubat escort Pazarcık escort Türkoğlu escort Eynesil escort Görele escort Piraziz escort Yağlıdere escort Çayıralan escort Boğazlıyan escort Zile escort Siverek escort Karaköprü escort Haliliye escort Akçakale escort Şarkışla escort Gemerek escort Oltu escort Palandöken escort Mudurnu escort Suluova escort Taşova escort Toprakkale escort Kilimli escort Tuşba escort Üzümlü escort