Son Dakika Haberler

Sizce ‘dış güçler’ kimin destekçisi / Veli BEYSÜLEN

Sizce ‘dış güçler’ kimin destekçisi / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

Sizce ‘dış güçler’ kimin destekçisi?

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Yüzölçümü bakımından dünyanın dokuzuncu büyük ülkesi olan, ancak coğrafyasının önemli bir kısmı çöl olduğu için nüfus bakımından aynı büyüklükte olmayan Orta Asya’nın en büyük ülkesi Kazakistan, 2022 yılına, akaryakıt ürünlerine, özellikle de LPG fiyatlarına yapılan fahiş zamların protesto edildiği tarihinin en büyük gösterilerine sahne oldu. 2 Ocak tarihinde başlayan gösterilerde, içinde polislerinde olduğu yüzlerce insan hayatını kaybetti. Binin üzerinde insan ise yaralandı. Başta başkent Nursultan (eski Astana) ile ülkenin en büyük kenti Almatı olmak üzere ülkenin birçok kentinde savaş görüntüleri ortaya çıktı. Hükümet istifa edip zamların geri alınacağı açıklansa da olaylar durulmadı ve Cumhurbaşkanı Cömert Tokayev, Olağanüstü Hal (OHAL) ilan ederek güvenlik birimlerine göstericilere direk ateş etmeleri ve onları öldürmeleri talimatı verdi. Ayrıca Rusya’nın başını çektiği Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü ülkelerinden yardım istedi. Başta Rusya, bu antlaşmaya dahil ülkeler Kazakistan’a asker gönderdiler ve olaylar şimdilik yatışmış olduğu için birkaç gün içinde ülkeden ayrıldılar.  

Elbette bu görüntülerin ortaya çıkmasının nedenleri konusunda farklı açıklamalar ve değerlendirmeler var. Devlet Başkanı Cömert Tokayev, protestoları son yılların moda deyimi ile dış güçlere bağladı.
 
Ben bir dış politika uzmanı veya analisti değilim. Dolayısıyla bu olayları, çok derin analizler veya komplo teorileri üzerinden değerlendirmeyeceğim. Esas olarak bu yazıda, 30 yıldır Kazakistan’ı yönetenlerin halkı yoksullaştıran politikalarının yanı sıra, iktidar partileri AKP-MHP ile muhalefet partileri CHP-İYİ Parti dörtlüsünün tavır ortaklığını değerlendirmeye çalışacağım.
 
Kazakistan, 30 yıl önce 1991 yılında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) dağılması ile bağımsızlığını ilan eden, geniş coğrafyasında değerli maden kaynakları bulunan bir devlet. Bu devletin ilk Cumhurbaşkanı, bağımsızlığını ilan ettiği süreçte Kazakistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak görev yapmakta olan Nursultan Nazarbayev’dir. Nazarbayev, “Demokrasiden Önce İstikrar” sloganı ile yola çıktı ve ülkeyi yönettiği sürece bu sloganı kullanarak muhalefeti baskı altına alıp susturdu. Nursultan Nazarbayev’in baskı politikalarıyla yönettiği Kazakistan’da 2011 yılında, ülkenin batısındaki Canaözen kenti meydanında maaşları ile çalışma şartlarının iyileştirilmesi için greve çıkmış olan petrol işçilerinin kent meydanında yaptıkları protesto gösterisi sırasında, güvenlik güçleri tarafından üzerlerine ateş açıldı ve 14 işçi yaşamını yitirirken 100’den fazlası ise yaralandı. Tüm bu antidemokratik baskı politikaları yetmezmiş gibi, hakkında bir sürü yolsuzluk iddiası bulunan Nazarbayev, kendisine özel maddeler koydurduğu anayasaya dayanarak bu görevde 28 yıl aralıksız kaldı.
 
30 yıllık madenler zengini devlet Kazakistan’da, yolsuzluk ülkenin gelişmesinin önündeki en önemli engeldir. Halk alabildiğine yoksullaşırken, başta Nursultan Nazarbayev ve ailesi olmak üzere, devleti yöneten elit bir tabaka ile yakın çevresi alabildiğine zenginleşiyor. Dış dünyadan yönelen tepkiler üzerine, Nursultan Nazarbayev önceki yıllarda yolsuzluğa karşı “kutsal savaş” ilan ettiyse de bu göstermelik bir savaş ilanının ilerisine geçemedi. 1990’larda Kazakistan devlet görevlilerinin ABD şirketlerinden rüşvet olarak milyonlarca dolar aldıklarına dair iddialar soruşturulmadı ve açıklığa kavuşturulmadı. 2018 yılında bir röportaj sırasında, BBC’nin dönemin Kazakistan Dışişleri Bakanı’na sorduğu, “Nursultan Nazarbayev ile yakın çevresinin servetlerini nasıl elde ettikleri” sorusuna bakan gayet pişkince, “Bu çok mu ilginç, yalnız benim toplumum Kazakistan’da olan bir şey mi? Diğer ülkelerde de yetenekli insanlar zengin olabiliyor.” Şeklinde cevap vermiş ve devleti yönetenler ile yakın çevrelerinin zenginleşmesini yetenekli olmalarına bağlamıştı.
 
Ham petrol, doğalgaz, altın ve uranyum maden kaynakları zenginliği bakımından dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan ve bu kaynaklarının toplam bedeli 10 Trilyon Dolar olarak değerlendirilen Kazakistan halkı alabildiğine yoksul. Bu nedenle, yolsuzlukların ayyuka çıktığı ülkede yeni yıla girerken halkın günlük hayatında kullandığı mal ve hizmetlerin fiyatları ölçüsüz bir şekilde arttırılınca, halk sokaklara döküldü. 2 Ocak’ta patlak veren esas itibariyle bir öfke birikimiydi. Dolayısıyla iddia edildiği gibi protestolar herhangi bir örgüt veya lider tarafından organize edilmedi. Nitekim televizyonların röportaj yaptıkları bazı göstericilerin, “Biz sabırlı bir halkız, 30 yıldır sabırla ülkeyi düzeltecek diye bu yönetimin arkasında durduk, ancak artık sabrımız taştı!” demeleri de bunun kanıtıdır. Yıllardır demokrasinin olmadığı bir ülkede örgütlü etkili bir muhalefet yokken, aşırı fiyat artışlarına karşı kendiliğinden geliştiği her halinden belli olan protestoların iç muhalefet ile dış güçler tarafından organize edildiğinin açıklanması tam bir komedi. Komediden öte, halkın öfkesinin nedeni olan yolsuzluk politikalarını gözden kaçırmaya yönelik illüzyondur.
 
Görüldüğü gibi ülkeler farklı olsa da, yönetenlerin halkın kendisini yoksullaştıran politikalarına karşı sokağa taşan tepkilerine karşı yaptıkları açıklamalar değişmiyor. Özellikle yabancı sermayeli şirketlerle girdikleri çıkar ilişkileri ile ülke kaynaklarının işlenmesinde ve pazarlanmasında bu şirketlere imtiyazlar tanıyanların, yurttaşların doğal tepkilerini dış güçlerin işi diye yaftalamaları günün modasına uymaktı.  
 
Gelelim Kazakistan halkının, rüşvet, yolsuzluk, zam ve yoksulluk çarkına karşı sokağa taşan tepkisine karşı Türkiye siyasetinde ortaya çıkan iktidar muhalefet ortaklığına. Evet, TBMM’de grubu olan partilerden HDP dışındaki 4 Parti, iktidar ortakları AKP-MHP ile muhalefet ittifakı CHP-İYİ partinin grup başkanvekilleri, 12 Ocak 2022 tarihinde TBMM Başkanı Mustafa Şentop başkanlığında bir araya gelerek ortak bir bildiriye imza attılar.
 
Bildirinin içeriğinin; Kazakistan yönetiminin 30 yıllık anti demokratik yönetim felsefesinin yanı sıra, Türkiye’de demokrasiyi yok eden tek adam yönetimi felsefesiyle paralellik arz etmesi, iktidar blokunu oluşturan AKP-MHP açısından olmasa da iktidarın tam karşısında, demokrasiden yana konumlandıkları iddiasında olan CHP-İYİ Parti açısından oldukça sorunlu bir durumdur. Nitekim, 30 yıldır Kazakistan’ı “Önce İstikrar Sonra Demokrasi” sloganı ile yöneten demokrasi tanımaz yönetimin bu sloganına paralel bir şekilde, “Kazakistan’ın istikrar ve huzuru bizler için ülkemizin barış ve huzuru kadar önemlidir. Kazakistan halkının sağduyusu ve yönetimin dirayetli tutumu sayesinde olayların yatışmaya ve ülkede durumun normale dönmeye başlamasından memnuniyet duyuyoruz.” denmesi, demokratik değerlerin yok sayılmasına destek verilmesinden başka bir şey değildir. Oysa Kazakistan Cumhurbaşkanı, güvenlik güçlerine halka direkt ateş etmeleri ve onları öldürmeleri talimatı vermiştir. Hâl böyleyken, yönetenlerin dirayetli tutumundan dem vurmak, demokratik haklarını kullanan insanların devlet tarafından öldürülebileceklerinin kabulünden başka bir şey değildir. Burada sokağa çıkanlar şiddete başvurdular diyenler olacaktır. Bence bunun iki nedeni vardır: Birincisi yukarıda belirttiğim gibi ülkede demokrasinin olmaması. Muhalif siyasi partilerin, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin, halkın sokağa taşan tepkisine öncülük edecekleri, göstericilere yön verecekleri güçlerinin bulunmaması. İkincisi ise, güvenlik birimlerinin aldıkları talimatla halka karşı silah kullanmalarının kurumsal denetimden yoksun göstericileri şiddete yöneltmiş olmasıdır. Yani demokrasinin olmadığı ülkede kurumsal demokratik yapılardan yoksun kalan halkın, kendiliğinden gelişen protestolarda, dirayetli denen yönetimin devlet gücünü ölçüsüz kullanmasından dolayı şiddete yönelmiş olması ihtimali burada göz ardı edilmiştir.  
 
Öte yandan, TBMM Başkanı ile dört siyasi parti grup başkan vekilinin imzaladığı bildiride yer aldığı gibi olayların halkın sağduyusu ile yatıştığı hususu tartışmalı bir husustur. Zira yaşananlar, olayların yatışmış olmasının sağduyudan ziyade, devletin protesto hakkını kullanan yurttaşları dış güçlerin maşaları hainler olarak yaftalamasına paralel olarak, güvenlik birimlerinin ölçüsüz şiddete başvurmalarının halka saldığı korku sonucu olan geçici bir durum olduğunu gösteriyor. Unutulmamalıdır ki, demokrasi yoksa, zor ve baskıyla sağlanan sözde istikrar pamuk ipliğine bağlıdır. Dolayısıyla, bugün için ölüm tehdidi ile evine çekilmiş olan Kazakistan halkı, kendisini yoksullaştıran yolsuzluk düzeni sürdükçe bir gün yeniden sokağa dökülecektir.
 
Ne yazık ki, demokrasiyi savunması gereken TBMM’nin açıklamasında güçlü bir demokrasi vurgusunun olmaması, Kazakistan yönetiminin demokrasiyi uygulamaya çağırılmaması, protestocuların seslerine kulak verilmesi ve taleplerinin karşılanması için gerekenlerin biran önce yapılması gerektiğinin vurgulanmaması, imzacı iki muhalefet partisinin demokrasi samimiyetlerinin sorgulanmasına yol açan bir durumdur. Hele hele Kazakistan olaylarının patlak vermesinden 2 gün sonra 4 Ocak 2022 tarihinde partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, başta imzacı iki muhalefet partisi muhalefeti hedef alan, onlar üzerinden bir bütün olarak Türkiye demokrasi güçlerini ve kendisinin sebep olduğu ekonomik çöküşün yoksullaştırdığı Türkiye yurttaşlarının olası protesto gösterilerini darbe girişimi ile aynı kefeye koyarak, “Sokağa dökülürseniz sizi gittiğiniz yere kadar kovalarız” diyen partili Cumhurbaşkanı’nın başında bulunduğu iktidar bloku partileriyle böylesine sığ bir yaklaşımla demokrasiden uzak, baskı politikaları ile halkı sindiren Kazakistan yönetimine destek veren bir bildiriye imza atmak, iktidarın söylediklerine ve yapacaklarına meşruluk kazandırmaktan başka bir şey değildir. Zira çok açık ki, Kazakistan yönetiminin istikrar dediği kendisi ile uluslararası sermaye ortaklığına karşı çıkılmaması, demokratik hakların kullanılmaması, kullananlara karşı devlet silahının kullanılması ve korkutulan halkın evde oturmasının sağlanmasıdır.   
Tüm bu nedenlerle iki muhalefet partisine şu iki soruyu sormakta yarar var: Yolsuzlukların ayyuka çıktığı, halkın alabildiğine yoksullaştığı, Kazakistan yönetiminin temel tüketim ürünlerinin fiyatlarına yaptığı fahiş zamlara karşı çıkan ve demokratik protesto hakkını kullanan halkın kendiliğinden gelişen bu protestosunu dış güçlere bağlaması ne kadar gerçekçi? Sizce dış güçler, ülke kaynaklarını kendilerine açmış yönetime değil de yoksul halka destek verirler mi?
               
     

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)