Son Dakika Haberler

Kimin Savaşı (6) / Veli BEYSÜLEN

Kimin Savaşı (6) / Veli BEYSÜLEN
Okunma : Yorum Yap

KİMİN SAVAŞI? (6)

Kimin savaşı yazı serisinin bundan önce yayınlanan beşinci bölümünün son paragrafında, bu yazı serimizin son bölümünde Rusya-Ukrayna savaşı üzerinden, ABD ve İngiltere’nin başını çektiği batı dünyasının NATO’nun devamını sağlamak amacıyla dayattıkları yeni iki kutupluluk, bunun için kışkırttıkları vekalet savaşları ile bunların olası sonuçlarını irdelemeye çalışacağımı belirtmiştim. 

Veli BEYSÜLEN yazdı:

Önceki bölümlerde çıkış nedenleri ile savaş süreçlerini açıklamaya çalıştığım Afganistan, Suriye ve Libya saldırıları, Batı’nın yeni savaş stratejisine dair ipuçlarını ele veriyor. Bu stratejiye göre; ABD ile müttefikleri artık bizzat kendileri kara savaşına girmek yerine dışarıdan taşıdıkları paralı veya gönüllü savaşçılara vekalet savaşı yaptırıyorlar. Maalesef bu politikayı uygulayanlar, teröre karşı olma bahanesine sığınarak teröre destek veriyor diye ülkeleri işgal ederken, bizzat kendileri terörist ve terör örgütleri üretmektedirler. Nitekim daha önce başka işgal bölgelerine, şimdi de Suriye’de savaşta zarar görenlere teknik ve insani destek sunmak üzere gitmiş olanların pasaportlarını iptal ederek ülkeye geri dönüşlerine izin vermeyen İngiltere’nin Dışişleri Bakanı, bir süre önce yaptığı bir mülakatta Ukrayna’da Rusya’ya karşı savaşacak uluslararası gönüllü tugayına katılacak olan İngiltere vatandaşlarının pasaportlarının iptal edilmeyeceğini ve ülkeye dönme haklarının korunacağını açıklaması da bunu kanıtlamaktadır. Bu açıklamadan da anlaşılacağı gibi, Ukrayna’yı Rusya’yla karşı karşıya getiren Batı Rusya’ya karşı savaşmayı göze alamadığı için, sözde gönüllü paralı sivil savaşçılar eliyle savaşı mümkün olduğunca uzatma taktiği ile Rusya’yı zayıflatmayı hedeflemektedir. Yani asıl amaç Ukrayna’yı işgalden kurtarmak değil, savaşın mümkün olduğunca uzamasını sağlamak ve Rusya’yı bataklıkta boğmaktır. Bu eskiden tek devlet çatısı altında kalmış, Nazi Almanya’sına karşı omuz omuza savaşmış iki kardeş halk Rusya ve Ukrayna halklarına acılar çektirecek tehlikeli bir tuzaktır. Bu tuzağı bozacak olan ise; Rusya ve Ukrayna’nın sağduyulu politikalarla sorunlarını masa başında çözmeleridir. Unutulmamalıdır ki, her savaşın sonunda bir barış masası kurulur ve sorunlar orada çözülür. Bir başka deyişle, sorunların çözümü savaşta değil diyaloğa ve karşılıklı konuşmaya fırsat sunan barış masasındadır. Hüner hiç olmaması gereken savaşı uzatmak ve insanlara daha çok acı çektirmek  yerine mümkün olan en kısa zamanda sorunları masada çözmektedir.     
 
Evet, gerek Rusya’nın saldırısına maruz kalan Ukrayna’nın devlet başkanının yaptığı açıklamalar, gerekse fiilen savaşın içinde olmayan Batı’nın, iş adamından (Oligark) sporcusuna, ekonomik faaliyetlerinden sanatçısına hatta sanat eserine kadar Rus olan her şeye karşı aldığı yaptırım kararları, Ukrayna Rusya gerginliğinin bilerek körüklendiğini gösteriyor. Tüm bunların amacı Rusya’yı dünyadan izole etmek ve sistemin dışına atmak suretiyle zayıflatmaktır. Nitekim savaş başlar başlamaz çok ivedi şekilde peş peşe yaptırım kararları alınması, bunun için bir hazırlık yapıldığını ve hangi alanlarda ne tür yaptırım kararları alınabileceğinin belirlendiğini gösteriyor. Tüm bunlar, ABD ile müttefiklerinin, Doğu Avrupa ile Asya kıtasının zengin enerji kaynaklarına ulaşabilmelerinin önünde engel olarak gördükleri, bölge hegemonyasında taviz vermeyen ve bunun için gerektiğinde savaşa başvuran Rusya’yı ablukaya almayı hedeflediklerini açık şekilde ortaya koyuyor.
 
Ne yazık ki Ukrayna, emperyalist batının, dünya hegemonyasının önemli bir parçası olarak gördüğü, Çin dahil Kuzey Batı Asya, Kafkasya ve Orta Asya bölgesinde hakimiyet kurmasının önünde engel olarak gördüğü Rusya’yı zayıflatmak için seçtiği kurbandır. 
 
Tüm bu nedenlerle Ukrayna, Batı’nın kendisini destekleyeceği hatta NATO’ya alacağı gibi yüksek beklentilere girmiş, Zelenskiy ile çevresindeki yönetim kadrosunun öngörüsüzlüklerinin faturasını ödüyor. Kuşku yok ki, Ukrayna yönetiminin, 2014 ve 2015 yıllarında Avrupa Güvenlik Teşkilatı’ndan (AGİT) Almanya ve Fransa’nın garantörlüğünde Rusya ile imzaladığı Minsk antlaşmalarına uymamasının nedeni, ABD ile İngiltere’nin kendisine verdiği güvencelerdir. Dolayısıyla Almanya ile Fransa son ana kadar antlaşmalara uyması hususunda çaba harcarken, ABD ile İngiltere’nin Ukrayna’ya antlaşmalara uymaması ve Rusya ile gerginliği tırmandırması için hangi vaatlerde bulundukları sorusu cevaplandırılması gereken önemli bir sorudur. Örneğin; Antlaşma üzerine, Rusya askeri gücünü, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas ve Luhansk bölgelerinden çektiği halde Ukrayna bu bölgelere özerklik verme konusunda neden adım atmadı? Adım atmadığı gibi, yönetim üzerinde etkinliği bulunan ırkçı paramiliter güçlerin, bu bölgelerde katliama varan faaliyetleri neden durdurulmadı? İçinde çocukların da olduğu binlerce insanın katledildiği ve bu saldırılarından kaçan on binlercesinin ise Rusya’ya sığındığı iddiaları doğru mu? Ukrayna’nın iki kurucu unsurundan olan Rus asıllıların anadili Rusça neden yasaklandı? Sorular… sorular… sorular!
 
Elbette tüm bunlar bir savaş ve işgale haklılık kazandırmaz. Çünkü gerekçesi ne olursa olsun, savaş cinayettir! Hele hele bir devletin, isteklerini kabul ettirmek için askeri güce başvurması ve komşusu bir başka devleti işgale kalkışması asla kabul edilemez. Kuşku yok ki bir işgale karşı, bugüne kadar birçok işgal ve savaşa imza atmış olanlardan yardım dilenmek ve onların timsah göz yaşlarından medet ummak, barışı koruma niyetinin samimiyetini sorgulatır. Zira bunun sonucu olsa olsa bir emperyalist güçten kaçanın diğer emperyalist güce sığınması olur. 
 
Üzerinden 77 yıl geçmiş olan ikinci emperyalist paylaşım savaşının bitişi olan Japonya’ya Atom Bombası atılmasından başlayarak, dünyadaki gelişmeleri, ülkelerin içişlerine müdahale, darbe, sabotaj, katliam ve işgaller sürecini, üç ayrı dönem halinde değerlendirmek gerekir. Bunlar savaşın bitiş aşaması ile Varşova Paktı’nın kurulduğu 1955 yılları arası, 1955 yılından Varşova Paktı’nın dağıldığı 1990 yılına kadar geçen süre ve 1990 sonrasıdır.     
 
Doğrusu ne Zelenskiy, batı televizyonlarının iki yıl önce bir tatbikat sırasında çekildiği iddia edilen askeri üniformayla halkın ve savaşan askerin içindeymiş görüntülerinde gösterildiği gibi bir özgürlük ve barış savaşçısı, ne de Putin, kapitalist emperyalist sistemin karşısına halkların ebedi kurtuluşunu sağlayacak bir sistemi müjdeleyen kurtarıcı. Ne yazık ki, her ikisi de tutuştukları emperyalist yayılmacı savaşla, Rus ve Ukrayna halkları ile tüm insanlığa acı veriyorlar.
 
Sanıyorum son günlerde bu konuyu en yalın biçimde HDP onursal Başkanı Sayın Ertuğrul Kürkçü şu cümlelerle açıkladı: “Batı’nın Ukrayna’nın ‘NATO’ya katılma özgürlüğü’ olarak sunduğu anlaşmazlığın gerçekte NATO’nun sınırsız dünya egemenliği hırsını örten tersine çevrilmiş bir ‘özgürlük’ gerekçesi olduğuna kuşku yok. Bir askeri pakta katılmak özgürlüğün değil egemenliğin konusudur. Ama, Putin’in Ukrayna istilasının insanlığa daha yüksek bir vaadi müjdelediğini kim söyleyebilir. Gelecek ufku olarak ‘Batı’ modelinden daha yüksek, kapitalizmi aşan bir medeniyeti değil, post-modern bir Rus Çarlığı’nın restorasyonu hedefinden başka bir şey sunamayan bir saldırganlıkla insanlığa seslenilemez. Bu, yalnızca acıklı bir hırsla beslenen kıyıcı bir savaşa yol açabilir. Dünya, Doğu ve Batı’nın oligarklarının tükenmek bilmeyen hırslarının kıskacında bir kez daha yok oluşun eşiğine sürüklenirken, geleceği, sadece Batı’nın ve Doğu’nun barış ve özgürlük güçlerinin sokaklara taşmaya başlayan uluslararası dayanışmasında arayabiliriz.”

Bu yazıyla 6 bölümlük, “KİMİN SAVAŞI” yazı serimiz sona erdi. Bu yazı serisinin amacı, savaş karşıtlığı gözüyle savaşın görünen ve görünmeyen taraflarının geçmişlerini görünür hale getirerek, özellikle son yıllarda birçok savaş ve işgale imza atmış olanların, savaş karşıtlığındaki samimiyetsizliklerini gözler önüne sermekti.  
 
Evet, hiçbir savaş ve işgalin haklı gerekçesi olamaz. Bu nedenle Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı olmak insan olmanın gereğidir. Ancak geçmişte savaş ve işgallere imza atmış olanların argümanları ile savaşa karşı çıkılması, bir başka zaman bir başka yerde ortaya çıkacak olan işgalleri meşru görmek gibi bir tuzağa düşmek olur. Unutulmamalı ki, atılan her bomba sonuçta insanları hatta diğer canlıları öldürecektir. Dolayısıyla, savaş karşıtlığının kıstası, bombanın kim tarafından atıldığı değil, onun canlıların en temel hakkı olan yaşama hakkına kastettiğinin bilince çıkarılmasıdır.  
 
Savaşa gerçek anlamda karşı olmanın bile cesaret işi olduğu günümüz dünyasının kurtuluşunu, varlık nedeni savaş olanların samimiyetsiz timsah gözyaşlarında değil, Sayın Kürkçü’nün dediği gibi, “Batı’nın ve Doğu’nun barış ve özgürlük güçlerinin sokaklara taşmaya başlayan uluslararası dayanışmasında arayabiliriz.”

Bir başka yazıda buluşuncaya kadar hoşça kalın, sağlıcakla kalın! 
                                                            
 

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

slot siteleri bahis siteleri hacklink