Gülten Akın: 'Şiirin Anası' / Mahmut ÜSTÜN - Gazeteler, Haber Manşet, Gündem
Son Dakika Haberler

Gülten Akın: ‘Şiirin Anası’ / Mahmut ÜSTÜN

Gülten Akın: ‘Şiirin Anası’ / Mahmut ÜSTÜN
Yorum Yap

Gülten Akın: ‘Şiirin Anası’

Gülten Akın’ı 2015 Kasım ayı başında kaybetmiştik. … 82 yaşındaydı… Üzerinden dört yıl geçmiş… Işığı daim kalacak ama, aydınlatmaya devam edecek çevresini, bu kesin…

Ümmüşşiir” derdi Cemal Süreya, Gülten Akın’ı tanımlamak için… “Ümmüşşiir” yani “şiirin anası”…
Gülten Akın için pek çok ve birbirinden güzel sıfatlar kullanılmıştır… Örneğin şair Akif Kurtuluş’un “vicdan ana”sı da bunlardan biridir…

Önündeki sıfat değişse de “analık” en temel, en vazgeçilmez ve hemen herkesin ortaklaştığı bir vasıftır Gülten Akın’da…
Çok da yerindedir…
Gülten Akın aşka, topluma, doğaya vb. hep bir ana sorumluluğuyla ve sevgisiyle yaklaşmıştır…

Şiiri bir ana kucağı; dizeleri sarıp sarmalayan ana kolları gibidir…

“Kadın Şair”

Gülten Akın edebiyat dünyasının en önemli kadınlarındandır… Milliyet Gazetesi’nin 2008 tarihinde yaptığı bir ankette, sanatseverlerce “Yaşayan En Büyük Türk Şairi” olarak onurlandırılmış, pek çok ödüle layık görülmüş, şiirleri yabancı dillere çevrilmiş, 40’a yakın şiiri bestelenmiş bir kadın edebiyatçıdır o…

“Kadın bakışı” şiirlerinin en önemli unsurlardandır doğal olarak… Kadınların kuşatılmış, edilginleştirilmiş, ikincilleştirilmiş hallerine ve genel olarak ataerkilliğe yönelik çok belirgin bir itiraz vardır şiirlerinde. Sezen Aksu tarafından bestelenen “Deli Kızın Öyküsü” bu açıdan önemli bir örnektir…
Ama Gülten Akın, “kadın sorunu”nu şiirlerinde başlı başına sorunsal haline getirmiş bir şair de değildir. Kadın sorunu, bir kadın-erkek ikilemi içerisinde değil; mevcut ahlak ve din anlayışı ile ataerkilliğin ve kapitalizmin ürettiği “sistemik bir sorun” olarak yer alır Akın’ın şiirlerinde.

Akın’ın şiiri kadınların erkekler karşısındaki sesi gibi değildir. “Kadın bakış açısı” ile “ana duyarlılığı” iç içe geçmiştir. Gülten Akın, erkek-kadın tüm evlatlarına şefkatle seslenen bir ana kadındır.

“Büyü”nün şairi…

Gülten Akın “Büyü’nün şairidir. İki ayrı anlamda böyledir bu. Birincisi, Gurup Yorum tarafından da bestelenen, çok bilinen ve sevilen “Büyü” şiirinin şairidir. Hani şu “Büyü de on yedine geldiğinde/ büyü de baban sana/ idamlar alacak” diye sonlanan şiirin.

Fakat “Büyünün şairi” tanımlaması, esas olarak Gülten Akın’ın şiirinin genelini tanımlar. Akın, geleneksel halk şiirinin özelliklerini modern şiirin kuralları temelinde yeniden üreten bir şairdir. İlahi, ağıt, masal, destan ve geleneksel halk edebiyatının sahip olduğu o gizemli/ büyülü atmosfer Gülten Akın’ın şiirinde yeniden yaşam bulur. O’nu şiirimizin “Yaşar Kemal’i” olarak nitelendirmek çok yanıltıcı olmayacaktır. Yaşar Kemal nasıl romanlarında temel olarak “geçiş süreci”nin sancılarını ana tema olarak seçtiyse; Akın’da ata topraklarından kente göç etmek zorunda kalan insanların dramına özel bir yer vermiştir şiirlerinde…

“Halkçı şair”

1950’li ve 60’lı yıllarda yaşanan göçün yarattığı kentsel dramlar Akın’ın şiirlerinin başat temalarındandır.
Akın, göç olgusunu temalaştırdığı şiirlerinde kentleşmeyi, kır yaşamı ve doğa karşısında, olumsuz bir öğe olarak işlemiştir. Yaşanan çarpık kentleşme kırlardan insanları sürükleyerek kentlere taşımış ve/fakat kentlerde bu insanlar yalnızlaşmış, güvencesizleşmiş ve yabancılaşmıştır. Akın’a göre, kentte, ötekine duyulan güvensizlik ve antipati iletişimi ortadan kaldırmakta; yalnızlık bireyin “gözleri gibi taşıdığı ve unutulması mümkün olmayan” bir uzva dönüşmektedir. Mevcut kentleşme yalnızca bir maddi yoksullaşmayı artırmakla kalmamakta, güzellik ve değerleri de yok etmektedir. Bir anlamsızlaşma ve yabancılaşma mekânı haline gelmektedir kent.

Akın, “Yüksek Evde Oturanların Türküsü”nde şöyle söyler:

“Evleri yüksek kurdular/Önlerine uzun balkon/ Sular aşağıda kaldı/ Aşağıda kaldı ağaçlar/ Evleri yüksek kurdular/On bin basamak merdiven/Bakışlar uzakta kaldı/ Uzakta kaldı dostluklar.”

Gelenek, ataerkillik vb. eleştirileri ile birlikte düşünüldüğünde açık biçimde görülür ki Akın’ın kentleşme eleştirisinin gelenekselliğe özlem anlamına gelmez. Gelenek ve ataerkillik eleştirileri hatırlandığında bu açıktır. Ama geçmişin olumlu değerlerine bir özlem vardır. Bu değerler bugüne taşınmalıdır Akın’a göre… “Gemiler gelsin eski çağlardan/ Gemiler dolusu aydınlık gelsin” der, “Kendi Yalnızlığında Unutulmuş” isimli şiirinde…

Öte yandan Gülten Akın bu aynı kentleşme sürecinde bir “proleterleşme” ve “aydınlanma”da görür. “Natoyolu” şiirinde şöyle anlatır bu durumu:

“Duvarlarda yazılar, sloganlar/ Bir duvar gazetesi niteliği taşıyorlar/ Yalın ve güncel/ Çocuklar ve kadınlar okumayı/ Söktüler duvarlara bakarak/ Kahrolsun, dediler günde yüz bin kez/Yol diye onu bellediler”

Bu nedenle, kentleşme ve gecekondu gerçeği büyük bir umudun da mekanıdır Akın’ın şiirlerinde…

Gülten Akın, kente yığınlar halinde göçen ve gecekondularda toplaşan bu yoksul halkta, yeni dönemin “Celali isyanlarını” görmektedir.

Ankara’nın ve Çankaya’nın şairi…

Ve biz Ankara ve Çankayalıları özellikle ilgilendiren ve iftihar vesilesi olan bir başka önemli özelliği de var Gülten Akın’ın. O hayatının büyük bölümünü Ankara’da, Çankaya Seyranbağları’nda geçirmiştir. En önemli şiirlerini Ankara’da yazmış, pek çok şiirinde Ankara’yı, Çankaya’yı anlatmıştır. Akın’ın en büyük eserlerinden birinin adı “Seyran Destanı”dır. “42. Gün” isimli kitabı Mamak Cezaevi eksenli olarak 12 Eylül koşullarındaki Ankara’yı anlatır. “Ankara Ankara Güzel Ankara”, “Natoyolu” isimli şiirleri vardır. Gülten Akın Ankara’nın ve Çankaya’nın simge isimlerindendir.

Umudun ve inadın şairi…

Hayatında çok acılar ve hayal kırıklıkları yaşamıştır. 12 Eylül döneminde oğlunun idamla yargılanması gibi, büyük umut bağladığı gecekondulu yoksul insanlarının haksızlıklar karşısında suskunlaşması ve sistemin değerlerine teslim olması da çok sarsmıştır Akın’ı. Bu hayal kırıklığını “Ankara Ankara Güzel Ankara” şiirinde şöyle dizeleştirmiştir.

“Dikildiler Ankara’nın mor dağlarına/İşleri güçleri para para para/ Satıldı birkaç komşu birkaç kuruşa/ Bozuldu birliği mahallelerin”

Ama o tüm bunlara karşı umudunu ve özellikle de inadını hiç kaybetmemiştir. Onun umut ve inat abidesi sözleriyle tamamlayalım bu yazıyı:

“Sardunya diktim bahçeye, sardunya arsız. Arsız olmak çok güzel bir şey. Çünkü arsızlar kök salar. Sürekli her yerden çıkar. Kimse onları öldüremez”

Tıpkı arsız sardunya gibi… Gülten Akın’ın şiirleri de kök salıp ölümsüzleşmiştir.

Mahmut ÜSTÜN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

%d blogcu bunu beğendi: