Son Dakika Haberler

Yeni Alman Hükümeti, Türkiye ve AB’ye tam üyelik meselesi / Özgür ÇOBAN

Yeni Alman Hükümeti, Türkiye ve AB’ye tam üyelik meselesi / Özgür ÇOBAN
Okunma : Yorum Yap

Yeni Alman Hükümeti, Türkiye ve AB’ye tam üyelik meselesi

Özgür ÇOBAN yazdı:

Almanya’da, sosyal demokratlar, yeşiller ve liberaller tarafından kurulacak yeni koalisyon hükümetinin üzerinde anlaştığı konular 178 sayfalık bir metin haline getirilerek kamuoyu ile paylaşıldı. Koalisyonun hareket tarzını ve yaklaşımlarını tespit eden bu metinde, Türkiye ile ilgili kısa bir bölüm de yer alıyor.

Koalisyonun Türkiye ile ilgili yaklaşımlarına bakmadan önce ülkeler arasındaki güncel ikili ilişkilere değinmekte fayda görüyorum. Almanya hükümeti açısından konuya baktığımızda ikili ilişkiler meselesinin nirengi noktasının mülteci anlaşması olduğunu ifade edebiliriz. Almanya’nın, söz konusu anlaşma imzalandığından bu yana, Türkiye’deki insan hakkı ihlâlleri ve uluslararası hukukun dikkate alınmaması benzeri meseleleri dert edindiğini pek sanmıyorum. O nedenle kimse yeni Alman hükümetinden bu yönde itirazlar beklemesin.

Almanya seçimlerinin ardından kaleme aldıkları şatafatlı yazılarda, yeni hükümetin, insan haklarına ilişkin yaşanan ihlâller nedeniyle AKP hükümetine daha sert davranacağını yazan çizen -uman- meslektaşlar -eğer okurlarsa- yayımlanan koalisyon anlaşmasının ardından bu konuda ne gibi inciler döktürecekler merakla bekliyorum doğrusu.

“Şu kazandı, bu kaybetti, Merkel gidiyor, Türkiye ile ilişkiler nasıl bir rota izleyecek? Kesin şöyle olacak yok böyle olacak”… Fallar fallar, masallar masallar… Yazılan çizilenlerin birçoğunun realize edilmesinin mümkün olmadığını pek yakında göreceğiz. Hele hele Almanya’nın, Türkiye’ye yönelik dış politik aksiyonlarının tam aksi yönde transformasyona uğrayacağını iddia edenlerin bu savlarını dayandırdıkları fikri temeli açıklamaları da güzel olurdu değil mi? Bilgilenirdik ama bu olmayacak.

Sanki Türkiye; AB ve Almanya ile bir değerler ya da politikalar manzumesi ekseninde ilişki kuruyormuş da bu diyalektik üzerinden yeni bir alana geçiş yapmak mümkünmüş gibi içi boş, fikri temelleri olmayan cümleler saçılıyor dört bir yana. Şunu hemen vurgulamakta fayda var. Birincisi, Türkiye belirli ve tahmin edilebilir, prensipler üzerinde yükselen bir dış politik aksiyonlar bütününe sahip değil. Şu anda öngörülmesi güç bir bakış açısıyla politika üretiliyor. İkincisi, Almanya ya da AB ile prensipler ve nezaket üzerinden yürütülen ilişki modeli sona ereli hayli zaman oluyor. Artık pragmatizm ön planda. Kazan-kazan bir nevi. Bakınız: yukarıda bahsettiğim ‘mülteci anlaşması‘. Kaldı ki uygulanması nakit ödemeyle teminat altına alınmış bu mülteci anlaşmasının dahi AKP hükümeti tarafından nasıl görmezden gelinebildiğini, otobüslerle Yunanistan sınırına mülteciler gönderildiğinde gördük.

Esas olarak Türkiye, liderinin günlük, anlık duygusal depreşmelerine göre politika üreten bir ülkeye dönüştüğüne göre, daha şimdiden, “Almanya’nın yeni hükümeti ile ilişkiler şöyle olacak, böyle olacak” diye atıp tutmak doğru mu? Bana göre değil.

“TÜRKİYE AB’NİN ÖNEMLİ BİR KOMŞUSU”

Gelelim koalisyon anlaşmasına… Burada Türkiye’ye ilişkin meseleler çok kısa bir paragrafta özetlenmiş. Benim gözüme çarpan en önemli ifade, “Türkiye AB’nin önemli bir komşusu” olduğu. Artık AB’ye tam üyelik için adaylık statüsünün dahi gerisine düşüldüğüne göre demek ki bu ifadeyi uygun görmüşler, “komşu”… Parayla kontrol edilen, para verilince istenilen her şeyi yapacağı test edilip onaylanmış bir komşu, o kadar. Siyasal islamcıların, Ankara Kızılay meydanında havai fişekler eşliğinde başlayan AB’ye üyelik yolculuklarının bittiği yer burası işte.

Türkiye için koalisyon anlaşmasında şöyle deniliyor:

“Türkiye, endişe verici iç siyasi gelişmelere rağmen bizimle kalmalı. Ancak sürekli olarak dış politikada, AB’nin önemli bir komşusu ve NATO ortağı olarak gerginlik yaratıyor. Türkiye’de demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan, kadın ve azınlık hakları kitlesel olarak yok edilmiştir. Bu nedenle AB’ye katılım müzakerelerinde yeni fasıl açmayacağız, açılanları da kapatacağız. AB-Türkiye diyalog gündemine önem vereceğiz.”

Özetle, “Size havadan sudan muhabbet yeter. İşte kapı işte sapı” demişler. AB’ye tam üyelik konusunun, Avrupalılar nezdinde artık bir “mesele” olmaktan çıktığı açık bir şekilde görülüyor.

Ne olacak peki? Yeni dönemde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duygusal hallerini yakından takip eden, Merkel’in “aman idare edelim, ürkütmeyelim” tavrına sahip çıkan, ticari ilişkileri sürdürmek isteyen, mülteci anlaşmasını Afganları da kapsayacak şekilde genişletmeye çalışan bir Almanya göreceğiz. Sanki Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) daha yeni iktidara geliyormuş gibi oradan masal üretmeye çalışmayı saçma buluyorum. Bu parti CDU/CSU ile birlikte 8 yıldır ülkeyi yönetmiyor muydu?

YENİ BİR İLİŞKİ MODELİ

Almanya Türkiye için oldukça önemli bir ülke. İktidar sahipleri ve yancıları tarafından “Türkiye’nin ne kadar başarılı bir şekilde yönetildiğini göstermek için” sürekli kıyasta kullanılan bir ülke. Kıyaslamada Almanya’ya ilişkin olarak kullanılan verilerin tümü üfürükten olsa da bu ülkenin Türkiye günlük yaşantısı içerisinde önemli bir yer tuttuğu açıkça görülüyor.

Sonuç olarak, Türkiye hükümetinin, 3 milyona yakın Anadolu kökenli insanın yaşadığı Almanya’da siyaseten desteğini kaybettiğini görüyoruz. Daha da önemlisi hükümete güven duyulmuyor. Türkiye’nin, havai fişek gösterileri eşliğinde başlayan -güya- demokrasi/AB yolculuğunun otokrasi, nepotizm, oklokrasi ve plütokrasi hibridi bir rejimle sona ermesi meseleyi daha da içinden çıkılamaz bir hale sürüklüyor. Tüm bu nedenlerden ötürü yeni hükümet, artık bir kördüğüm haline dönüşmüş olan, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik serüvenini kalıcı bir nihayete erdirmek için harekete geçebilir.

Koalisyonu oluşturan her 3 partinin de seçim programlarında, Türkiye’ye ilişkin olarak “yeni bir ilişki modeli” oluşturulmasına yönelik yaklaşım öne çıkıyordu. Şimdi bahse konu bu ilişki modelinin AB’ye üyelik sürecini kesin bir şekilde dışlayacağını söylemek yanlış olmaz. Kanımca; mülteciler, silah satışı, ticaret faaliyetleri üzerinden şekillenecek bir ilişki modelinden söz ediliyor. Görünen o ki, AB’ye tam üyelik amacını çoktan rafa kaldırmış olan siyasal islamcı iktidar için de sadece birkaç değiş-tokuş faaliyetini içeren bu ilişki modeli oldukça uygun. Ne de olsa AB’ye tam üyelik için, insan haklarıydı, basın özgürlüğüydü ya da düşünceyi ifade özgürlüğüydü diye çırpınıp konuyu daha fazla kaotize etmeye gerek yok değil mi?

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)